Basketbol koçluğu çok ilginç bir iş.
Her koçun ayrı bir hikayesi var.
Elimden geldiğince koçların hikayelerini okumayı ve dinlemeyi seviyorum.
Bu ilginç işi yapan kişlerin basketbol ile ilgili felsefeleri kadar hayatla ilgili düşüncelerini öğrenmek hoşuma gidiyor.
Dave Odom'da oldukça ilginç bir kişilik.
Şu anda aktif koçluk yapan gençlerin okuması dileği ile Bir Çılgınlık Yürüyüşü ( March Madness ) adlı kitaptan
Odom ile ilgili alıntılarım.
Sonuçta şampiyonluklar istiflediğimiz ve elimizden geldiğinde veya dilediğimizde tekrardan ziyaret ettiğimiz anılardan başka bir şey değiller.
Çünkü bu işte hiçbir şey yeterli değildir.
Bir kere kazanırsınız ikincisini istersiniz.
İkinciyi alırsınız, üçüncüyü.
Hayat böyle işte.
Hiçbir şey hiçbir zaman yeterli olmaz.
Mesele hakiki olan ve hep orada duracak olan bir şeye kilitlenmekte.
Sonuç kovalamaktan keyif almak, yakalamaktan daha önemlidir, zira yakalamanın garantisi yoktur. Şampiyonluk, yemek gibidir sonunda seni terk eder.
Ama anıları terk etmez.
*****************
Odom kliniklerde sayısız saatler boyunca yaşlı koçları dinlemiş onların motion offense ve match-up zone sırasında ne zaman ve nerede eşleşme yapılacağının tartışmalarını izlemişti.
Tek bir şeye ikna olmuştu; koçluk yapmanın salt bir tane doğru yolu yoktu. Tek doğru yol sana en iyi uyanıydı.
******************
Hemen hiçbir zaman setleri çizmek için karatahtayı veya yazı panosunu kullanmazdı.
Mağlubiyetlerden sonra oyuncuları onu dinlerken sıkı bir halka oluşturmasında ısrar ederdi.
“Üzüntünüzü hissetmeme izin verin derdi."
Genelde bir oyuncu ile konuşurken kollarını oyuncusuna dolardı ya da ona doğu eğilip elini oyuncusunun başına koyardı.

Yorumlar
Yorum Gönder