Eskiden basketbol ile ilgili çok az kitap ve dergi vardı, antrenör ağabeylerimizin tecrübelerinden yararlanmak için dört gözle
bir şeyler yazmalarını beklerdik ancak nedendir bilinmez, o sıralarda antrenörler
arasında pek fazla bilgi paylaşımı yoktu ve bu tarz kitapları bulamazdık.
Aynı
dönemde salonu, topu, oyuncusu, organizasyonu ile bize hiç benzemeyen Amerikan
kolej antrenörlerinin kendi bölgelerinde nasıl başarılı olduklarına dair
yazdıkları kitapları okur ve bir şeyler öğrenmeye çalışırdık.
Aramızda şanslı
olanlar zamanın ünlü antrenörleri ile çalışma fırsatı yakalayanlardı.
Bahsettiğim
efsane isimlerden sadece bir iki küçük tavsiye duymak için kapılarında yatan bir çok genç antrenör olduğunu biliyorum.
Ben bu konuda en şanslılardan biriyim. O dönemde neredeyse
İstanbul’da yaşayan tüm basketbol duayenleri ile çalışma fırsatını ele
geçirdim.
Ve nasıl olduğunu bilmiyorum ama oyunculuk döneminden itibaren, bende
bir not tutma alışkanlığı başladı, bu sayede elimde oyunculuk günlerimden
bugünlere kadar uzanan geniş bir arşiv mevcut.
İnternetin ortaya çıkması ile birlikte, artık bilgiye
ulaşmak çok kolay. Ancak bizden farklı kültürlere sahip ülkelerde uygulanan
sistemleri birebir taklit etmek ne derece doğru ve yararlı?
Belki ileride bir
gün, bu cümle gelecek nesiller için hiçbir anlam ifade etmeyecek ancak
günümüzde, sanırım biraz da Türk insanın yapısına bağlı olarak dış kaynaklı bilgilere
kolayca adapte olmakta zorlanıyoruz.
Aşağıda vakit buldukça sizinle paylaşacağım
yazıları, ister birer hatıra, isterseniz yararlanabilecek eski bilgi kırıntıları
olarak görebilirisiniz. Umarım içinde işinize yarayacak bilgiler çıkar ve
sıkılmadan okuyabilirsiniz.
ARŞİVİMDEN
İlk olarak, 1987 Senesinde Eczacıbaşı genç takımı antrenörüyken,
minik takım antrenörleri için beş sene önce yaşadıklarımı esprili bir dille
yazdığım
“BASKETBOL ANTRENÖRLÜĞÜNE İLK ADIM” ismini koyduğum bir yazıyı sizinle paylaşmaya karar verdim.
“BASKETBOL ANTRENÖRLÜĞÜNE İLK ADIM” ismini koyduğum bir yazıyı sizinle paylaşmaya karar verdim.
İLK GÜN İLK ANTRENMAN
Sonunda on iki oyuncuyu karşınıza aldınız. Sahada küçük
oyuncu adayları, basketbol topları ve siz varsınız. Küçük çocuklar merakla ne
yapmaları gerektiğini sizden söylemenizi bekliyorlar. Eğer hiçbir hazırlığınız
ve tecrübeniz yoksa aklınızdan basketbol ile ilgili ne kadar çok şey bildiğiniz
geçecektir.
Ama nereden ve nasıl başlamalısınız?
Öyle bir başlangıç olmalı ki,
önce çocuklar sıkılmasın, hemen kavrasınlar evlerine dönünce soranlara, TV
video ve mecmualardaki Amerikalı oyuncuların yaptıklarına benzeyen bir şeyler öğrendiklerini
anlatabilsinler.
Ayrıca yaptıklarınız ileride oynayacağınız maçlar da hazırlık
teşkil etmeli.
Hemen aklınıza oyuncuyken sürekli olarak yaptığınız "üçlü
örme" drilli geliyor.
