Aktif antrenörlük yaşantımı, gücüm yettiği sürece altyapıda çalışarak sonlandırmak istiyordum ve muradıma erdim.
Son dört senedir oyuncu yetiştirmek ve gençlerin hayatlarına dokunmak için çaba gösteriyorum.
Son yıllarda neredeyse bana tavsiye edilen tüm eğitim kitaplarını okudum diyebilirim.
Ancak basketbola başladığımdan bugüne kadar oyunculuk ve antrenörlük dönemlerinde gördüklerimi ve yaşadıklarımı bu kadar net anlatan bir kitapla karşılaşmamıştım.
Okumak ve insanları okumaya teşvik etmenin ne kadar önemli bir şey olduğunu, Özkan Sümer ve Engin Keleş vasıtası ile bir defa daha hatırlamak çok güzel geldi.
BAZI KONULAR
ZİHİN SAĞLIĞI
Son günlerde eksik olan ancak nasıl halledileceğini bulmakta zorlandığım bir konu.
Antrenman yapmak teknik ve fiziksel becerilerinizi artırabilir ama onları kullanmanızı sağlayacak sağlam bir zihne sahip olmalısınız.
CÜMLE KURAMAMAK
Toplantılar sırasında farkına vardığım bir sorun .
Velliler, eğitim sistemi, ,öğretmenler, ve menejerlerden dolayı çocukların kendilerini anlatamamaları çok bir büyük problem.
Düzgün cümle kurabilen oyuncu çok az.
Kendinizi ve hikayenizi sağlıklı bir şekilde karşı tarafa aktaramazsanız bunu sizin yerinize başkaları yapmaya başlar ve tabii kendilerinden de bir şeyler ekleyerek yaparlar bunu.
ÖZGÜVEN EKSİKLİĞİ
Toplantılarda hata yapmaktan arkadaşlarının tenkitlerine maruz kalacağını düşünerek fikrini söylemeyen oyuncular ile yırtık olanlar arasındaki fark hemen anlaşılıyor.
Kendisine inanmayan ve güvenmekten vaz geçmiş birini uyarmanın bir anlamı yoktur.
Daha ilk antrenmandan bu işi kıvıracağı belli olanların ortak özellikleri genelde aynıdır; Sosyal anlamda daha becerikli olmaları ve hata yapmaktan çekinememeleri. Bunun yanına bir parça “fırlama” olmalarını eklemek gerek.
SOSYAL MEDYA DIŞINDA HİÇ BİR ŞEY İLE İLGİLENMEMEK
Otobüs yolculuklarında tek tük de olsa kitap okuyan tarihten, coğrafyadan, sanattan ,siyasetten bahseden oyuncular görünce şaşırıyorum.
“Öğrenmeye çalış, nerede olursan ol öğrenebilirsin, hatta dünyanın en yanlış kişisinden dahi öğrenebilirsin?
Nasıl hocam?
Yanlış olduğunu.
Ve unutma sakın kendin olmaktan vazgeçtiğinde geriye olabileceğin tel bir şey kalır; yok olmak.”
ÖZKAN SÜMER
ÇOCUĞUN VE VELİNİN HAYALLERİ FARKLI OLABİLİR
Her anne ve babanın, çocuğu için en iyisini istemesi çok normal.
Geçmişte anlamsız bir hırsla çocuğunun oyuncu olması için çabalayan birçok velinin, o günlerde çocuklarına yaşattıkları travmaları hatırladıklarını sanmıyorum.
Bir zamanlar Trabzonspor altyapısında koordinatörlük görevi yapmış Murat Dizdar, sohbet sırasında bana en fazla zorluk yaşadığı yerin Trabzon olduğunu söylemişti. Neden, diye sormuştum.
Ergin, çocuk futbolcu olacağına kendi inanmıyor ama anne-babası inanıyor.
“Kötü mü, insanın evladına inanması?” Tabii inansın, ama hepsi mi çocuğunu Messi zanneder kardeşim.
Ne yaptın?
Ne yapayım, bir yıl içinde görevi bıraktım, yoksa psikolojim bozulacaktı.
