A takıma çıkan oyuncuların genellikle altyapıda öğrendikleri temel tekniklerin üzerine daha fazla ilave yapamadıklarını, ve o güne kadar kullanmaya alıştıkları teknikleri antrenmanlarda ve maçlarda tecrübe ederek daha da netleştirip, gelişimlerine devam ettiklerini biliyoruz.
Altyapıdaki koçların önünde iki farklı yol var, bunlardan en yaygını ve en kolayı; A takımda uygulanan hücumların hedeflediği opsiyonları ellerindeki oyunculara göre uyarlamak.
Bu alıştığımız sistemler, genellikle kısa vadede sonuca odaklı olduğu için, oyuncuların o yaşta ki becerileri ve fizikleri ile paralel gidiyor.
İkinci yol ise, tüm oyuncuların, toplu ve topsuz oyuna katıldıkları, çeşitli temel teknikleri içeren ,becerilerini sergilemelerine izin veren bir yol.
Ancak bu yol ,kısa vade de sonuca gidilemediği için göz ardı ediliyor.
Bir sayı ilerideyken, rakip oyuncunun orta sahadan fırlattığı topun çemberden geçip geçmemesi, oyuncu koç, veli, idareci herkesin duygu ve düşüncesini, bir anda değiştirir.
Halbuki her iki durumda da maç aynı şekilde oynanmıştır. Buna rağmen, herkes yaşananları farklı görmeye başlar.
Ancak koç, bu durumda sonuçtan bağımsız takımının ne yapıp ne yapamadığını daha objektif bir gözle görmek zorundadır.
A takımda, aynı şekilde sonuçlanan bir maç sonunda, mağlup olan üstyapı koçu, yeni bir oyuncu transfer etmek şansına sahiptir.
Ancak altyapıda koçlar böyle bir şansa sahip olmadıkları için hemen panik düğmesine basarlar ve kısa vade de taktik ve sistem değişikliğine geçmeye çalışır.
Örneğin, en tecrübeli, en kuvvetli ve en yetenekli oyuncularını, iyi de oynasalar kötü de oynasalar tüm maç sahada tutar, diğer oyuncularını oyuna sokarken isteksiz olur.
Bundan sonra koçun beklentilerinin herhangi bir taraftarlardan bir farkı kalmaz.
Sahada ne yapılırsa yapılsın kazanmaktan başka bir şey düşünmez. Ve ardından ,az oynadı çok oynadı, onu oynattı bunu oynatmadı gibi kısır çekişmeler başlar, ve bu da eğitim, gelişim gibi daha önce hesaplanan orta ve uzun vadeli planların sonu demektir.
Türkiye’de beş altı senelik bir koçun, Amerika’da olduğu gibi üç senelik bir anlaşma ile uzun vadeli bir program uygulamasının imkânsız olduğunu biliyoruz.
O zaman takip edilecek tek ancak çok zor bir yol kalıyor.
Uzun vadeli programı sürdürürken sabırsız yöneticilere velilere istediklerini vermek.
Hem maç kazanmak, hem de kafanızdaki uzun vadeli programı uygulamak.
Koçların, “Siz bu işten anlamazsınız” deyip kestirip atması veya diğerlerinin “Teoride biliyor ama, pratikte çok zayıf” tartışmaları yerine, mümkün olduğunca zaman kazanmak için zor ama gerçekçi yolu seçmek...

Yorumlar
Yorum Gönder