Basketbolda yeni bilgiler edinmek için seminerlerde oyunculara bilgilerin nasıl aktarıldığını izlemek çok önemli. Bugün internet sayesinde videolar seyretmek, antrenörlerin konuşmalarını dinlemek de ciddi yarar sağlıyor.
Ancak basketbolda öyle konular var ki bunları seminerlerde veya videolarda öğrenebilmek neredeyse imkânsız. Çünkü bu konuları anlayabilmek için önce temel teknik ve taktik bilgisine sahip olmak, ardından da yeniliklere açık olmak gerekiyor.
Burada sözünü edeceğim yenilik bir taktik değil, bir öğretim metodu. Hatta yeni demek de yanlış olur; eminim bu yöntemi uygulamış ve hâlâ uygulayan antrenörler vardır.
Sonuçlarını üst düzey takımlarda görme fırsatı bulduğum bu konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bugünün basketbolunda herkesin beğeniyle söz ettiği Paris ve Valencia'nın hücum tarzlarından bahsediyorum.
Daha önce de yazmıştım. Nellieball ve Seven Seconds or Less gibi örneklerle basketbol tarihinde iz bırakmış bir anlayıştan söz ediyoruz. Gelin, bu konuya bir kez daha dönelim.
Bu oyun tarzını, bütçe ve fiziksel özellikler bakımından daha zayıf takımların atletizmlerini kullanarak eksiklerini kapatmaları ve klasik basketbola kafa tutmaları şeklinde tarif edebiliriz.
Peki, bu tarzın altyapıda uygulanmasının ne gibi avantajları var?
Bence en önemlisi, geniş rotasyonla oynanabilmesi. Böylece oyuncular arasındaki “az oynadım, çok oynadım” tartışması da büyük ölçüde ortadan kalkıyor.
Ancak altyapıda yüksek tempoda oynamak hiç de kolay değil. Bunu anlamak için bir maç sırasında oyuncularınıza kaç kez “Sakin ol!” dediğinizi hatırlamaya çalışın.
İnsan doğası, bir yanlışlık gördüğünde hemen müdahale etme eğilimindedir. Antrenör olarak da ilk tepkimiz çoğu zaman “Dur bakalım!” demek olur.
Bu işe girişecekseniz öncelikle takımınızın her zamankinden daha fazla hata yapabileceğini kabul etmeniz gerekiyor.
Yüksek tempoda oynamak istiyorsanız, her hata olduğunda oyunu durdurup oyuncularınızı uyarmak alışkanlığından vazgeçmelisiniz. Aksiyon bittikten sonra gerekli uyarıyı yapabilirsiniz.
Unutmayın, bu bir alışkanlık meselesidir.
Üstelik oyuncularınıza öğrettiklerinizi bir set parçası gibi anlatamazsınız. Yüksek tempoda karar vermek, yavaş oynarken olduğu kadar kolay değildir. Oyuncunun hem çevresini görmesi hem de çok kısa sürede karar vermesi gerekir.
Dolayısıyla farklı bir öğretim metoduna ihtiyacınız var. Öğretim sırasında alışkanlıkların ve kas hafızasının önemini göz ardı etmeyin.
Mesajlarınız, set öğretirken verdiğiniz ayrıntılı talimatlar gibi olmamalı. Mümkün olduğunca basit, hatta tek bir kelimeyle anlatılabilecek kadar yalın olmalı.
Çünkü her ayrıntı oyuncuyu yavaşlatabilir.
Klasik hızlı hücum düzenlerine bakalım. Ribaundu alan oyuncu, topu çıkaran uzun, kenarlara açılan kısalar, kenarlardan koşan forvetler, arkadan gelen trail oyuncusu…
Bunların her biri belirli görevlerin yerine getirilmesine dayanır.
Topu ortaya sokmak, faul çizgisine yaklaşınca pas vermek, kenardan koşan oyuncuların 45 derecelik açıyla çembere yönelmesi, pası veren oyuncunun potaya doğru cut etmesi…
Bunların hepsi oyunculara belirli görevleri anlatmaktan başka bir şey değil. Üstelik bu kurallar, gerçekleşebilecek birçok hızlı hücum seçeneğini de ortadan kaldırabilir.
Bu sıra dışı yaklaşımı benimsediğinizde çevrenizden ciddi itirazlar geleceğine emin olabilirsiniz.
Hızlı oynamaya başladığınızda bir hata yapılır yapılmaz seyirciler, hatta yorumcular bile bildik cümlelerle karşınıza çıkacaktır:
“Hızlı oynamakla telaşı karıştırıyorlar!”
“Erken atış!”
Bu nedenle yalnızca takımınızı değil, kendinizi de hazırlamanız gerekiyor. Hatalara, eleştirilere ve zaman zaman kötü sonuçlara hazır olmalısınız.
Peki, teknik olarak ne yapmalısınız?
Öncelikle sahayı geniş kullanmayı öğretmelisiniz. Öndeki arkadaşını ve savunmacısını geçmek için yapılan deparlar, topun önce ileriye, ardından paralel hareket etmesini sağlayan paslaşmalar üzerinde çalışmalısınız.
Oyuncularınızın her pozisyonda belirli bir düzeni tamamlamasını beklemek yerine, gelişen durumu görmelerini ve değerlendirmelerini sağlamalısınız.
Son olarak, belki biraz hantal, hatta acımasızca söylersek primitif bir istatistik yönteminden söz etmek istiyorum.
Oyun bu kadar hızlı değişirken ayrıntılara boğulmadan sahada neler olup bittiğini anlamak için uzun zamandır kullandığım basit bir ölçüm var.
Bir takımın çembere gönderdiği iki ve üç sayılık atışların toplamına, kullandığı serbest atışların yarısını ekliyorum. Basket faullerinden kaynaklanan küçük sapmalar olsa da bu yöntem, takımın hücum temposu hakkında kabaca fikir veriyor.
Size tavsiyem, her periyotta en az 20 şut denemesi yapmak ve maç boyunca 80 şut denemesine ulaşmayı hedeflemek.
Elbette bu sayı tek başına iyi basketbol oynadığınız anlamına gelmez. Ancak yüksek tempoda oynamak istiyorsanız, öncelikle bunu gerçekten yapıp yapmadığınızı ölçmeniz gerekir.
Çünkü hızlı oynamayı istemek başka, hızlı oynamayı öğrenmek başkadır.
SON SÖZ :
Hızlı oynamak ancak maç da kazanmak istiyorsunuz işte o zaman bu 80 hücumun yüzde kaçını sayıyla sonuçlandırdığınız. Hücum sayısı arttıkça isabet yüzdeniz düşebilir; tempoyu biraz azalttığınızda ise isabet oranınız yükselebilir. Farklı takımlara karşı oynayacağınız en az on maçta bu verileri takip ederek, takımınız için en uygun tempoyu bulabilirsiniz.

Yorumlar
Yorum Gönder