Ana içeriğe atla

TAKIM RUHU


Aslında geçtiğimiz gün antrenör arkadaşlarımla Olympiacos takımının kısa geçmişini konuşmasaydık bu konu hiç aklıma gelmezdi.



Konumuz , 2010 yılında Dusan İvkovic yönetimindeki Papaloukas, Spanoulis, J. Teodosic, J.Gordon, Papanikolaou, Nesterovic  gibi yıldızlar topluluğunun çeyrek finalde elenmesinin ardından , yıldızlarını kaybettikten sonra, Spanoulis önderliğinde ve bir sene önceye nazaran çok daha zayıf kadrolarla aldıkları başarılı sonuçlar. 
 (Olympiacos küçülmeye gittikten sonra, ilk sene İvkovic, daha sonraki yıl ise Bartzokas yönetiminde Avrupa şampiyonu olmuştu.)



Sohbetin sonunda , değişikliklere ve küçülmeye rağmen sürdürülen bu başarının en önemli sebebinin bugün kimsenin aklına gelmeyen  “kulüp ruhu”ndan kaynaklandığı sonucunu çıkardık.

UNUTULAN AMATÖR RUH



 Artık önemli bir iş kolu haline gelen basketbol, sonuç olarak hala bir takım sporu. Paranın ön plana geçtiği ortamda, amatör bir kavram olarak görülen  takım ruhunu canlandırmak ve sürdürmek öyle pek kolay değil. 
Ancak takım ruhundan çok daha önemli olan, -eğer mevcutsa- "kulüp ruhu" bünyesindeki takımlarda kolayca etkisini gösteriyor. 
Eğer bu konuyu önemseyen yöneticileriniz varsa, yaptığı çalışmalar sonunda  ,transfer olan her sporcunun bu ruhu sahiplenmesini sağlıyor.  

Bu konunun ne kadar önemli olduğunu unutan veya daha önce hiç yaşamamış olan bazı yönetici ve antrenörler, takımlarındaki genç oyuncuların ruhsuzluklarından ve umursamaz tavırlarından şikayet ediyorlar . 
Ancak bu sorun genellikle çocukların aile yapısına ve aile terbiyesine bağlanıyor ve “yapacak bir şey yok” diyerek kapanıyor. 



Günümüzde ,altyapıda her türlü imkana  sahip olan kulüplerin, birbirinden farklı becerilere ve özelliklere sahip olan oyuncuları adeta bir makine gibi ,hem yaşam hem de basketbol olarak aynı kalıpların içine soktuğunu düşünüyorum. 

Bu heyecan vermeyen ve sadece sonuca odaklanmış olan  düzen, beklediğimiz özgüven sahibi, lider oyuncuları bize vermiyor.

Tamam, zaman geçtikçe her şey değişiyor ancak her ne olura olsun takım sporları için gereken “takım ruhunu” bir şekilde genç oyunculara kazandırmak gerek.



2014 YILINDA RUH OLURMUYMUŞ ?

Aslında yazılarımda kişi ve takım isimleri vermekten kaçınıyorum ama, üç sene Karşıyaka’da oynayan Dixon’nın Amerikalı olmasına rağmen takım ruhunu hissetmesi, taraftarın onu benimsemesi ,bize bu konunun farklı milletten olmakla veya geçen zamanla ilişkili olmadığını gösteren en güzel örnek. 






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...