POZİTİF DÜŞÜNMEK HER ZAMAN KOLAY DEĞİLDİR.
MİLLİ BASKETBOLCU ALPER YILMAZ'IN HİKAYESİ
Aslında bu yazıya Amerikalı bir oyuncunun hikayesi ile başlayacaktım ancak TÜBAD Turnuvasında sevgili Alper Yılmaz ile karşılaştım ve onunla geçmişte yaşadığımız bir anı mevzubahis oldu. Aslında hikaye bahsedeceğim konu ile yakından alakalı , bu nedenle sizlere aktarmanın ilginç olacağını düşündüm.
Kadın erkek yüzlerce oyuncuya antrenörlük yaptım, milli takımdakiler ile kısa süre birlikte olsak da, aralarında gerçekten özel olanlar var , o özel olanlardan biri de yılarca Türk basketboluna "Kelepçe Alper" lakabı ile hizmet eden Alper Yılmaz .
Hikaye şöyle ; Alper'in de kadroda olduğu bir milli takımın antrenörüydüm. Ankara'da bir kamp yapıyorduk. Şimdi hatırlayamadığım bir sebepten dolayı çok erken bir saatte lobiye indim ve Alper'i çantalarını toplamış gitmeye hazır bir şekilde koltukta otururken gördüm.
Ona ne olduğunu sorduğumda, bazı nedenlerden ( Takım ile ilgili ) dolayı basketbolu bırakmaya karar verdiğini , ailesi ile görüştüğünü ve biraz sonra babasının gelip kendisini alayacağını söyledi.
Durum oldukça ümitsiz gözükmesine rağmen ,sohbet etmek için yanında oturdum , bana sorunlarından bahsetti , aslında gerçekte çok önemsiz konulardı ancak kafasında çok büyütmüştü , ona bunların çok önemsiz olduğunu, kısa sürede işlerin yoluna gireceğini anlattım , babası geldikten sonra, o da bana destek çıktı ve Alper ikna oldu böylelikle basketbolu bırakma fikrinden vaz geçti.
Turnuva sırasında sohbet ederken , Alper bana açık yüreklilikle " insan hayatı ne garip Cem abi, eğer orada seninle karşılaşmasaydım eminim babam da bana, "ne yapıyorsun, burada kal" demeyecekti ve bambaşka bir hayatım olacaktı ." dedi.
AMERİKALI BİR OYUNCUNUN HİKAYESİ
Bu hikaye de iki defa NCAA finali oynayan bir kadın basketbolcudan; lise takımında son derece başarılı olan bu oyuncu , çok istediği bir kolej takımından burs almayı başarıyor.
Sezona büyük hayallerle başlıyor ancak maçlar başladığı zaman hem beklediği kadar süre alamıyor, hem de tecrübeli oyuncuların karşısında çaresiz durumlara düşüyor.
Süre ilerledikçe durum daha da kötüleşiyor ve artık çok sevdiği basketboldan yavaş yavaş zevk almadığını düşünmeye başlıyor.
Hatta takımı ile birlikte yıllardır hayallerini süsleyen Final Four’a katılmasına rağmen, kendini takımın bir parçası olarak hissetmediğinden hiç bir zevk almıyor.
Ve turnuva sonrası koçuna basketbolu bırakmak istediğini iletiyor.
BASKETBOLU BIRAKMAYA KARAR VERMEK
Okulun psikoloğu ile yaptığı görüşme sonrası aldığı cevap,
“ Tatil için eve döndüğünde sadece ne kadar iyi bir basketbolcu olduğunu düşün bu senin için yeterli ,çünkü sadece sürekli olarak negatif şeyleri düşünüyorsun ve artık iyi taraflarını hiç göremiyorsun . Aslında sen çok iyi bir basketbolcusun." oluyor.
Aldığı cevap ve tavsiyeden hiç tatmin olmayan genç oyuncu, bu görüşmeden sadece tek bir şey öğrendim diye ilave ediyor , “psikolog , benim nasıl düşündüğümü ve aslında benim nasıl düşünmem bana anlattı ” buna ihtiyacım vardı, çünkü daha evvel problemimi paylaştığım arkadaşlarım, koçlarım “takma kafana geçer” derken, kimse bugüne kadar ne yapmam gerektiğini bana söylememişti ” diyor.