YAŞ 19 ARTIK A TAKIMDA YANLIZSINIZ, TEK BAŞINASINIZ
Üç senedir çalıştırdığım birçok oyuncu, başka kulüplerin ve bizim kulübümüzün A takım kadrosuna giriyor.
Bizler, bu çocuklara A takımda kendi başlarının çaresinin bakmaları için karşılaşacakları zorlukları anlatmaya çalışıyoruz.
Ancak oyuncuların arasında sürekli ailesinden ve menejerinden destek alan ve verilen eğitimin yetersiz olduğunu düşünenler var.
Nitekim çok değil bir iki sene sonra işler değişiyor.
Profesyonel dünyanın içine girmiştim. O zamanlar Profesyonel dünya ile ilgili pek bir bilgim yoktu.
Altyapıda olduğu gibi orada da el üstünde tutulacağını ve her istediğimi yapabileceğimi zannediyordum.
Bir genç oyuncunun karşılaştığı zorluklardan bir de budur.
Oranın kendine has bir tarzı ve el üstünde tutulan oyuncuları vardır.
Akvaryum balığının büyük bir denizde yüzmeye çalışması gibidir ilk zamanlar.
Her anlamda zorlanırsınız. İletişim kurmakta zorlanırsınız. Fiziksel olarak zihinsel olarak zorlanırsınız.
Eğer duygusal bir yapınız varsa takımın güçlü oyuncularının antrenman sahasında size söylediği sert sözlerin ardından yere dökülen pullarınızı toplamınız biraz zaman alır.
HATA YAPTIKTAN SONRA ÖZÜR DİLEMEK !
Çoğu oyuncu genç takımda oynarken hata yapabilir. Hatasını kabul etmek de gençler için çok zordur. Bunu herkes bilir.
Eğer biraz düşünür hatalı olduğunuzu anlayıp, özür dilerseniz. Önemli şeyler kazanabilirsiniz. Yoksa...
Eğer ilişkilerinizi düzeltme fırsatınız varken bunu tercih etmeyip her şeyin öylece kendiliğinden yoluna gireceğini, böylece egonuz ve kibriniz yara almadan hayatta kalacağınızı sanırsanız, o zaman benim yaptığım gibi yeni bir takım bulmak için girişimlere başlarsınız.,
Henüz 18-20 yaşlarındaki bir oyuncuysanız, ortadaki sorunlar karşısında kendinizi geri çekip umursamaz bir ruh haline bürünerek olayları akışına bırakmazsınız. Çünkü o an akışına bıraktığınız olaylar, aslında kariyerinizin sayfalarıdır.
ANTRENÖR KENDİSİ GİBİ OLMALI
Antrenörlük sanıldığı kadar kolay bir şey değil, yetenekli ancak sorunlu bir oyuncum bana " İleride antrenör olacağım" demişti. Ben de ona, "ya senin gibi bir oyuncun olursa ne yaparsın?" diye sordum.
Cevap "takımdan atardım oldu."
Koçluk zor iş herkes, sporcu ruhlu, koçuna saygılı, disiplinli oyunculara koçluk yapabilir.
Ancak koçluk, yetenekli ancak problemli oyuncuları yetiştirmek ve oynatmaktan geçer. Bunun için de öncelikle kendiniz gibi olmalısınız.
Her antrenörün kendisine has bir tarzı olmalıdır. Eylemde ve düşüncede kendi stilini, kendi tavrını yakalamayan antrenörlerin başarılı olma ihtimali yoktur.
Sporcular her şeye rağmen zekidir. Karşısındaki teknik adamın zayıf yanını arar, bulduğunda da kullanmaktan çekinmez.
Türkiye’deki spor ortamı da kullanmasına müsaade eder.
O yüzden bir antrenör oyuncu grubu karşısında her zaman kendisinden emin bir tavır takınması şarttır. Bir lider olarak tavrını ortaya koymalı ve bunu yaparken de karşısındaki grubu ikna edebilmelidir.
PARA ÖNEMLİ DEĞİL
Çoğunlukla yetenekli ve genç oyuncuların kendilerini gösterip tecrübe kazanacakları yerde ,çok para aldıkları için güçlü takımların bankına oturması en sık ve en çok karşılaştığımız durum.
