Sevgili koçlar,
Birçoğunuz, gayet iyi oynayan bir oyuncunuzun aniden form düşüklüğü yaşadığına ve bunun sonucunda takımınızın beklenmedik sonuçlar aldığı dönemlerden geçmişsinizdir.
Oyunculuk yıllarımda ben de zaman zaman benzer sorunlar yaşadım. O dönemlerde bu durumu yöneticilere ya da iletişim kurmamıza izin veren bir koça anlattığımda, aldığım cevap genellikle “Üzülme, geçer.” olurdu.
Altyapıda antrenörlüğe başladığımda ise benzer durumlarla karşılaştığımda, oyuncularıma birkaç soru sorduktan sonra verebildiğim cevap yine aynıydı: Ben de benzer şeyler yaşamıştım ve zamanla geçmişti.
Uzun yıllar boyunca bu durumdaki oyunculara yardımcı olmaya çalıştım; ancak çok büyük bir ilerleme kaydedemedim.
Ta ki aşağıdaki konuşmayı dinleyene kadar...
Umarım sizin için de faydalı olur.
Zaten fark ettiğim şey şuydu: Eğer hedeflerime ulaşmak, olmak istediğim oyuncu olmak istiyorsam basketbol hakkında düşünme biçimimi değiştirmem gerekiyordu.
Ve çok hızlı şekilde şunu anladım; nasıl fiziksel alışkanlıklarınız varsa, zihinsel alışkanlıklarınız da var. Düşünme şeklin aslında bir alışkanlık.
Mesela bu hafta bazılarınız için fiziksel alışkanlıkları değiştirmek ne kadar zor oldu düşünün.
Özellikle tek ayaktan çıkmaya, hızlı ve kontrolsüz oynamaya ya da havadayken pas vermeye alışmış olanlar için.
Bunlar alışkanlık. Ve böyle alışkanlıkları kırmak gerçekten zor. İki üç günde değişmiyor. Sürekli tekrar edip yerine yeni bir alışkanlık koymanız gerekiyor.
Düşünme şekliniz de aynı. Bazılarınız bunu 20-21-22 yıldır tekrar ederek geliştirdi.
Ben de bu alışkanlıkların bir gecede değişmeyeceğini anladım.
Çok derine işlemişti.
Ama iyi haber şuydu: Bunlar sadece alışkanlıktı. Ve eğer alışkanlıksa, daha iyisiyle değiştirilebilirdi. Tıpkı tek ayaktan sıçramak yerine iki ayak üzerinde dengeli durmayı öğrenmek gibi.
Şunu dürüstçe söyleyebilirim; dikkatimi nereye verdiğimin sorumluluğunu almam gerektiğini ve bunu benim yerime kimsenin yapmayacağını fark ettikten sonra, sonraki iki buçuk yıl boyunca düşünce sistemimi yeniden eğitmek için hayatımda hiç çalışmadığım kadar çalıştım.
Özellikle de kendimi basketbolcu olarak nasıl gördüğüm konusunda.
Ben zaten hep çalışkan biriydim. Oynadığım her takımın en çok çalışan oyuncusuydum.
Çok antrenman yapardım.
Ama düşünce biçimimi değiştirmek için verdiğim emek, fiziksel becerilerimin herhangi birine verdiğim emekten daha büyüktü.
O yaz memleketime döndüğümde yaptığım şeylerden biri şuydu: Akşamları lisemin salonunda mahalleden oyuncularla tek pota maçlar yapıyordum.
İki üç saat oynadıktan sonra eve geldiğimde kendime o gece salonda yaptığım 10 iyi şeyi yazdırıyordum.
Ve size şunu söyleyeyim; kariyerimin o döneminde 10 şey bulmak neredeyse imkânsızdı. İki üç saat oynayıp eve geliyordum, defteri açıyordum, liste yapmaya başlıyordum… iki üç madde yazınca tıkanıyordum. “Bu kadar. Bu gece başka hiçbir iyi şey yapmadım. Berbattım.” diyordum.
Ama yine de kendimi bir şeyler bulmaya zorluyordum. İlk başta resmen saçmalıyordum. Mesela:
“Ayakkabı bağcıklarım hiç çözülmedi.”
“Şortum tişörtüme güzel uydu.”
“Salondan dönerken arabayla kaza yapmadım.”
Pozitif olan ne varsa yazıyordum.
Sonra yavaş yavaş bir şey olmaya başladı.
Dördüncü beşinci günden sonra artık bağcıklardan, kıyafetten, arabadan yazmaktan sıkıldım.
Basketbol hakkında şeyler yazmak istiyordum. Bu yüzden salona girerken bile aklımda o liste oluyordu.
“Bu gece yine o saçma listeyi yapacağım. Bağcıklardan yazmak istemiyorum. Burada olan basketbol şeylerini hatırlamam lazım.”
Bu yüzden dikkat etmeye başladım. Mesela oyunda iyi bir pas veriyordum:
“Tamam, o pası unutma.”
Birkaç dakika sonra bir şut sokuyordum ya da bir turnike atıyordum:
“O şutu hatırla. Güzel turnike.”
Çünkü eve gidince 10 şey yazmak istiyordum. Eve gelir gelmez de unutmamak için hemen listeyi çıkarıyordum.
Başta hâlâ zordu ama birkaç gün sonra liste gittikçe kolaylaşmaya başladı.
Ve bu, daha iyi oynadığım için değildi. En azından başta değil. Asıl değişen şey, dikkatimi verdiğim yerdi. Çünkü o listeyi yapmak zorundaydım ve iyi şeyleri hatırlamaya çalışıyordum.
Sonra ilginç bir şey oldu: Dikkatimi o şeylere vermeye başlayınca, o şeyler daha fazla olmaya başladı.
Enerji, dikkatin gittiği yere akar.
Ve bu süreç, düşünce alışkanlıklarımı değiştirmemde, dikkatimi nereye verdiğimi yeniden eğitmemde benim için büyük bir adımdı.
Yorumlar
Yorum Gönder