Size bir basketbol maçının sonucunu değiştirecek binlerce farklı şey sayabilirim.
Ancak bunların hepsini her zaman kontrol edemeyiz.
Bununla birlikte, her zaman kontrol edebileceğimiz şeyler de vardır.
Bu durumu daha iyi açıklayabilmek için iki farklı düşünce tarzından yola çıkalım.
Birincisi, her maça ve her rakibe göre en doğru hücum ve savunmayı uygulamak.
Örneğin deplasmanda daha kontrollü, kendi sahanızda ise daha tempolu oynamak gibi.
İkincisi ise deplasmanda ya da kendi sahanızda, her maçta ve her rakibe karşı modern basketbolun gerektirdiği hücum ve savunma anlayışını uygulamak.
Rakibe göre hazırlık yapacaksanız, oyuncularınızın daha önce farklı oyun tarzlarını uygulamış olması ve basketbol akıllarının ileri seviyede olması gerekir.
Bu, üst seviyede yapılabilecek bir şeydir.
Ancak altyapıda oyuncuların alışkanlıklarını değiştirmek o kadar kolay değildir. Örneğin boş bir turnikeyi, süre kazanmak amacıyla kullanmaktan vazgeçmelerini istemek, genç oyuncuların kolayca anlayabileceği bir yaklaşım olmayabilir.
Gelelim kontrol konusuna.
Takımınıza her maç yaklaşık aynı sayıda şut attırabilirsiniz. Bunu kontrol edebilirsiniz. Antrenmanlarda şutları çabuk kullanmaya yönelik çalışıyorsanız, bu alışkanlığın maçlara yansımasını da bekleyebilirsiniz.
Ancak şut yüzdesini kontrol etmek çok daha zordur.
Bunun için yapabileceğiniz şey, antrenmanlarda daha fazla ve daha kaliteli şut çalışmaktır. Fakat bunun sonucu maçta doğrudan yüzde olarak karşınıza çıkmaz.
Bir maçta çok yüksek yüzdeyle şut atan bir takım, ikinci maçta çok düşük bir yüzdeyle şut atabilir. Bu durumda açıklama aramaya başladığınızda rakibin savunmasından, oyuncularınızın maçı yeterince önemsememesinden, hakemin faul çalmamasından, hatta takımın sabah kahvaltısında ne yediğinden bile söz edebilirsiniz.
Oysa potaya ortalama 75 şut atıyorsanız, her maç buna yakın sayıda şut atmayı kontrol edebilirsiniz.
Eğer bir maçta bu sayının çok altında kaldıysanız, bunun nedenini bulmak çok daha kolaydır. Büyük ihtimalle oyuncularınız, beklemedikleri bir dış engelle karşılaşmıştır.
Bu engel, rakibin yaptığı baskı, hücum ribaundları ya da geri koşarak bölge savunmasına geçmesi olabilir.
O zaman sizin yapacağınız şey de bellidir: Antrenmanlarda bu sorunlara karşı çalışmak.
Hızlı hücumu da benzer şekilde kontrol edebilirsiniz.
Yanınızda oturan yardımcı koç, periyot sonunda size kaç hızlı hücum başlattığınızı, bunların kaçında topu potaya kadar götürebildiğinizi ve kaçını sayıyla bitirdiğinizi söyleyebilir.
Siz de bu bilgileri oyuncularınızla paylaşabilir, onları uyarabilir ve gerektiğinde bu konuları antrenmanlarınıza taşıyabilirsiniz.
Kontrol edebileceğiniz bir başka önemli konu ise sert savunmadır.
Maçın başında kolayca yediğiniz altı sayıdan sonra, siz mola almadan bir oyuncunuzun rakibe yapacağı doğru zamanda ve doğru ölçüdeki sert bir temas, oyuncularınızın sizi ne kadar iyi anladığını gösterebilir.
Vücut temasını kullanmak ve bunu bazı kurallarla antrenmanlara taşımak mümkündür. Bump, tag ve box gibi temasların miktarını ve şiddetini çalışabilirsiniz.
Hatta oyunculara, “Şu ana kadar kaç faul yaptınız?” gibi alışılmadık sorular sormak bile onların dikkatini yeniden savunmaya çekebilir.
Tabii ki iyi savunma yapmak, faul yapmak demek değildir. Bunu ölçmenin birçok yolu vardır.
Örneğin rakip topu getirirken size arkasını dönmek zorunda kalıyorsa, bu bile savunmanızın ne kadar agresif ve baskılı olduğunu gösteren kriterlerden biri olabilir.
Sonuçta maçın sonucunu değiştirebilecek binlerce şey vardır.
Ama hepsini kontrol edemeyiz.
Belki de iyi antrenörlük, kontrol edemediklerimize fazla zaman ayırmak yerine, kontrol edebildiklerimizi mümkün olduğunca iyi yapmakla başlar.
Yorumlar
Yorum Gönder