Ana içeriğe atla

MOTİVASYON


Amaç her şutu kesmek değil, rakibi her attığı şutu kesilebileceğinize inandırmaktır.          

Bill Rusell




Tüm sporlarda olduğu gibi motivasyon basketbolun en önemli konulardan bir tanesidir.
Oyuncuları motive etmek taraftardan başkana,masörden,yöneticilere kadar birçok kişinin kolaylıkla dahil olabileceği bir konudur.
Ancak şartlara göre değişen bu göreceli kavram özel sohbetlerde anlatılan hikayelerinin dışında fazla konuşulmaz.
Çoğumuz bu sohbetlerde yöneticilerin " Devre arasında soyunma odasına girdim, çocuklara öyle bir fırça attım ki... ikinci devre çıktılar adam gibi oynadılar ve maçı kazandık." lafını veya bazı antrenörlerin "Devrede yöneticimizi soyunma odasına girdi, çocuklara öyle bir fırça attı ki takım darmadağın oldu ,ikinci devre bir türlü toparlayamadık ve maçı kaybettik." sözlerini hepimiz duymuşuzdur.
Bu konuyu meslek olarak seçmiş ve bilgilerini basketbol takımları üzerinde kullanmaya çalışan birçok değerli spor adamının, oyuncular tarafından ciddiye alınmadığını defalarca gördüm. 
Ancak buna karşılık bazı oyuncuların sporla ve basketbolla uzaktan yakından ilgisi olmayan yakın bir akrabasının sözü ile performanslarını ikiye katladıklarına şahit oldum.
Ben genç antrenörlerin ,kimden olursa olsun motivasyonla ilgili duydukları tüm hikayelerden iyi veya kötü bir şeyler çıkarabileceklerine hatta hayali bile olsa bu bilgilerin onlara beklenemedik katkılar sağlayacağını düşünüyorum.



 Tutuğumuz takımı ayrı bir tarafa koyarsak ,çoğumuz tarafsız olarak izlediğimiz bir maçta sürpriz olmasını, güçsüz olan tarafın kazanmasını isteriz.
Genellikle sonucu belli olan bir maçı seyretmektense bir sürprize şahit olmak her zaman tercih edilir.


İstatistikler bize sonuçla ilgili bir fikir verebilir, ancak istatistiklere yansımayan motivasyon unsuru tüm bu öngörüleri bir anda yok edebilir.

Güçsüz bir takımın, sürpriz galibiyetler almasını belki birçok nedene bağlayabilirsiniz. 
Ancak çoğunlukla ıskalanan bir parametre vardır,o da güçlü takımın motivasyonunun düşük olmasıdır.
Bu tarz maçlarda genellikle güçlü takım nasıl olsa kazanırım düşüncesi ile maça çıkar, kısa süre sonra işler kötüye gitmeye başladığında takımda bir panik başlar ancak bu süreçte zayıf takımın motivasyonu en üst sınıra gelmiştir ve maçı kolaylıkla kazanır.
Motivasyon maçtan önce, maçın içinde hatta maçın son saniyesine kadar değişebilir.
Şu anda antrenörlük yapmayan ancak herkesin tanıdığı koçlardan bir tanesi, takımı ilk yarıyı farklı mağlup bitirdiğinde ,ikinci yarı sanki maçı bırakmış ve mağlubiyeti kabul etmiş gibi davranırdı. ikinci yarıya daha önce hiç oynatmadığı yedek oyuncular ile başlayınca rakip oyuncular kaçınılmaz olarak gevşerlerdi. Belirli bir süre sonra fark kapanır ve maç tekrar başa baş hale gelirdi.
 

Motivasyon oyuncudan oyuncuya değişebilir. 
Basit ve klasik yöntemlerle kolayca motive edilebileceğiniz oyuncular varken ,ne yaparsanız yapın hiç etkileyemeyeceğiniz oyuncular ile karşılaşabilirsiniz.

Bazı oyuncuların ne derece motive olduğu yüzlerinden belli olurken, bazılarının ne derece etkilendiğini ancak maç içindeki hareketlerinden anlayabilirsiniz.

Motivasyon ile maçın gidişine, takımın coach’u ve idarecisi ne kadar etki edebiliyorsa, oyuncunun akrabası veya bir dostunun tiribünde olması da etkili olabilir.
Kısa vadede özelikle maçtan hemen önce yöneticilerin oyunculara prim vaadetmesi veya taraftarın yaptığı tezahürat her zaman etkili motivasyonlardır.

Uzun vadede ise ,takımını antrenman yerine cezaevine götüren ve oradaki ortamı oyuncularına göstererek,  (bir bakıma hayat dersi vererek ) onları motive etmeye çalışan antrenör hikayeleri vardır.
  
Bazı takımların ismini söylediğinizde aklınıza hemen efsane bir oyuncu veya o kulübün önemli bir başkanı gelebilir ancak bazı takımların ismini söylediğinizde aklınıza hemen o takımın TARAFTARI gelir.

Takdir edilmek, ilgi çekmek, diğerlerinden farklı olmak insanın doğasında var ve bu hiç değişmeyecektir. Bu nedenle övmek, sırtını sıvazlamak, hırslandırmak, motive etmenin birçok yolundan bir iki tanesidir.

Oyuncuyu şaşırtmak, inandırmak, oyuncunun herkesin gördüğünden farklı bir manzara görmesini sağlamak, motive etmenin yollarından biridir.

Motivasyonun en zor tarafı sürdürebilirliğidir. Kısa süre sonra herkes sürprizlere alışır ve sizin zorlukla oluşturduğunuz bu durum herkese normal gelmeye başlar.

Özellikle oyuncularınız bu durumu normal görmeye başlar ve herkesin yaptığı klasik yorumlardan etkilenmeye başlarsa, motivasyon ortadan kaybolmuş demektir.

Tatmin duygusunu yenebilmek için, geçmişi hatırlamak ve hatırlatmak önemlidir.

Özellikle genç oyunculara sezon başında yazılı anket yapmak düşüncelerini almak bu konuda size yardımcı olabilir.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...