HER TAKIMIN, SERT OLAN VE KAZANMAK İÇİN HER ŞEYİ YAPMAYA GÖNÜLLÜ BİR BAŞ BELASINA İHTİYACI VARDIR.
Bunlar sahanın dışında tanıyabileceğiniz en nazik insanlardır. Sahada ise gerekli ise sizi öldürmesi mümkündür.
Ancak kimseden korkup geri atmayacak birileri de vardır ve ona asıl baş belası benim sen beni hiç korkutmuyorsun diyenlerde çıkabilir.
KOÇ RICK BARNES
Rick Barnes Providence; 14/ 17 galibiyet derecesi ile ilgili; O yıl işimi berbat yaptım, korkunç bir iş çıkardım.
Her şeyin beni etkilemesine izin verdim.
Herkese fevri davrandım, özellikle de oyuncularıma. Kendimi suçlamam gerekirken onları suçladım.
CLEMSON'DAN TEKLİF GELİNCE
Bu defa Barnes’in kendi şartı vardı atletik direktör Robinson takımın en azından iki sene boyunca ACC’nin dibinde süreceğini düşündüğünü göz önüne aldığında en azından yedi yıllık bir kontrat talep etmişti.
ve Robinson teklifi kabul etti.
Böylece 94-95 sezonunda Barnes’in elinde küçük yavaş tecrübesiz bir takım kalmıştı.
Barnes, geçmişte oynadığı hızlı tempoyu burada uygularsa hezimetlerin ardı arkasının kesilmeyeceğini anlamıştı.
Oynanabilecek tek yol yavaş tempoydu. Topu 35 saniye elinde tut ve üç sayılık atışları sokabilmek için dua et.
Bunu bilmek ve oyuncularını buna ikna etmek iki ayrı şeydi. 90’lar üniversite basketbolu tamamen hız, şatafat ve göz kamaştırmadan ibaretti.
Kimse yavaş oynamak istemezdi.
Ve kimse tüm yaz dönemini hayatlarının en yorucu kondisyon antrenmanlarıyla geçirmeyi arzu etmezdi. Ama Barnes’in oyuncularından ısrarla istediği şey buydu.
Eğer benim size söylediklerimi yaparsanız birçok insanı şaşırtabilirsiniz dedi.
Oyuncular o yazdan nefret etmişler ama koçlarına inanmışlardı.
Yavaş tempolu oyun işe yarıyordu. 8 galibiyet ile başladılar.
Ve Duke takımını yendiler.
Amaçları ilk otuz beş dakika skorda yakın kalmayı başarmak sonra da diğer takımların telaşa kapılmasını izlemekti.
Rakip takımı her pozisyonda yavaş tempoda otuz beş saniyelik savunmaları karşısında hücum etmeye mecbur ederek yorarlarsa kazanma şansları vardı.
Hiçbir şey bir koçu, rakip oyuncuyu turnike sırasında hafif iterek basit bir basket faul yemek kadar sinirlendirmezdi.
O yüzden faul yapın derlerdi. Genelde koçlar maçlardan önce tahtaya basket faule yani “üç sayılık oyuna izin vermeyin” yazarlardı bunun anlamı turnikeye faul yapacaksan balyoz gibi darbe indir ve onu serbest atış çizgisine yolla demekti.

Yorumlar
Yorum Gönder