Çocukları yerleştiriyorsunuz, önce öndeki guruba hareketi
yürüyerek yaptırıyor, uzun uzun izah ediyorsunuz ve daha sonra” haydi Başlayın!”
Ancak toplar elden kaçıyor, çocuklar çarpışıyor, bekleyenler önce endişeyle bir
öndeki gurubun düştüğü duruma, daha sonra size bakıyorlar.
Kızmaya
başlıyorsunuz, hemen onları durdurup böyle olmayacağını başka ve basit bir şey
yapmanızın daha doğru olacağına karar veriyorsunuz,
ama ne yapmalı?
Evet! Pas
çalışmalı “İki kişi karşılıklı birbirinize göğüs pası verin” beş dakika boyunca
oyuncular büyük bir zevkle paslaşırken, artık sıkılmaya başlıyorlar, bu arada
aklınızdan “maç içinde oyuncularım böyle paslaşırsa bütün topları kaybederiz”
diye geçiyor ancak süreniz doldu yeni bir şeyler lazım,“Dripling” tam zamanında
aklınıza geliyor.
Herkesi sıraya sokuyor “gidiş sağ elle, dönüş sol elle”
diyorsunuz. Ama giden geriye bir türlü dönemiyor, sahanın dışına kaçan toplar, yine
birbirine çarpan oyuncular.
Kızıyorsunuz,
tekrar “ne yapmalı?” Diye düşünmeye
başlıyorsunuz.
BASKETBOL FELSEFEM ÇOK DERİN AMA …
Demeçlerden ve konuşmalardan çıkan sonuca göre Türkiye’de
süratli hücum etmek ve agresif savunma yapmak en geçerli tarz.
Peki, en ideal
sistem buysa halen ne düşünüyoruz?
Ama bu çocuklar daha dururken pas
vermiyorlar, yavaş dripling bile yapamıyorlar hatta aralarında dripling sözcüğünün ne
anlama geldiğini bile bilmeyenler var.
”En iyisi hepsini yavaş yavaş öğreteyim sonra
onlar alıştıkça hızlandırırım”.
İşte çoğu kişinin düştüğü yanlış yol bu.
Mahsurları nedir?
Çocuklar sıkılır ve size zaman yetmez.
O zaman
nasıl bir yol izlemeliyiz?
İdeal antrenman tarifi nedir?
”Basit, hızlı akışkan olmalı, ayrıca basketbolu cazip kılan ”çemberin içinden topu geçirmek” ön plana
alınmalı.
Böyle bir antrenman nasıl düzenlenir?
Zaten maçlar da az kaldı?
Sakin olun düşünün. En kolay basket nasıl olur?
Cevap kolay,
potanın altından turnike ile.
İşte ilk keşfimiz, önce turnike atmasını
öğretmeliyiz ancak bu fırsatı yakaladığımız zaman, ön arka sağ sol hızlı yavaş..... ,biliyorum öğretmemiz gereken çok fazla şey var ama bu hepsinden daha önemli.
Peki, maç içinde
oyuncularımız bu pozisyonu nasıl bulacaklar, savunma ribaundunu aldık veya
çemberin içinden top geçti, tüm gücümüzle karşı potaya gitsek bizden önce oraya
giden birileri karşımıza çıkacaktır.
Top elimize geçtiğimizde karşı potaya
yakın olan biri hemen ileri koşsa biz ona topu nasıl ulaştırabiliriz?
”Baseball
pas” olabilir başka, uzun dripling ile gidip rakibin üzerinden "lob pas" aşırtma bir pas
atarak (Bombeli pas) .
İşte olayı çözmeye başladık birinci çalışma turnike çeşitleri,
ikinci çalışma baseball pas, üçüncü çalışma uzun dripling ve bombeli pas ve
dördüncü ve en önemlisi nereden koşacağız ve topu nasıl yakalayacağız.
Bunları
birleştirince kısa vadede maç içinde hemen kullanabileceğimiz bir konuyu
halletmiş olduk. Bu çalışmalar sırasında maç için gerekli oyun kurallarını da
öğretirsek iyi bir başlangıç yapmış sayılırız.
