Ana içeriğe atla

TAKTİK TEKNİK MORAL


 

Bazen düşünüyorum da galiba biz basketbol antrenörleri teknik ve taktik konuları biraz fazla abartıyoruz.

Basketbolda sonucu belirleyen birçok parametre olduğunu, teknik konuların yalnız başına bir şey ifade etmediğini hepimiz biliriz.

Ancak tüm parametreleri göz önüne aldığımızda, halen büyük sürprizlerle  karşılaşıyorsak bazı konuların önemini kavrayamamışız demektir.



HERKESİN KÜME DÜŞECEK DEDİĞİ BİR TAKIM ŞAMPİYON OLABİLİYORSA....

  
Geçmişte beni şaşırtan iki önemli olay hatırlıyorum bunlardan bir tanesi, taraflı tarafsız herkesin küme düşecek dediği bir takımın sezon sonunda şampiyon olması ki, çok yakından izlediğim bu peri masalı, basketbolda doğruluğuna inandığım birçok şeyi yeniden gözden geçirmemi sağlamıştır.

Diğeri ise benim başımdan geçen ve aşağıda size anlatmaya çalışacağım bir hikaye.

MORAL ,MORAL,MORAL !



Çok eskiden bir savaş romanında şöyle bir cümle okumuştum.

“Generaller ,iş işten geçtikten sonra ,birliklerinin kontrol edilmez hareketlerine mantıki nedenler bulurlar, aslında zafer ya da yenilgi ,ordunun yani halkın moraline göre belirlenir.”


Eğer orduyu “takım”, halkı da “yönetim ve taraftar” olarak düşünürsek, buradaki anahtar kelime, hepimizin çok iyi bildiği ancak nedense yeterince önemsemediği “moral” oluyor.




BU İŞ BU KADAR KOLAY MI ?

Eskiden aynı anda iki farklı takımda antrenörlük yapmak olağan karşılanıyordu. Bir okul takımı ile bir kulüp takımı, ya da bir alt yapı takımı ve bir A takım çalıştırabilecek zaman bulabilirdiniz.

 O yıllarda sezon sonunda alt yapı milli takımı çalıştırırken hem birinci ligde yardımcı antrenörlük yapıyor hem de farklı bir ligde bir takım çalıştırıyordum.

Bu takımın idareciliğini ise geçmişin ünlü oyuncularından biri yapıyor, düşük rakamlarla beklenmedik kalitede iyi oyuncuları transfer ediyordu.

Bu idareci eskiden çok iyi bir oyuncu olmasına rağmen teknik konulara hiç ilgi duymaz ve fikir yürütmez, işin sadece idari kısmı ile ilgilenirdi.

O sene oldukça başarılı olmamıza rağmen maddi sebeplerden dolayı takım dağıldı.




BAŞKAN OYUNCU OLURSA İDARECİ DE KOÇ OLUR..

Yeni sezon başlamadan önce idarecimiz benimle görüşmek istediğini söyledi ve buluştuk.
Bana birinci ligde bir kulüp bulduğunu ancak kulübün parasının kısıtlı olduğunu ve bu nedenle hem antrenörlük hem de idarecilik yapacağını belirtti.
Ve benden, bir sene önce uyguladığım teknik konular ile ilgili bilgi vermemi istedi.
Ve tabii ki o sene uyguladığımız hücum ve savunma düzenlerinin tümünü anlattım.
  
Açıkça söylemek gerekirse, bu işin yürümeyeceğini düşünmüştüm. O zamanlar bu kadar az taktik bilgiye sahip olan bir kişinin birinci lig takımını çalıştırması imkansız gibi gözükmüştü.

Ancak lig başladığında bu ağabeyin takımı sürpriz bir şekilde iyi neticeler almaya başladı ,tam olarak hatırlamıyorum ama en az iki üç yıl ligde tutunmayı başardılar.


Teknik olarak hücumda iki üç set, savuma da ise özel bir şey yapmayan bu takımın molaları ,teknik konulardan ziyade ”hadi artık oynayın ve aferinler” ile doluydu.


TAKTİK TEKNİK HİKAYE..

Basketbolda taktiğin ve stratejinin her şey olduğunu düşünen bir antrenör olarak gerçekten şok olmuştum.

Oyuncu seçimindeki şans, takım kimyasının oturması, fikstür avantajı ile bu durumu açıklayamıyordum.

