Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

DRİPLİNG ÖĞRETMEK ( MORİ MARSEL )

Basketbol okullarında daha önce bu sporu hiç yapmamış yüzlerce çocuk genç ve tecrübesiz antrenörlerle parkede buluşuyor.   Basketbolda her ne kadar amaç topu çemberden içinden geçirmek olsa da, ilk ders sahada ilerlemek için gerekli olan dripling çalışmalarıdır.   Bu nedenle çoğu genç antrenör ( oyunculuktan edindiği tecrübeler ve kurslardan öğrendiği bilgilerle)  çocuklara driplingi anlatmaya ve öğretmeye çalışıyor.  Bloğumda yıllarca önce paylaştığım  " ilk dripling " adlı bir postu geçenlerde "sadece basketbol tekniği ağırlıklı konuların konuşulduğu" grubumuzda paylaştım. Postu paylaştıktan sonra, yıllarını bu işe vermiş ve bir çok basketbolcu yetiştirmiş olan sevgili Mori Marsel bu konudaki fikirlerini yazmış.  Ben de bu yazışmayı herkese açık olan bloğumda paylaşarak genç antrenör arkadaşlara farklı bir bakış açısı sunmayı düşündüm.   MORİ MARSEL ;  İlk driplingi öğretmenin değişik yöntemleri olabilir .  Ben iki elle dirsekler...

KEDİCAN'IN KOÇUNDAN VELİLERE MESAJ

Koçumuz diyor ki; “Herkes çocuğunu çok sever. Tüm anne ve babalar çocukları için en iyisini ister- ler.  Ancak bu sevgilerini çocuklarının iyi yetişmesi için kullanmalılar.  Onlara hayatı ve diğer insanlar ile nasıl bir arada yaşayacaklarını öğretmeliler.” Basketbol ise koçların işi; velilerin karışma- ması lazım.  Örneğin; ben Melih’in babası Doktor Murat Bey’e ameliyata girerken, ona neler yap- ması gerektiğini söylüyor muyum? Biz altyapı antrenörleri hem basketbol hem de çocuk eğitimi ile ilgili konularda kendimizi geliştiriyoruz.  Biz hepimiz maçı kazanmak ve kaybetmekten çok daha önemli bir konu ile ilgi lendiğimizin bilincindeyiz.  Sizlere örnek olmalı- yız, hayat dersi vermeliyiz. Bu konuşmadan sonra babamı çok iyi anla- dım.  Bana basketbol oynayayım diye en ufak baskı yapmadı. Basketbol oynamayı benim iste- memi bekledi. Basketbolu bu kadar yakından takip etmesi- ne rağmen, bu çocuk nasıl oynuyor, koçu nasıl diye merak etmiyor ve antrenmanlara bile...

ALTYAPI KOÇLARI "DİKKAT"

Genç bir koçken, duayen bir antrenörle birlikte o dönemin çok popüler bir koçunun antrenmanını izliyorduk. Koç, antrenman boyunca yüksek sesle yaptığı espriler ve söylediği zekice cümlelerle adeta bir gösteri yapıyordu. Üstelik söyledikleri gerçekten akıllıcaydı. Açıkçası ben de oldukça etkilenmiştim. Yanımdaki duayen koç bana dönüp gülümsedi. "Hoşuna gitti, değil mi?" dedi. Başımı sallayınca şu cümleyi ekledi: "Cem, öğretmiyor... Sadece ne kadar akıllı olduğunu hem bize hem de oyuncularına gösteriyor." Aradan yıllar geçti ama o cümleyi hiç unutmadım. Neden böyle bir giriş yaptım? Bugün sosyal medyada yüzlerce, hatta binlerce bireysel antrenman videosu görüyoruz. Gerçekten çok yetenekli genç antrenörler var. Hareketleri mükemmel yapabiliyorlar, biyomekaniğini biliyorlar, en ince ayrıntısına kadar analiz edebiliyorlar. Ama bir hareketi bilmek, onu yapabilmek ya da anlatabilmek; onu öğretebilmek anlamına gelmiyor. Hatta bazı hareketler dışarıdan son derece basit görü...

KADIN BASKETBOLU VE KADIN VOLEYBOLU

Otuz beş yıllık antrenörlük hayatımın on yılını kadın basketbolunda geçirdim. Bu sürenin dokuz yılında A Milli Takım teknik ekibinde görev aldım.  Yaklaşık yirmi yıldır ise kadın basketbolunun içinde değilim. Maçları zaman zaman televizyondan takip ediyorum ama artık sadece bir basketbolsever gözüyle izliyorum.   Bugün kadın voleybol milli takımımızın başarıları hepimizi gururlandırıyor.  Bu başarıları izlerken aklıma ister istemez kadın basketbolunun geçmişi geliyor. Aslında çok ilginç bir benzerlik var. 1990'lı yılların sonunda ne kadın voleybolunda ne de kadın basketbolunda Avrupa'nın üst düzey ülkeleri arasında değildik. O yıllarda kadın basketbolunda Avrupa Şampiyonası'na yalnızca 12 takım katılabiliyordu.  Ev sahibi, son Avrupa şampiyonu ve elemelerden gelen 10 ülke... Türkiye ise henüz Avrupa Şampiyonası'na katılamamıştı.  Resmî bir sıralama yoktu ama Avrupa'da yaklaşık 19-20. sıralarda olduğumuzu söylemek yanlış olmaz. Kadın voleybolunda da tablo çok far...

