Ana içeriğe atla

GENÇ BASKETBOLCULARIN ALTYAPI YOLCULUĞU



Bugün sizlere taktik motivasyon veya teknik konularla ilgili bir konuşma yapmayacağım. 

Bugün eksiklerinizden veya iyi yaptığınız şeylerden bahsetmeyeceğim. 

Bu toplantı oyunculuk dönemini bitiren herkesin bildiği ancak her nedense kabul etmekte zorlandığı bir mevzu.

 

Buna, bir oyuncunun basketbola başladığı günden itibaren yaşadığı yolculuğun özeti de diyebilirsiniz.  

 

Öncelikle basketbolcu olmak için yaşadığınız tüm sürecin, sizleri gerçek hayata hazırlayan bir prova olduğunu unutmayın. 

Bence tek gerçek bu. 

Altyapıda geçirilen süreyi hayatın başka bir dönemi, daha sonra yaşanılanları ise farklı bir dönemi diye düşünürseniz yanılırsınız, olaylar farklı ancak yaşanılan duygular aynıdır.

 

Hedeflediği noktaya gelemeyen bir oyuncu, yaşadığı tecrübe ile hiç basketbol oynamayan bir gençten her zaman öndedir.  

Bu oyuncu hayatta farklı olaylarla karşılaşacak bile olsa en keskin duyguları yaşamıştır; üzüntüyü, sevinci, kızmayı, pişman olmayı, vb.… ve insanlarla birlikte yaşarken nelerle karşılaşacağına hazırdır.

 

Benim eski oyuncularım ve arkadaşlarım, onlarca başarılı iş adamı, CEO’lar, kulüp başkanları, siyasetçiler, öğretim üyeleri, doktorlar, bilim adamları altyapılarda basketbol oynadıkları sürede elde ettikleri tecrübelerin ne kadar önemli olduğunu hala vurgularlar. 

 

 

Bugün sizlere tüm bunları aklına getirmeden basketbolda en iyi nasıl olurum diye düşünenler için ileride yaşayacakları o zor süreçten bahsedeceğim.

 

 

 

Aslında çoğu oyuncu bu yolculuğu yarı yolda bırakıyor veya seviyesine uygun yerlerde oynamak zorunda kalıyor, çok azı ise en yukarıya tırmanıyor. 

 

Ancak değişmeyen bir kural var, yarı yolda kalanlar ve istediği noktaya gelemeyenler için sorun genellikle kulüp, yönetim, koç, hakem, lig, ülke vb. oluyor. 

 Yukarıya tırmananlar ise yaşadıkları problemler karşısında hiç sızlanmadan daha iyisini yapmak için çalışmaya devam ediyor. 

 

Ancak doğal seleksiyona kimse mâni olamıyor ve sonunda her şey belirginleşiyor.





 

 BAŞLANGIÇ 

 

İlk olarak boyunuz, yeteneğiniz veya bir yakınınız vasıtası ile bir antrenmana katılırsınız. 

 

Takımdaki diğer oyunculara nazaran daha iyi durumdaysanız sizi diğer antrenmanlara davet ederler.

 

Eğer sizi antrenman davet etmedilerse daha zayıf bir takıma gidersiniz.

 

Eğer yine kabul edilmediyseniz veya gittiğiniz bu takımın antrenman yaptığı yeri, şartlarını beğenmediyseniz ve imkânınız varsa ücretli bir basketbol okulunun kulüp takımına gidersiniz. 

 

Sonunda bir takımın kadrosuna girdiyseniz yolculuğunuz başlıyor demektir, artık hedefiniz maçlarda süre almaktır. 

 

Burada hedefiniz en çok süre alan oyuncu konumuna gelmektir. 

 

İlk sancılar burada başlar! 

Süre almak… takımının başarılı olmasını isteyen koç kendi geleceği için her zaman doğru tercihi yapmak zorundadır.

 

Bu süreçte (genellikle) koçun süre vermediği oyuncuların velileri ile koç aynı fikirde olmaz. 

 

Ancak yeteneğiniz varsa ve siz çalışmaya devam ederseniz koç kendi çıkarı doğrultusunda size zaman vermeye başlayacaktır, eğer vaz geçilmez oyuncu konumuna gelirseniz, bu defa yaptıklarınızla takımınızın fark yaratmasını sağlamak bir ileri adım olacaktır. 