Genellikle en fazla parayı veren kulüp tercih edilir, çünkü fazla para bir değer verme belirtisi olarak düşünülür. Bunda bir gerçek payı olsa bile özellikle kariyerine yeni başlayan bir sporcunun tercihinde işin ekonomik tarafı asla ilk sırayı işgal etmemelidir.
MAAZERET BULMAK
Son üç yıl içinde en çok kulağıma gelen cümle ,Hoca bana taktı, beni sevmiyor, ne yapsam hep hata buluyor, beni az oynatıyor, kadroya almıyor, antrenmanda bana çok yükleniyor, başkasına öyle bana böyle davranıyor, öyle dedi böyle dedi gibi bir sürü bahane.
Genç sporcular yirmili yaşlara yaklaşırken işin en kolayını yaparak sporun can acıtmayan en güvenli bölgesine kaçar. Bahaneler bölgesidir orası.
Hoca beni sevmiyor, az oynuyorum, kadroya almıyor, antrenmanda bana böyle dedi gibi bir sürü bahane.
Bu aptalca cümleleri kurarken en güvendikleri şey gençlikleri ve başka takıma gidip orada oynayabilecekleri düşüncesidir, fakat öyle olmaz- yani genelde – olmaz. Tutumunuzu değiştirmek yerine aynı söylem ve şikayetlerle hareket ettiğiniz sürece değişen tek şeyin üzerinizdeki formanın rengi ve çevrenizdeki insanların isimleri olduğunu fark edersiniz.
Ne kadar genç ve ne kadar tecrübesiz olursa olsun, meydan okuma gücü olmayan bir oyuncunun başarılı olma şansı yok. Bu yüzden genç oyuncular A Takım’la katıldıkları her antrenmanı bir meydan okuma olarak görmek zorunda.
BASKETBOL BASKETBOLDUR
A takımda, altyapıda veya kadın basketbolunda, her ne kadar farklı dinamikler olsa da, sonuç olarak aynı oyun oynanmakta.
Kadın A milli takımı, Erkek Altyapı milli takımı ve Erkek Süper ligi dahil olmak üzere her kategoride çalışma şansı buldum, ve bu süreçte yapamayacağımı düşünen birçok insanı şaşırttığımı biliyorum.
Bu nedenle basketbola basketbol olarak bakmakta yarar var.
Avrupa’da sıkça tanık olduğumuz bir durum vardır.
Yüksek kariyerli futbolcular oyuna veda ettiklerinde altyapıda antrenörlüğe başlarlar.
Öğrenme ve eğitim süreçlerini burada tamamlamaya çalışırlar.
Bizde durum daha farklı.
Futbola veda eden bir oyuncu altyapıda antrenörlük görevine başlayınca, insanların kariyer ve performans süreçleriyle başarıyla tamamladıklarını göstermeleri yetmez. “Haa o mu, altyapı hocası, yukarıda yapamaz” ön yargısını da üstesinden gelmeleri gerekir.
Kendinizi her tartışmada haklı görmek ve büyük bir gururla hiçbir adım atmadan beklemek yapılabilecek en kolay iştir.
Eğer bir Messi veya Ronaldo değilseniz, o halde ahmaklıkla gururu birbiri ile karıştırmamalısınız.
KENDİNİ İFADE ETMEKTEN BİR ADIM SONRASI ..
Kulüp menajeri ya da ya da basın sorumlusu maç öncesi, maç sonrası veya bir konferans için futbolcuya ihtiyaç olduğunu söylediğinde ortamda bulunan herkesin ışık hızlıyla alanı terk ettiğine tanık olabilirsiniz.
Eğer bu ihtiyaç soyunma odasında dile getirilirse banyo be tuvalette kuyruk oluşmasına da sebebiyet verir.
Sonunda takımın ağır topları genç oyuncuları biraz da ağırlar şekilde “ Oğlum gidip konuşsanıza, televizyonda görünün, işte, bunlar önemli şeyler hadi diye itekler ve tehlikeyi bertaraf etmenin huzuru ile soyunma odasına yarım bıraktığı kulisine geri döner.

Nice content. Romanya Vatandaslik Danismanlik
YanıtlaSil