Fakat sizi düşündüren bir konu daha var eğer hızlı hücum
bulamazsak sayı atamayız, bir de rakibin her hücumu sayı ile neticelenirse o
zaman maç kazanmak imkânsız.
Esas büyük sorun bu galiba, nasıl başlamalıyım?
Yavaş hücum kolay, turnike atışları öncesinde bir iki fake öğretirim, birde stop şutu ilave ederim.
Çalışmalarda pota altına bir savunma koyarım oyuncular turnike yerine şut atmak zorunda kalırlar, zaten hızlı top kullandıktan sonra yavaşını herkes
kullanabilir.
SAVUNMA
Esas savunma ne
olacak?
Oyuncularıma birebir top ile hücum eden adama karşı savunmayı öğretmeye
kalksam ya faul yapacak ya da geniş sahada geçilecekler.
Ve daha baştan
savunmaya inançları kaybolacak.
Rakip antrenör benim gibi düşünüp hep pota
altından sayı atmayı denerse?
Tek çıkar yol oyuncularımı pota altına
toplamalıyım ama bu alan savunması olur.
Biz prensip olarak bunu istemiyoruz.
O
zaman önce dripling savunması öğretelim sonra cut savunmasını öğretelim, çabuk
öğrenenler ile bunları yaparız ancak diğerlerine hatalarını
örtmek için gömülü adam adama savunmayı öğretelim.
Onlarda en azından hem pota
altını savunur hem de “adam ben pota üçgenini” öğretmiş oluruz.
Hücumda yavaştan
hızlıya gitmeyi kabullenmedik ama savunmaya gelince işler niye böyle değişti?
Sanırım bu eksiğimizi hemen gidermemiz lazım.
Belki biraz acele ediyoruz ancak
biz çalışmalarımızda hep yakın ve doğru savunmayı uygulayalım, sadece maç tecrübesi için kazanmamız
gereken müsabakalarda ( Başkalarının 40 dakika zone savunma yaptığını
düşünürsek) gömülü savunmaya bir on dakika ayırmamız o kadar da çok değil.
Tabii oyuncularımıza, yakın savunma yapmadan bu takımda basketbol hayatlarına
devam edemeyeceklerini de belirtmeliyiz.
Bakın işler ilerlemeye başladı. Artık
üzerine yoğunlaştığımız hızlı hücumu maçta uygulamak için savunma ribaundu alabiliyoruz,
bunun sayısını artırmak için bundan sonra baskılı savunmalara bile geçebiliriz.
Bu aşamadan sonra kitaplar, kendi buluşlarınızı, antrenör
arkadaş ve ağabeylerin tavsiyelerini, artık yakından tanıdığınız ve algılama
kapasitelerini çok iyi bildiğiniz oyuncularınıza öğretebilirsiniz.
İçiniz rahat olmalı, artık adam adama savunma, süratli hücum
uygulayan bir takımınız ve bunları öğrenerek önlerinde ufuklar açılan
oyuncularınız var.
Bununla birlikte belki de hiç ummadığınız kısa vadede, bir
takım başarısı ve aralarından bir iki yıldız adayı çıkacak on iki oyuncuya
sahipsiniz.
Yukarıda izah etmeye çalıştığım yöntemi beş yıl önce
basketbol okulundan çıkan tecrübesiz 12 küçük oyuncu ile haftada iki gün çalışarak
uyguladım.
O yıllarda yaş küçültme oyuncular ile dolu rakip takımlara karşı küçükler
liginde sadece iki mağlubiyet aldık.
Aynı takımdan yıldız milli takıma üç
oyuncumuz çağrıldı.
Bu sonuç beklide oyunculuk hayatımda hiç tadamadığım bir
duyguyu bana yaşattı..Başarılar arkadaşlar.
CEM AKDAĞ



Yorumlar
Yorum Gönder