Eskiden basketbol bu kadar yaygın değildi özellikle Anadoluda belirli illerin dışında basketbol ile ilgilenen pek fazla takım çıkmazdı.
Yıldızlar Türkiye Şampiyonası’na katılmak için eleme gruplarına gittiğimiz zaman karşımıza çok zayıf takımlar çıkardı.
Ancak her nedense bu takımların hepsi sözleşmiş gibi 2-1-2 veya 2-3 dizilerek alan savunması yaparlardı.
1-2-2 veya 1-3-1 gibi alan savunması hiç görmezdik.
Sanırım bu dizilişte koçlara güven veren bir yan var.
Benim de öğrendiğim alan savunması 2-1-2 idi.
Hiç unutmadığım talimat “Top ters forvete iken yüksek posta top aldırma”.
Bununla ilgili unutmadığım iki anım var; birisi genç bir oyuncu iken Cavit abi (Altunay) beni A takımın
Darüşşafaka ile oynadığı hazırlık maçında oynatmıştı.
Rakip takımda yeni gelen Amerikalı George Rush (eski bir NBA oyuncusu ) savunmanın önünde oynayan iki kısanın (biri bendim) arasına büyük bir pivot adımı atıp ardından zıplayarak şut atıyordu.
Nerdeyse bizim pivotlar gibi uzun olduğu için durdurmak imkansızdı.
Diğeri ise Almanya’da genç milli takımla çıktığım ilk maçta, yine öndeki iki kısadan biriydim yüksek postun önüne geçmek isterken yere düşmüştüm.
Çok çok iri Polonyalı oyuncu beni ayaklarının arasında sıkıştırmıştı ayağa kalkmak istiyorum ancak balık gibi kıvranmaktan başka bir şey yapamıyordum.
ANTRENÖRKEN
Antrenör olarak ise bir maç aklımdan çıkmaz o kadar hızlı ve tempolu oynamıştık ki rakibin aldığı. olada molada oyuncularıma rakip takımın ne savunma yaptığını sorduğumda onların alan savunması mı yoksa adam adama mı oynadıklarını hiçbiri anlayamamıştı.
Hatta o zaman alan savunmasının etkisinin daha çok psikolojik olduğunu, hem alan hem de adam adama savunmaya tekbir hücumla atak etmenin sorunu çözdüğünü düşünmüştüm.
Savunmayı görünce “yerleşşş bir “demenin sorun yarattığını hiç duraksamadan atak etmenin çok daha verimli olduğuna inanmıştım.
Diğeri ise bunun her maçta uygulanamayacağını bana hatırlatan bir olay.
Milli takımla inanılmaz tempolu oynadığımız bir sezonda tüm rakipleri sürklase ediyorduk.
Ancak çok zayıf bir İsrail takımı erkenden geri koşup alan savunmasına yerleşiyor ve bize hiç hızlı hücum yaptırmıyordu ve maçı zar zor kazandığı.
Bizi o psikolojiye sokmuşlardı.
Zone savunma deyince aklıma Jim Boeheim geliyor. Boheim Amerika’da Syracuse takımında yaptırdığı alan savunması ile meşhurdur.
Coach “K” milli takım antrenörü olduktan sonra jim Boeheim’i bu özelliği için milli takıma almıştır.
Alan savunması deyince aklıma bir dönem Aydın Örs’ün, hiçbir takımın çözemediği ünlü alan savunması geliyor. Avrupa da ilk bir Türk takımına kupa kazandıran savunma…
Alan savunması deyince, Japonya’da yapılan Dünya Şampiyonası’nda 20 sayı öne geçen Yunan takımını yedek oyuncuları ile yakalayan Brezilya takımının bir periyot yaptığı agresif zone savunması geliyor.
Alan savunması deyince, küme düşme ihtimali olan GS takımını çalıştırırken seyirci baskısı altında Brezilya takımının uyguladığı alan savunması ile BJK takımını yendiğimiz maç geliyor.
Alan savunması deyince ufak çocuklara yaptırmayın gelişimini engeller feryatlarına rağmen birçok koçun umursamadan alan savunması yapması geliyor.
Alan savunması deyince aklıma Avusturalyalı bir koçun ufak çocuklara alan savunması yaptırın çünkü pas vermelerini sağlıyor ve asist yapmaya imrendiriyor deyişini hatırlıyorum.
Alan savunması deyince seminerlerde set yerine
2-1-2 savunmanın nereleri zayıf ve nerelerden hücum etmek gerektiğini gösterip set yapmayı koçlara bırakmam geliyor.
Alan savunması deyince adam adama hücum eşleşmesinde sorun olduğu zaman oyuncu değişikliği yapmak yerine alan savunmasına geçildiği günler aklıma geliyor.
Alan savunması deyince…

Yorumlar
Yorum Gönder