Dün New York maçından sonra bir web sitesinde gördüğüm resim üzerine bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Henüz 16 yaşında Galatasaray yıldız takımı oyuncusuyum.
Hastalık derecesinde tutkulu olduğum basketboldan başka gözüm hiçbir şey görmüyor.
Bugün inanması zor ama o zamanlar Türkiye'de Beşiktaş Kulübü'nde oynayan ve antrenmanlara blue jean ile çıkan Tom Davis haricinde tek bir Amerikalı basketbolcunun fotoğrafını bile görmemiştim.
Bir yıl sonra beyaz bez Converse'lerimle
Bazı abiler anlatırlardı; ABD'de potalar 3,05 metreden daha yüksek, pivotların boyu 2,20 metre, salonların kapasitesi en az 100.000 kişilikmiş.
(Bu arada Spor ve Sergi Sarayı 5.000, o zamanki adıyla Mithat Paşa Stadı ise 40.000 kişilikti.) ve nunun gibi onlarca hikâye....
Çoğumuz Raf veya Venüs lastik ayakkabı giyer, biraz parası olanlar ise Tophane'deki Amerikan Pazarı'ndan Çin malı lastik ayakkabı alırdı. Tek bir oyuncu siyah yarım Converse giyerdi (tabii bez olanlardan); o da Tom Davis'ti.
Daha sonra kimden duyduğumu hatırlamıyorum ama Karamürsel'deki Amerikan askerî üssünün yanında bazı dükkânlar Amerikalıların ikinci el eşyalarını satıyormuş ve şansımız varsa orada ucuz, kullanılmış Converse ayakkabı bile bulma ihtimalimiz varmış.
Basketbolla pek ilgisi olmayan ama Amerika'dan akrabalarının getirdiği Levi's'in altına Converse arayan bir arkadaşımla şansımızı denemeye karar verdik.
Vapurla Yalova'ya vardığımızda hemen Karamürsel minibüslerinin olduğu yere koştuk ama ücretini öğrenince, dükkândan alacağımız eşyalara paramızın yetmeyeceğini düşünerek otostop yapmaya karar verdik.
Hatırlayabildiğim kadarıyla devasa bir kamyonun önünde sıkış sıkış oturarak geçen uzun bir yolculuğun sonunda Karamürsel'e vardık.
Yıkık dökük bir veya iki dükkân vardı. İçeri girdiğimizde kullanılmış “Jokey” iç çamaşırları dâhil onlarca farklı ikinci el eşya vardı ama maalesef Converse ayakkabı kalmamıştı.
Ben, uzun süre kullandığım bej bir asker gömleği ve beyaz, bol bir denizci pantolonu aldıktan sonra ümitsizce etrafa bakarken gözüm kenarda duran tozlanmış dergilere takıldı.
Bu keşif beni, internetin yaygınlaşmasıyla basımı sona eren ancak on sayısına kadar takip ettiğim Street & Smith's dergileriyle tanıştırdı.
Dergileri karıştırıp hayranlıkla basketbolcu resimlerine bakarken arada küçük bir kitap buldum. İçinde amatörce çizilmiş bazı resimler vardı.
Ancak kitabın kapağında dripling yapan ve formasının önünde “New York” yazan siyahi bir oyuncunun fotoğrafı aklımı başımdan almaya yetmişti.
Walt Frazier, New York Knicks'in oyun kurucusuydu.
Akşam, en az beş kiloluk Redhouse sözlüğümü açarak okumaya çalıştığım bu kitabı hiçbir zaman unutmadım.
Puma firmasının her maç Frazier'e yeni bir ayakkabı vermesi, bir sene sınıfta kalınca maçlarda oynayamayacağı için o sezon boyunca tüm antrenmanlarda savunma takımında oynaması ve bu nedenle hücum edenlere karşı adeta düşman olup onları durdurmak için her şeyi yapması; NBA'de en çok top çalan oyunculardan biri olması ve ellerinin ne kadar hızlı olduğunu anlatırken bir arkadaşının iki sineği bir arada yakalayabiliyor musun sorusuna “Sinekler beni tanıyor, gruplar halinde yanıma yaklaşmıyorlar” esprisi.
Walt şimdi 81 yaşında ve hala rengarenk ceketleri, şapkası gözlükleri, yüzükleri ile tribünde New York’u destekliyor.
Yorumlar
Yorum Gönder