3x3 GEÇİŞ HÜCUMU ÇALIŞMASI

ASİST YAPACAK OYUNCUYA PAS

Antrenör arkadaşlarla ne zaman hızlı hücum üzerine konuşsak, hep aynı noktayı vurguluyorum. Topu kim alırsa alsın, önceliği dripling değil pas olmalı.  Eğer ileride boş durumda bir takım arkadaşı varsa top hemen ona gitmeli. Böyle bir pas imkânı yoksa, ancak o zaman oyuncu dripling ile ilerleyip yeni bir pas açısı oluşturmalıdır. Ne yazık ki hızlı hücum bir set hücumu olmadığı için birçok antrenör antrenmanlarında bu konuya yeterince zaman ayırmıyor. Çoğunlukla topun mutlaka oyun kurucunun elinde olmasını tercih ediyorlar. Oysa hızlı hücumun doğası buna her zaman izin vermez. Son çalıştırdığım takımlarda bu prensibi büyük bir ısrarla uyguladım. Buna rağmen, hatta belki de bunun sayesinde, beş oyun kurucunun profesyonel kontrat alması bana şunu gösterdi: Hızlı hücumda topu paylaşmak, oyun kurucuların gelişimini engellemez. Tam tersine, doğru karar verme becerilerini geliştirir. Bu yaklaşımın iki önemli faydası olduğunu düşünüyorum. Birincisi, takım daha fazla hızlı hücum sayısı üret...

KARNIMI DOYURAMADIKTAN SONRA...

Tecrübeli tecrübesiz tüm, Altyapı, basketbol okulu ve bireysel koçların sorunlarını YAPAY ZEKA'ya sordum: Ne olacak şu bizim halimiz ?  Bence burada önce sorunun kaynağını doğru tanımlamak gerekiyor. Basketbolda bugün yaşanan sıkıntıların önemli bir kısmı  eğitim problemi olmaktan çok, istihdam problemidir. Basketbolu seven, antrenörlük belgesi alan veya yıllarca bu işin içinde kalan insan sayısı her geçen yıl artıyor.  Buna karşılık profesyonel kulüp sayısı ve tam zamanlı çalışma imkânı aynı hızda artmıyor. Doğal olarak arz-talep dengesi bozuluyor. Bunun sonucunda birçok antrenör: Basketbol okulu açıyor. Bireysel gelişim antrenörlüğüne yöneliyor. Sosyal medyayı müşteri bulma aracı olarak kullanıyor. Bu tek başına yanlış değildir. Ancak sorun,  pazarlamanın eğitimin önüne geçmesi  ile başlıyor.  Çok iyi reklam yapan herkes iyi eğitmen değildir.  Aynı şekilde çok iyi eğitmen olan herkes de kendini pazarlayamayabilir.  İkisini birbirine karıştırmama...

ŞİMDİ ONLAR NEREDELER

Eskiden arşivlere ulaşmak, araştırma yapmak hiç de kolay değildi. Bugün ise yapay zekâ sayesinde arama bölümüne birkaç kelime yazmanız, sizi saatler sürecek bir araştırmadan kurtarıyor. Geçmişte yaşananlara kolayca ulaşabiliyor, hatta yıllardır doğru sandığımız bazı yanılgıları da fark edebiliyoruz. Bunu neden anlatıyorum? Çünkü altyapıda elde edilen başarı ya da başarısızlık, çoğu zaman sanıldığı kadar geleceği belirlemiyor. O turnuvalar, hem koçlar hem de oyuncular için uzun bir yolculuğun yalnızca küçük bir durağı oluyor. Turnuvaları büyük bir heyecanla izliyoruz. O gün yapılan yorumlar, övgüler ve eleştiriler de o günün şartlarında anlam taşıyor. Ancak bazen bir yıl, bazen iki yıl sonra o sonuçların büyük bölümü geride kalıyor. Basketbol yolculuğu ise devam ediyor. Bu hafta U20 Avrupa Şampiyonası maçlarını izlerken geçmiş turnuvalara göz attım. Türkiye'nin bu organizasyonda hem Avrupa şampiyonu olduğu yılları hem de küme düştüğü dönemleri yeniden gördüm. Şampiyon olduğumuz günl...

