Haklı olabilirler. Gerçekten de bazen hak edenin değil, doğru zamanda doğru yerde olanın ya da doğru insanları tanıyanın tercih edildiği oluyor. Üstelik bu yalnızca Türkiye'ye özgü bir durum değil. Dünyanın hemen her yerinde işler biraz böyle yürüyor.
Ancak bir noktayı unutmamak gerekiyor: Koçluk, yalnızca bildiklerinizle değil, o bilgileri gösterebilmek için ne kadar mücadele ettiğinizle de ilgili bir meslek.
İş bulamadığınızda beklemek, yakınmak veya kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine yeni yollar aramak zorundasınız. Bazen bir kapının açılması için önce o kapının önünde uzun süre beklemeniz, hatta içeri girebilmek için hiçbir karşılık beklemeden çalışmanız gerekir.
Elbette bunun garantisi yok. Ama risk almadan, konfor alanınızdan çıkmadan ve gerektiğinde fedakârlık yapmadan bir yere gelmek de kolay değil.
Bugün NCAA'de büyük paralar kazanan, önemli takımları çalıştıran koçların geçmişlerine baktığınızda hiç tahmin etmeyeceğiniz hikâyelerle karşılaşırsınız.
İşte bunlardan biri, kereste fabrikasında forklift kullanarak hayatını kazanan, ardından bir basketbol okulunda gönüllü olarak çalışmaya başlayan ve yıllar içinde önemli bir NCAA koçu haline gelen Rick Barnes'ın hikâyesi.
Belki de genç antrenörlerin bu hikâyeden çıkaracağı en önemli ders şu: Bazen hayalini kurduğunuz yere ulaşmanın yolu, hiç hayal etmediğiniz bir yerden geçer.
İş yok!
Rick Barnes koçluk ve öğretmenlik yapmak istiyordu ama iş bulamıyordu. Geçimini sağlamak için geçici öğretmenlik yapıyor, geceleri ise saat 04.00'ten sabah 08.00'e kadar UPS kamyonlarına yük taşıyordu.
Bir gün arabasına atlayıp çevredeki birçok okulu dolaşmaya başladı. Gittiği her okulda kendisini işe almalarını, karşılığında her türlü işi yapmaya hazır olduğunu söylüyordu. Elinde etkileyici bir özgeçmiş yoktu. Sadece büyük bir isteği ve çalışma azmi vardı. Ancak gittiği her yerden nazikçe teşekkür edilerek geri çevrildi.
Bir arkadaşı başka bir yerde yarı zamanlı çalışıyordu. Barnes onu görmek için dağları aşarak yanına gitti. Arkadaşı ona önemli bir tavsiyede bulundu:
"Bir yerde gönüllü olarak çalışmayı dene. Herhangi bir yerde... Bak, burada bile böyle birine ihtiyacımız olsa seni hemen alırdık. Ama birilerinin karşılığında hiçbir şey beklemeden çalışacak bir koça ihtiyacı vardır. İçeri girmenin tek yolu bu olabilir."
Barnes bu tavsiyeyi ciddiye aldı ve bir basketbol okulunun kapısını çaldı.
"Beni işe alın."
"Verecek bir işimiz yok."
"O zaman gönüllü olarak çalışmama izin verin."
Bunun üzerine okul sahibi ona şöyle bir teklifte bulundu:
"Bak, sana bir şey söyleyeyim. Gel, benim basketbol kampımda çalış. Buraya getirdiğin her kampçı için sana 10 dolar vereyim. Eğer kampta iyi çalışırsan gelecek sezon sana bir iş bulmaya çalışırım."
Barnes elini sıktı. Artık gönüllü olarak da olsa basketbol dünyasına girmişti.
Hayatını kazanmak için her sabah bir kereste fabrikasında forklift kullanıyordu. İşten çıkınca eve geliyor, duş alıp saçlarına ve üzerindeki kıyafetlere sinen talaşlardan kurtuluyor, ardından basketbol okuluna giderek antrenmanları izliyor ve oyuncu seçmelerinde görev alıyordu.
Yemek masasında defalarca uyuyakaldığını anlatıyordu.
Bu çalışma azmi ve iş ahlakı okul sahibinin dikkatini çekti. Önce yarı zamanlı asistan antrenörlüğe terfi etti. Ardından George Mason Üniversitesi'nde tam zamanlı koçluk görevine başladı.
Onunla çalışanlar, kendisinden daha fazla çalışan birini görmediklerini söylüyordu. Sabah saat altıda telefon açsanız onu mutlaka ofisinde bulabilirdiniz.
Altı yıl sonra George Mason'daki çalışmalarının karşılığını aldı ve Alabama Üniversitesi'nde göreve başladı.
Barnes'ın sonraki yılları da kolay geçmedi. Alabama'dan Ohio State'e, oradan yeniden George Mason'a ve ardından Providence'a uzanan bir koçluk yolculuğu yaşadı. Her gittiği yerde yeniden kendisini kanıtlamak zorundaydı.
Ama bir zamanlar iş bulabilmek için kapı kapı dolaşan, geceleri kamyonlara yük taşıyan ve sabahları forklift kullanan o genç adam, sonunda Amerikan kolej basketbolunun önemli koçlarından biri olmayı başardı.

Yorumlar
Yorum Gönder