ÇALIŞMALAR BAŞLIYOR
Tatil için eve döndükten sonra her Amerikalı genç gibi ,mezun olduğu lisenin salonunda birçok oyuncu ile birlikte antrenmanlara başlıyor.
Ve bu antrenmanlar sırasında psikoloğun tavsiye ettiği yöntemi uygulamaya karar veriyor.
Her gün bir kağıda antrenmanda yaptığı en iyi 10 şeyi yazmak .
İlk günler kendini iyi hissettiren, sadece kıyafetinin güzelliği , ayakkabı bağının çözülmemesi gibi konular oluyor, antrenmandan ise aklında sadece girmeyen şutlar ve tek pota maçlarda kaptırdığı toplar kalıyor.
POZİTİF DÜŞÜNMEYE BAŞLAMAK
Bir süre sonra verdiği çok güzel bir pası aklında tutmak için kendini zorluyor ve eve gidince hemen notlarına ilave ediyor.
Diyor ki; “işte o günden sonra iyi yaptıklarımı görmeye başladım, hatta yaptığım iyi şeylerin hatalarımdan çok daha fazla olduğunu anladım.”
Ben psikolog değilim ancak insan karamsarlığa kapıldığı zaman gerçekten iyileri değil de sadece kötüleri görüyor.
Böyle durumlarda size yardımcı olabilecek birilerini çevrenizde bulmanız çok önemli takma kafana geçer demek hiçbir leyi halletmiyor.
Örneğin bir maçta iki üç şutunuz girmez ve hala oyundaysanız aklınız sürekli olarak girmeyen şutlara takılır, halbuki sahada kalmanızın nedeni belki de yaptığınız harika savunma ve aldığınız müthiş ribauntlardır.
Dikkat ederseniz bazıları, bu salon çok soğuk , soyunma odaları çok dar ,parkeler kayıyor ve bu hakem kötü, gibi sorunlarla sahaya gelirler.
Bu tarz konuşmalar o oyuncuların gerçekten odaklanması gereken konudan uzak olduğunu gösterir.
Gerçekten odaklanacak konular ise savunmada tutacağınız oyuncunun özellikleri ve hücum düzenleriniz olmalıdır.
Ancak bu durumu avantaja çevirmek sizin elinizdedir; diğerleri bu tarz konularla vakit kaybederken siz sadece basketbola odaklanır ve bunu sürdürmeyi başarırsanız rakiplerinizin önüne geçmiş olursunuz.
KENDİNE GÜVENMEK !
“İnsanlar kendileri hakkında nasıl düşünürlerse o hale gelirler”
Psikolog William Jones
Kelimeleri değiştirelim “basketbolcular kendileri hakkında nasıl düşünürlerse o hale gelirler.
“Tıp konusunda bilgi sahibi olmayan biri sırf kendine çok güvendiği için ameliyata giremez”
Kendine güvenmenin birinci şartı konuya odaklanmaktır daha sonra ise o konu hakkında çok çalışmak hazırlanmak gerekir.
-Şutuma güvenmiyorum..
-Antrenmanlardan önce veya sonra şut çalışıyor musun
-Evet ! Biraz atıyorum !
Neyi ne zaman yapacağınızı bilmek işin ehli olmak size öz güven kazandırır. Her antrenmandan önce 150 şut hedef kırk giren, eğer bunu not ediyorsanız ve bir haftada ne kadar ilerlediğinizi kontrol ediyorsanız bu odaklanmak ve hazırlanmak demektir.
Ama daha önce şut nasıl atılır? şut atarken nelere dikkat etmek gerek? Maç temposunda şut çalışmaları nasıl olur? gibi soruların cevabını öğrenmelisiniz.
Yukarıdaki çalışmayı beş ay süresince yaparsanız kendinize şimdiki durumunuzdan çok daha fazla güveneceğinize eminim. Ama kolay değil ...




Yorumlar
Yorum Gönder