GUARD OLMAK OYUNKURUCU OLMAK ANLAMINA GELMEZ

Altyapıda genel olarak iki farklı oyun kurucu profiliyle karşılaşıyoruz. Birinci tip oyun kurucu, topu baskı altında getirirken tek bir şey düşünür:  Topu kaybetmemek.  Bu yüzden ne savunmanın dengesini bozmaya çalışır ne de ortaya çıkan avantajı kullanır.  Aynı oyuncuya bu kez "baskıya hücum et" dediğinizde ise bu defa tam tersini yapar; rakip savunma geri çekilip set savunmasına yerleşmiş olsa bile aklına hücumu organize etmek gelmez. İkinci tip oyun kurucu ise oyunu okur. Topu set kurmak amacıyla getirirken, karşısında baskı görürse bunu hemen cezalandırır ve kolay sayı arar.  Ancak "baskıya hücum et" görevi verilmiş olsa bile, rakip savunma geri çekildiğinde ısrarla zorlamaz; takım için en doğru hücum düzeni hangisiyse ona geçer. İşte oyun kuruculuğun özü de budur. Oyun kuruculuk; sadece topu getirmek, set başlatmak ya da baskıyı kırıp sayı üretmek değil. Asıl değerli olan,  hangi durumda neyi, ne zaman yapacağını bilmek. İyi oyun kurucular hücumu ezberle yö...

VÜCUT DİLİ SANDIĞINIZDAN DAHA ÖNEMLİ

Vücut Diliniz Siz Konuşmadan Konuşur Psikologlar, iletişimin büyük bölümünün sözsüz gerçekleştiğini söyler. İnsanlara verdiğiniz mesajın önemli bir kısmı ağzınızdan çıkan kelimelerle değil, duruşunuz, bakışınız ve beden dilinizle iletilir. Bu yüzden vücut dilinizin ne anlattığının farkında olun. Bir antrenörü düşünün. Oyuncularının kambur durduğunu, konuşulurken etrafa baktığını ya da topu gelişigüzel sektirdiğini gördüğünde çoğu zaman şu izlenimi edinir: "Dikkatini vermiyor. Umursamıyor. Disiplinsiz. Dinlemiyor. Anlatılanları gerçekten özümsemiyor. Daha iyi olmayı yeterince istemiyor." Üstelik oyuncu tek kelime etmeden... Bu nedenle iki şeyi unutmayın: Ağzınızı açmadan da çevrenizdekilere sürekli bir mesaj verirsiniz. Bu mesajın ne olduğunu bilmek sizin sorumluluğunuzdur. Şu anda nasıl oturuyorsunuz? Duruşunuz "İlgisiz", "Yorgun", "Bana fazla geliyor", "Gelişmek istemiyor" izlenimi mi veriyor? Antrenör konuşurken nasıl duruyorsunuz?  A...

SİSTEM DEĞİL FELSEFE

Bir ormanda bütün ağaçlar uzunsa, tek bir ağacın uzunluğu kimseyi etkilemez.  NCAA'de de durum böyledir.  Agresif olmak, sonuna kadar mücadele etmek ve hızlı koşmak özel bir meziyet değil, bu oyunun birinci şartıdır. Biz ise hâlâ mücadeleyi, şut veya ribaund gibi övgüyle bahsedilecek ayrı bir özellik olarak görüyoruz.  Hatta bazen sadece mücadele ettiği için kaybeden takımları alkışlıyoruz.  Oysa modern basketbolda mücadele etmek bir tercih değil, zorunluluktur. Dünya basketbolu büyük bir hızla değişiyor. Savunmalar her geçen gün daha agresif hale gelirken, hücumlar da savunma yerleşmeden sayı üretmeye çalışıyor.  Artık "kontrol" denildiğinde akla yalnızca düşük tempo gelmiyor; yüksek tempoda top kaybetmeden ve doğru kararlarla oynayabilmek de oyunu kontrol etmek anlamına geliyor. Bu yüzden bana göre oyunun en önemli bölümü hücum ya da savunma değil,  geçiş oyunudur (transition).   Savunmadan hücuma ve hücumdan savunmaya ne kadar hızlı geçebilirseniz, ...

20 DAKİKA KENDİ KENDİNİZE ŞUT ANTRENMANI YAPMAK ( STEVE NASH )

  Eğer mekaniğinizde sorun yoksa ve kondisyonunuz iyiyse artık ne bir PT'ye ne de bir arkadaşa ihtiyacınız yok. Bir pota, bir top işinizi görür ( bu arada salonda olması şart değil açık saha da yeterli ) her gün 20 dakika bu çalışmayı yapın önümüzdeki sezon herkesi hayrete sürükleyin.  Eğer tek tek pozisyonları çıkarmak için videoyu seyretmek size zor geldiyse bence siz bu işe hiç girmeyin çünkü bu iş önce sabır sonra irade istiyor.  Videoyu sonuna kadar izlemekten bile sıkılıyorsanız bence siz sahaya gidin ve "geri kaçarak" fadeway  üçlük atın. Ancak bu işte ciddiyseniz gerçekten PT veya arkadaşa ihtiyacınız yok.