AMERİKA VE AVRUPA
BASKETBOLU
1981 yılında Yannakis ve Nikos Gallis ile önemli bir çıkış
yakalayan ve halen Avrupa ve Dünya basketbolunda söz sahibi olan Yunanistan
milli takımının bu başarısını, sadece o dönemdeki jenerasyonun güçlü olmasına
bağlamak yanlış olur. Oyuncuların teknikleri, tecrübeleri ve o takıma has bazı
özelliklerini bir kenara koyarsak, oynadıkları basketbol çok farklıydı.
1980 ÖNCESİ AVRUPA’DA
BASKETBOL
1980 yıllarının başına kadar Yugoslavya hariç Amerikan basketbolundan etkilenen tüm
ülkeler, yetersiz atletizmlerine rağmen, siyahi oyuncuların uyguladıkları
savunma ve hücum düzenlerini taklit etmeye çalışırlardı. Yunanlılar aynı
Yugoslavlar gibi, bugün Avrupa basketbolunda görmeye alıştığımız, savunmada ve
hücumda temastan kaçmayan vücut vücuda oynanan, çok sert bir oyun tarzını
uygulamaya başladı. Aldıkları başarılı sonuçlardan sonra, diğer takımlarda bu
oyun tarzına yöneldi. Aynı dönemde istatistik konusunun önem kazanmasıyla,
hatalar daha fazla göze batmaya ve bunun sonucunda, tüm takımlar oyun
tempolarını düşürmeye başladı. Böylece
eskiden oyuncuların en önemli özelliği diyebileceğimiz” süratin” yerini ”kuvvet” aldı.( Oyunculuğumun ilk
dönemlerinde bazı abilerimiz, hareketlerinin ağırlaşmaması için halter
çalışması yapmazlardı.)
1980 SONRASI YENİ
BASKETBOL
Bu dönemde kuvvetli
geniş pivotlar çember altında kolayca giriyor, sağlam yere basan dış adamlar
ise rakiplerini iterek çember altına yaklaşıyor ve kolayca basket buluyorlardı.
Bu durum Pivotlar için belki normal karşılanabilirdi ancak dış adamlar için bu
tarz çok yeniydi. Nitekim Amerikalı oyuncular gibi geriye kaçarak şut atan
oyuncular yerine, rakibin üzerine giden, adeta temas almak isteyen oyuncular
ortaya çıkmaya başladı.(Rus takımından Marchuniadis ve İtalyan takımından Riva
o yıllarda, bu tarz basketbol ile kendilerini kabul ettirmişlerdir.)
FARK KOLAY KOLAY
KAPATILACAK GİBİ DEĞİL
Tüm bunlara rağmen o yıllarda Amerikan kolej takımları hem
süratli hem de kuvvetli oyuncuları sayesinde, profesyonel oyunculardan kurulu
Avrupa takımlarını yenmeye devam ediyorlardı. Ancak beş on sene sonra Amerikan
kolejlerinde basketbol oynayan ve NBA ye giden Avrupalı oyuncular sayesinde
durum biraz olsun dengelendi.
ANLAYIŞ FARKI
Bugün Amerikan takımlarını yenmek halen çok zor, birçok kişi
aradaki farkı ülke şartlarına bağlıyor. Tabii, bu da etkin bir neden ancak
bununla birlikte oyun felsefesine baktığımızda önemli farklar görüyoruz.
Amerikalıların oyun anlayışı hepimizin bildiği temel teknik hareketlerine bağlı
ancak aradaki tek ve en önemli fark bu hareketleri çabuk uygulamaları. Ve takım
düzenlerinin de buna imkân vermesi.
NCAA OYUNCULARI
Bugün NCAA maçlarını seyrettiğimizde çember altından kaçan
kolay atışlar, yapılan acemi top kayıpları bizleri çok rahatsız ediyor ancak
aynı oyuncular Avrupa’ya geldiklerinde, özellikle yavaşlayan tempo nedeniyle,(
rakipleri daha yavaş koşunca ve daha az zıplayınca ) kısa sürede, daha az top
kaybı yapmaya ve buldukları atışları bitirmeye başlıyorlar.
Amerika’da oynanan basketbolda, Avrupa’da olduğu gibi oyuncular doğru
seçim yapmak için yavaşlamıyor ve Yavaşlatılmıyor, oyun tüm sürati ile
oynanırken yanlışlar en aza indiriliyor.
Şimdi herkes Amerikalılar gibi tempolu basketbol oynamaya
çalışıyor ancak önümüzde iki engel var bunlardan biri, alt yapılarda başlayan ve farkında varmadan oyunculara verdiğimiz “hata
yapma korkusu”, diğeri ise koçlarımızın ihtiyatı elden bırakmama duygusu.
CEM AKDAĞ



Yorumlar
Yorum Gönder