 

Takımınızda fark yaratmak ile takımınızın fark yaratmasını sağlamak çok farklıdır. 

 

Eğer yaptıklarınız takımınızın fark yaratmasını sağlıyorsa muhakkak büyük takımlar sizi transfer etmek isteyeceklerdir. 

Bazıları bu şansı kullanır bazıları ise kullanmaz. 

 

Artık hedef kendi kategorinizde milli takım aday kadrosuna çağırılmaktır.  

 

Burada da sıkıntı yaşanabilir. 

Bazen koç, yönetim ve veli arasında anlaşmazlıklar çıkar. 

 

Milli takım kadrosuna sizi almalarının sebebi takımınızın fark yaratmasını sağlamanız veya özel bir fiziğe veya istatistiğe sahip olmanızdır. Milli takım ile kulüp takımı farklıdır. Sizin ileride iyi oyuncu olma ihtimaliniz milli takım koçu için bir şey ifade etmez. 

Sizden hemen katkı vermeniniz bekler. 

 

Takıma davet edilmenizin tek nedeni antrenör sizi tanımak istemesidir. 

 

Fiziksel atletizm özellikleriniz yanı sıra koçun dediklerini anlamanız en önemli şeydir. Bu sizin basketbol aklınızla alakalıdır. 

 

Bıraktığınız ilk intibadan sonra (kulübünüze geri dönmeden size bazı tavsiyelerde bulunurlar).  

Ve hala kulübünüzde fark yaratabiliyor musunuz diye sizi izlemeye devam ederler, (İstatistiklere bakarlar) yaratamıyorsanız ve kamp sırasında koçu etkilediyseniz rakip koçlara kendi koçunuzu arayıp nedeninin öğrenmeye çalışırlar. 

 

Ve ardından kararlarını verirler, sakatlık dışındaki çoğu cevap maalesef tekrar çağrılmayacağınız anlamına gelir. 

 

Bazen kendi koçunu aşıp milli takıma seçilen oyuncular olsa da bunlar genel de pek sık karşılanmaz. 

 

Tecrübeli koçların bildiği bir gerçek vardır; Oyuncuların performansları oynadığı kulübe veya koça göre değişmez, değişmesi de çok sık karşılaşılan bir durum değildir. 

 

Bu arada kulübünde fark yaratan ancak milli takıma seçilemeyen oyuncular eğer ilerdeki dönemde fark yaratmaya devam ederlerse onlar da milli takıma çağrılırlar. 

 

Gösterge her zaman istatistiklerdir.

(Süre, şut yüzdesi, Ribaunt, Asist ve Savunmadır)

 

Oyuncu ve velilerin dikkat etmediği bir konu ise istatistik dışında aranan özelliklerdir; pozitif enerji vermek, agresiflik, kazanma isteği ve beden dilidir.  

 

Sonuç olarak, başta kulübünde en çok süre alan, takımın fark yaratmasını sağlayan ve istatistik olarak takımının en iyileri milli takıma kadrosuna girer.

 

Burası da aynı basketbola ilk başladığınız yer gibi sizin süre almak için çabalayacağınız bir yerdir.

 

“Milli oldum oh ne güzel bu bana yeter! “Dediğinizde, bu hikâye sizin için harika bir anı olarak kalır. 

 

Ancak bu takımı da bir basamak olarak görüp en çok süre alan oyuncu konumuna gelirseniz. 

 

Bu defa takımınızı Avrupa’da iyi yerlere getirmek için çalışmalısınız, eğer getirirseniz bu defa turnuvanın en iyi beşine seçilirsiniz. 

 

Sizinle BSL takımları ve NCAA takımları ilgilenmeye başlar. 

Seçilmezseniz şansınızı devam ettirebileceğiniz TBL ve TB2L takımları vardır. 

 

Bu fırsatı ele geçirdikten sonra hedefiniz A milli takıma seçilmek en çok süreyi almak ve takımızın fark yaratmasını sağlamaktır.

 

Basketbolda oyuncular için sıralama hep aynıdır ve hiç değişmez; oyun sürenizi artırmak, istikrarlı olarak iyi istatistikler yapmak ve takımınızın fark yaratmasını sağmak… 

 

Birinci basamağı atlamak (kadroya girmek) bazıları için kolay olsa da ikinci ve üçüncü başmakları geçmek tahmin edilenden çok daha zordur.

 

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...