İlginizi çeker mi bilmiyorum ama ,sayısız lider oyuncuyu ortaya çıkaran, geçmiş dönem altyapılarından ve o yıllarda oyuncuların nasıl bir ortam içinde yaşadıklarından biraz bahsetmek isitiyorum.
O zamanki şartların oluşturduğu bu naif ortam bugünkünden çok farklı. Belki aranızdan bazıları yaşanan bazı sahneleri hayal bile edemeyeceksiniz ama bizim kulübümüz , bizim takımımız ve bizim oyuncumuz diyebilmemiz için , her geçen gün süratle yok olan aidiyet duygusunun bir şekilde kazanılması gerekiyor.
LİDER OYUNCULAR
Öncelikle gelin basketbolu bir yana koyalım ve o zamanın lider oyuncularının özellikleri neymiş bir bakalım.
Mağlubiyeti kabul etmeyen , antrenmanda çok çalışan, kendi kendine antrenman yapan ,aynı hırsı göstermeyen takım arkadaşına kızan, antrenman bittikten sonra salonda kalarak üç yüz, beş yüz şut atan, kulübünü ve kulüpteki herkesi önemseyen ve takımı için her şeyi veren oyuncular.
Farklı şehirlerde, farklı kulüplerde bile olsa o zamanlar yaşanan çoğu şey aynıydı.
O dönemde yıldız veya genç takımlarda antrenörlük yapanlar belirli bir yaşın üzerindeydiler. Bugünkü kadar genç antrenör göremezdiniz.


Yöneticiler için tecrübe her şeyden önce geliyordu. Alt yapıyı tecrübesiz bir gence vermek yerine, basketboldan hiç anlamayan yaşlı bir yöneticiye teslim etmeyi tercih ederlerdi.
Birinci ligde, oyunculuğu bıraktıktan sonra altyapıda antrenörlüğe başlayan ve asıl meslekleri doktorluk , mühendislik olan, birçok yüksek okul mezunu antrenör vardı.
Bu eski oyuncular ,kendi antrenörlerinden öğrendiklerinin üzerine tecrübelerini katarak oyuncu yetiştirmeye çalışırlardı , kendileri eski oyuncu oldukları için, şampiyonluğu oyuncuların getirdiğini iyi bilirlerdi.
A TAKIM ALTYAPI İLİŞKİLERİ
Kulüplerde, A takım oyuncuları genç takım oyuncularını tanır, ismi ile çağırır antrenmanlar çakıştığında size bazı temel teknik hareketleri gösterir ve tavsiyeler verirlerdi.
( Kendinizi bir an alt yapı oyuncusu gibi düşünün ve hayran olduğunuz A takımdaki rol modeliniz size bazı hareketler gösteriyor. ..)
Maddi beklentisi olmayan birçok basketbol meraklısı, kulüp taraftarı veya takım arkadaşlarınızın dostları antrenmanlarınızı izler, sizinle tanışıp sohbet eder, sizin yanınızda olduklarını hissettirilerdi.
Bazı veliler evde ders çalışmaları için çocuklarını antrenmana göndermedikleri zaman ,antrenör ve idareciler çocukların evlerine gidip, velileri ikna ederlerdi. ( Bu konuşmalarda “Önümüzdeki ay karnesine kırık gelirse bir daha yollamayın” en çok kullanılan cümleydi.)
Eğer biraz yetenekliyseniz ,A takım antrenörü sizi tanır ,sizinle şakalaşır kulübünüz ve oyunculuğunuzu geliştirmeniz ile ilgili unutamayacağınız şeyler söylerdi.
A takım maçlarını seyredebilmek için alt yapı oyuncularına serbest giriş kartı verirlerdi, tüm alt yapı oyuncuları maçlara gider, gördükleri hareketleri antrenmanlarda, taklit etmeye çalışırlardı.


Yöneticiler fanatikti, her konuşmada kulübünüzün ne kadar özel olduğunu anlatırdı. Ancak oyuncusuna matematik dersi verenleri, kısıtlı imkanlarına rağmen ,oyuncuların ve oyuncu ailelerinin sağlıkları ile yakından ilgilenenleri çok iyi hatırlıyorum. ( Bazen kulüp için olmasa bile, yöneticiniz için oynardınız.)
O zamanlar herkes A takımda oynamayı hayal ederdi. Kimsenin aklında başka bir kulübe gitmek yoktu. Zaten pek fazla transfer olmazdı.
Altyapı milli takım kamplarında bu tatlı rekabet sürerdi.
Benim hatırladığım dönemde üç büyükler arasında asla transfer olmazdı. Ancak bu kulüplerde oynayan oyuncuların büyük kısmı çok yakın arkadaşlardı.
KULÜP VE DOSTLUKLAR
Yöneticiler ,malzemeciler, masörler altyapıdaki herkesin abisiydi. Sohbetlerde kulüp aidiyeti ile ilgili eğlenceli hikayeler anlatılırdı.
Ve bu ortam, genç oyuncularda bugün eksikliğini hissettiğimiz ,
Bugün bildiğim kadarıyla 50- 60 yaş aralığında olan bu jenerasyonlardan en az iki, üç arkadaş gurubu, dostluklarını sürdürüyorlar. Birlikte yemeğe çıkıp eski günleri anıyorlar.





Yorumlar
Yorum Gönder