Ana içeriğe atla

KARNIMI DOYURAMADIKTAN SONRA...






Tecrübeli tecrübesiz tüm, Altyapı, basketbol okulu ve bireysel koçların sorunlarını YAPAY ZEKA'ya sordum:


Ne olacak şu bizim halimiz ? 


Bence burada önce sorunun kaynağını doğru tanımlamak gerekiyor.

Basketbolda bugün yaşanan sıkıntıların önemli bir kısmı eğitim problemi olmaktan çok, istihdam problemidir.

Basketbolu seven, antrenörlük belgesi alan veya yıllarca bu işin içinde kalan insan sayısı her geçen yıl artıyor. 

Buna karşılık profesyonel kulüp sayısı ve tam zamanlı çalışma imkânı aynı hızda artmıyor. Doğal olarak arz-talep dengesi bozuluyor.

Bunun sonucunda birçok antrenör:

  • Basketbol okulu açıyor.
  • Bireysel gelişim antrenörlüğüne yöneliyor.
  • Sosyal medyayı müşteri bulma aracı olarak kullanıyor.

Bu tek başına yanlış değildir. Ancak sorun, pazarlamanın eğitimin önüne geçmesi ile başlıyor. 

Çok iyi reklam yapan herkes iyi eğitmen değildir. 

Aynı şekilde çok iyi eğitmen olan herkes de kendini pazarlayamayabilir. 

İkisini birbirine karıştırmamak gerekir.

İkinci problem ise, zamanla oluşan MAĞDURİYET KÜLTÜRÜDÜR. 

Sürekli iş güvencesi, hakemler, yöneticiler, kurumlar konuşulmaya başlandığında, basketbolun kendisi ikinci plana düşüyor. 

Elbette haksızlıklar vardır; sporun olduğu her yerde olacaktır. 

Ancak bütün başarısızlıkları yalnızca liyakatsizlik, torpil veya kötü niyetle açıklamaya başladığınızda, çözüm üretme kapasiteniz de azalır.

Benim daha çok endişe duyduğum konu ise şudur:

Antrenman konuşmuyoruz. 

Öğretim konuşmuyoruz. Oyuncu gelişimi konuşmuyoruz.

Bir U14 oyuncusuna perde açısını nasıl öğreteceğiz?

Bir U16 takımında pas temposunu nasıl artıracağız?

Karar verme becerisini hangi egzersizlerle geliştireceğiz?

Temaslı bitiricilik nasıl çalıştırılmalı?

Antrenmanın oyuna transferini nasıl sağlayacağız?

Bu soruların yerini sosyal medya polemikleri, dedikodular ve komplo teorileri aldığında, basketbol doğal olarak gelişmiyor.

Milli takımlar konusunda da benzer bir yaklaşım görüyorum. 

Başarılar küçümseniyor, başarısızlıklar ise yalnızca sistemin çürümüşlüğüne bağlanıyor. 

Oysa gerçek daha karmaşıktır. 

Bir ülkenin basketbolu ne tamamen mükemmeldir ne de tamamen başarısızdır. 

Her turnuva, her jenerasyon ve her proje kendi içinde değerlendirilmelidir.

Peki ne yapmak gerekir?

Bence önce bakış açısını değiştirmek gerekir.

Antrenörler birbirlerini suçlamaktan çok birbirlerinden öğrenmeye başlamalı. 

Basketbol konuşulan ortamların sayısı artırılmalı. 

Seminerlerde yalnızca motivasyon değil, sahaya taşınabilecek somut öğretim yöntemleri paylaşılmalı. 

Sosyal medyada "kim haklı" tartışmaları yerine "oyuncuyu nasıl daha iyi yetiştiririz?" sorusu öne çıkmalı.

Çünkü basketbolun geleceğini; öfke, şikâyet ve suçlama değil, daha iyi öğreten antrenörler belirleyecektir.

Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, sorunları inkâr etmek ya da her şeyi karamsarlıkla açıklamak değil; enerjimizi yeniden eğitime, öğretime ve oyuncu gelişimine yönlendirmektir. 

Bu alan güçlendiğinde, basketbolun diğer sorunlarını çözmek de çok daha kolay olacaktır.

Bunlar harika tavsiyeler ama... Antrenör karnını doyuramadıktan sonra "bu söylediklerinden bana ne önce karnımı doyurmam lazım" diye cevap veriyor :

Bu cevap aslında göz ardı edilmemesi gereken bir gerçeği yansıtıyor.

Bir antrenör geçimini sağlayamıyorsa, "önce eğitim" demek ona uzak gelebilir. 

Ancak burada önemli olan nokta şu: karnını doyurmak ile mesleğini geliştirmek birbirinin alternatifi değildir.

Size göre blogda şu düşünce daha güçlü bir tartışma açabilir:

Bugün birçok antrenöre "Daha fazla okuyalım, araştıralım, oyuncu gelişimini konuşalım." dediğinizde benzer bir cevap alıyorsunuz:

"Hocam, bunlar güzel de önce karnımızı doyuralım."

Bu cümleyi küçümsemiyorum. 

Çünkü birçok genç antrenör gerçekten ekonomik zorluklar yaşıyor. Sınırlı sayıdaki kulüpte iş bulmak kolay değil. 

Basketbol okulları ve bireysel antrenmanlar da bu nedenle birçok kişi için bir tercih değil, bir zorunluluk haline geldi.

Ancak şu soruyu da sormamız gerekiyor:

Sadece geçim derdi konuşarak bu sorun çözülebilir mi?

Son yıllarda antrenörlerin bir araya geldiği ortamlarda en çok konuşulan konular; iş güvencesi, maaşlar, hakemler, yöneticiler, torpil, liyakat ve haksızlıklar. 

Bunların hiçbiri önemsiz değil. Ama saatlerce bunları konuşup salondan ayrıldığımızda, ertesi gün yaptığımız antrenman değişiyor mu?

Oyuncularımız daha iyi pas veriyor mu?

Karar verme becerileri gelişiyor mu?

Takım oyunumuz ilerliyor mu?

Ne yazık ki çoğu zaman hayır.

İşin acı tarafı şu: Ekonomik sorunlarımız gerçek olabilir. Ama basketbol bilgimizi geliştirmeyi tamamen bırakırsak, ekonomik sorunlarımızı çözme ihtimalimizi de azaltmış oluruz.

Çünkü uzun vadede bir antrenörün en büyük güvencesi, sahip olduğu bilgi, yetiştirdiği oyuncular ve ortaya koyduğu kaliteli çalışmadır.

Elbette sistemin eksikleri konuşulmalı. 

Daha iyi çalışma koşulları talep edilmeli. 

Ancak bütün enerjimizi sadece şikâyete ayırırsak, elimizde geliştirebildiğimiz tek şey öfkemiz olur.

Belki de iki cümleyi birlikte söyleyebilmeliyiz:

"Evet, antrenör insanca yaşayabileceği bir gelir elde etmelidir."

Ama aynı zamanda:

"Biz yine de basketbolu daha iyi öğretmenin yollarını aramaya devam etmeliyiz."

Çünkü günü kurtaran şey para olabilir; fakat mesleği ayakta tutan şey bilgidir.

Bu yaklaşım, ekonomik sıkıntıları inkâr etmeden, sürekli mağduriyet söyleminin tek çıkış yolu olmadığını vurgular. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...