Antrenör arkadaşlarla ne zaman hızlı hücum üzerine konuşsak, hep aynı noktayı vurguluyorum.
Topu kim alırsa alsın, önceliği dripling değil pas olmalı.
Eğer ileride boş durumda bir takım arkadaşı varsa top hemen ona gitmeli. Böyle bir pas imkânı yoksa, ancak o zaman oyuncu dripling ile ilerleyip yeni bir pas açısı oluşturmalıdır.
Ne yazık ki hızlı hücum bir set hücumu olmadığı için birçok antrenör antrenmanlarında bu konuya yeterince zaman ayırmıyor. Çoğunlukla topun mutlaka oyun kurucunun elinde olmasını tercih ediyorlar. Oysa hızlı hücumun doğası buna her zaman izin vermez.
Son çalıştırdığım takımlarda bu prensibi büyük bir ısrarla uyguladım. Buna rağmen, hatta belki de bunun sayesinde, beş oyun kurucunun profesyonel kontrat alması bana şunu gösterdi: Hızlı hücumda topu paylaşmak, oyun kurucuların gelişimini engellemez. Tam tersine, doğru karar verme becerilerini geliştirir.
Bu yaklaşımın iki önemli faydası olduğunu düşünüyorum. Birincisi, takım daha fazla hızlı hücum sayısı üretir. İkincisi ise açık sahada yalnızca oyun kurucu değil, diğer oyuncular da top kullanmayı, doğru pası vermeyi ve karar almayı öğrenir. Bu da uzun vadede oyuncu gelişimine çok önemli katkı sağlar.
İlişikteki görüntüde pası vermeyen oyuncu ve koçu, yapılan faul nedeniyle pozisyonu çok da kaçmış gibi değerlendirmiyor olabilir. Ancak işaret ettiğim pas zamanında verilseydi büyük ihtimalle kolay bir basket gelecekti. Daha da önemlisi, o basket sadece topu süren oyuncunun değil, doğru koşuyu yapan ve doğru yerde bulunan iki takım arkadaşının katkısıyla kazanılmış olacaktı.
Hızlı hücumun özü de zaten budur: Topu değil, avantajı paylaşmak.
Yorumlar
Yorum Gönder