Herhangi bir
basketbol maçının ardından yapılan yorumları dinlediğinizde konu eninde
sonunda şut yüzdelerine geliyor. Ne kadar ribaunt alırsanız alın, ne kadar iyi
pas verirseniz verin, eğer şut sokamazsanız hiçbir zaman maç kazanamazsınız.
Şut tartışmasız basketbolun en önemli istatistiği ancak bu kadar
önemli olduğu bilinmesine rağmen, günümüzde NBA dâhil birçok üst seviye ligde
oynayan oyuncuların şut yüzdeleri yerlerde sürünüyor.
Halledilmesi kolay
gibi gözüken bu konunun, bir türlü çözüme kavuşturulmaması oldukça ilginç.
Milyonlarca kişinin hayran olduğu bir yıldızın maçın en kritik anında kolay
bir atışı kaçırmasını izlediğimizde bu konun ne kadar karışık olduğunu bir defa daha hatırlıyoruz.
İşin teknik yönüne baktığımızda yüksek yüzde ile şut
atabilmek için her şeyden önce düzgün bir şut mekaniğine sahip olmanız ve her
gün yüzlerce şut atmanız gereklidir.
Ancak ilk gördüğünüzde, yüzünüzde gülümseme
yaratacak kadar komik bir stil ile inanılmaz yüzdelere ulaşan oyuncular, düzgün
mekanik kavramına şüphe ile bakmanıza sebep olurken sakatlıktan yeni çıkmış ve
uzun zamandır hiç şut antrenmanı yapmamış bir oyuncunun attığı her şutu sokması
da, çok tekrar konusuna da şüphe duymamıza neden oluyor.
İnsan psikolojisinin dâhil olduğu her konu gibi şut konusu
da oldukça karışık bir mevzu bu nedenle öğretirken çok dikkatli olmamız gerekiyor.
Oyuncunun yanlış bile olsa kendinden getirdiği bazı ufak farklılıkları değiştirmeden önce biraz seyredip, düşünüp ondan sonra karar vermemizde yarar var.
Geçtiğimiz yıl antrenör seminerlerinde Alt
yapı antrenörlerine şut öğretimi ile ilgili bilgi vermek için yaptığım
çalışmalar sırasında şut mekaniği ile ilgili bazı ilginç tespitlerim oldu ve bunları
burada sizlerle paylaşmak istedim.
Genelde bacakların dengeli ve zıplamaya hazır durumda
olması, vücudun dik olması, topun en yukarıda elden çıkarılması, iki gözümüz ile potayı görebimemiz,atış sonrası elin topu takip etmesi gibi basit
bilgiler, ideal şut stilini tarif etmek için yeterli olabilir.
Ancak daha önce bahsettiğim gibi bu tarife hiç
uymayan ve çok isabetli şut atan birçok oyuncu olduğunu düşünürsek konuyu biraz daha detaylı ele almakta yarar var.
ŞUT MEKANİĞİ
Ben şut atışını üç bölümde inceliyorum, bacakların, gövdenin ve kolların durumu,
bu bölümlerin hepsi birbirinden önemli ancak, birçok farklı pozisyonda bacaklar ve gövde düzgün olmamasına rağmen isabet sağlanabilmesi kolların önemini ortaya çıkarıyor.
Topu elden çıkarmadan önce kollarımızın aldığı duruma “şut cebi” diyoruz. Atış sırasında çok mecbur
kalmadıkça şut cebini bozmamak gerekiyor.
Şut cebi iki nedenden dolayı bozulabiliyor hızlı hareket ettiğimizde dengemizi kaybedersek ve karşımızdaki savunmanın topa
uzanması halinde.
Ne kadar süratli
olursak olalım iyi stop yapamadığımız takdirde dengemizi kaybederiz, bu nedenle
ani süratlenmeler ve ani stop çalışmaları şut atabilmek için çok önemlidir
ancak bu sayede savunmadan kurtulup kolay şut pozisyonu bulabiliriz.
Eğer bu pozisyonu
sağlamak için yeterli çabukluğa sahip değilsek ve boyumuz ortalamanın
üzerindeyse, bu durumu telafi edebilmek için şut cebini yukarıya taşımak bize
yardımcı olabilir.
Şut cebinin yukarıda veya aşağıda olması dışında karar
vermekte zorluk çekilen diğer bir konu da, şut cebinin başımızın yanında mı? Yoksa
hizasında mı? olması sorusudur.
Alışılmış ve en çok kullanılan stil, topu başımızın
üzerinden çıkarmaktır.
Ancak bu atış sırasında dirseğimizin çemberi
göstermesini sağlamak özellikle geniş omuzlu basketbolcular için oldukça zordur,
bu sebeple dirseğimizi kapatmak konusunda fazla ısrarcı olursak belirli bir
istikrarı yakalamamız zor olabilir.
Eğer dirseğimizin çemberi göstermesi konusuna çok
inanıyorsak vücudumuzu (Torso) yan çevirmek işimize yarayabilir.
Şut cebimizin başımızın yanında olması ise pek sık kullanılan bir stil
olmamakla birlikte bugün NBA de birçok keskin nişancı bu stili kullanmaktadır.
Bu stilin farkı, topu
elden çıkardıktan çok sonra görmeye başlarız.
Bu atış şekli bir bakıma nişan alırken sadece
hedefe bakıp, hayali olarak koordinatlarını tespit ettiğimiz bir noktaya topu göndermektir.
Diğer stile alışanlar en çok bu bölümde zorluk çeker ve stil değiştirmekten vaz
geçerler.
Avantajları ise dirseğimizi 45 derece kapatabilmek, bu
sayede güç harcamadan topu kolayca atabilmek ve şut atan kolumuz vücudumuza dik
olduğu için kolayca topu potaya doğru hizalayabilmektir.
Her iki stilin
karışımından onlarca farklı stiller ortaya çıkmıştır, bazı oyuncular hepimizin doğru olduğuna inandığımız kuralları uygulamamasına rağmen iyi şutörleri olmuşlardır.
Ben bu durumu oyuncunun o maçtaki psikolojik
durumu veya form durumu ile açıklayabiliyorum.
Ancak yinede bir gün önce antrenmanlarda tüm şutları sokan
bir oyuncunun ertesi gün oynadığı maçta tek bir isabet sağlayamaması , 29 maç şut sokamayan bir oyuncunun 30. maç % 80 ile 20 sayı atması veya bazı
NBA oyuncularının serbest atış çizgisinde yaşadıkları kâbus dolu anları açıklamak pek kolay değil.








Yorumlar
Yorum Gönder