Duayen bir ağabeyimize konuyu açtığımda aldığım cevap sonrası antrenörlüğe bakış şeklim tamamen değişti diyebilirim.
“O, oyuncu endeksli düşünüyor, sen ise takım...”



Bu cümleyi açmak gerekirse ; ben takımın yapacağı düzenleri ve uygulayacağı stratejileri ön planda tutarken, o düzenlerin basit olmasını önemsemiyor, sadece stratejileri uygulayacak olan oyuncuların seçimine özen gösteriyordu. Ve oyuncuların o basit düzenlerin içinde kendi yaratıcılıkları ile işin içinden çıkabileceklerine inanıyordu. 
Ancak daha da önemlisi bu oyuncuları sıkmadan, boğmadan tüm sezon idare edebiliyordu.

O zamanlar başarılı olmak için uygun oyuncuları transfer etmek ve güzel bir kimya oluşturmak ,taktik olarak basit ve klasik düzenler uygulamak yeterli olabiliyordu.

Sezon içinde işler iyi gitmediğinde düzenleri sorgulamak yerine ,oyuncuların daha iyi oynamalarını sağlamak için çaba harcamak gerekiyordu.

Oyuncularla birebir görüşmeler yapmak, özel toplantılar düzenlemek , motivasyon konuşmaları her şeyi yoluna sokmaya yetebiliyordu. 
Böylece yeni taktik ilaveler yapmadan eski düzenlerin işlemesi sağlanmış oluyordu.

Bence herkesin peşinden koştuğu, az parayla çok iş yapmak, imkansız sonuçlara ulaşmak, Cinderella hikayeleri yaşatmak için öncelikle oyuncuların kafalarına değil kalplerine girmek gerekiyor.

Daha sonra ise taktik teknik konular ile kafaları karıştırmadan bunu sürdürebilmek gerekli.



SÜRDÜRMEK..

Hepimiz sezona imkansız sonuçlara imza atarak  başlayan bazı takımların sezon ortasına doğru yavaş yavaş güç kaybettiğini görüyoruz.

Aşağıya doğru inen bu grafiği yukarı çekebilmek ve hikayeleri mutlu sonla neticelendirebilmek ise işin en zor kısmı.

Kötü neticeler, sanki o ana kadar her şeyi yalanmış gibi gösteriyor ,herkesi gerçeklere davet ediyor ve mazeretler  artarda sıralanmaya başlıyor,

örneğin; takımın yorulduğu, rakiplerin taktikleri çözdüğü, rakipler transfer yapıp güçlenirken, takımın transfer yapamadığı ve bazı oyuncuların eskisi gibi oynamadığı gibi...vs vs..



ON MİSLİ BÜTÇE İLE REKABET ETMEYE ÇALIŞMAK İYİ BİR MAZARET SAYILIR.

İlk bakışta ret edilemeyecek gibi gelen bu mazeretler sadece kötü sonuçların ortaya çıkardığı duygulardan kaynaklanıyor.

Aslında sezon başında aynı mazeretleri sıralamak çok da zor değil; sadece rakiplerin bütçesinin sizinkinin on misli olduğunu söylemek bile lige hiç katılmamanıza yeter de artar bile.

Bu durumdan nasıl kurtulursunuz ve herkesin imkansız olduğunu söylediği hedefinize nasıl yol alabilirsiniz.

Bunun cevabını yaşadığım iyi ve kötü tecrübelerden yola çıkarak verebilirim : 

Öncelikle aklınızdan çıkarmayın “Tüm olanların sorumlusu sizsiniz.” Başaramadığınız ve bunun nedenlerini  sıralamaya başladığınızda (başlangıçta hiç aklınıza gelmeyen ) “Sen de teklifi kabul etmeseydin veya istifa etseydin.” Sözü ile karşılaşacağınıza kendiniz hazırlayın.

Cevap , "İNANDIRMAK" Kulübün ve organizasyonun içinde bulunan herkesin tekrar inanmasını sağlamalısınız ve bunu konuşarak ,anlatarak, göstererek becerebildiğiniz tüm motivasyonlarını uygulayarak yapabilirsiniz. 

Bir de elinizdeki oyuncular arasındaki çürük elmaları ayıklayıp kalanlarla yolunuza devam etmeye karar vererek. 

Yeni gelen bir oyuncu yerine, kendini yerden yere atacak bir genç oyuncu size çok daha yararlı olabilir...


 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...