Hayrettin Bahtoğlu, Tunç Turna, Can Tengizman , Koray Mincinozlu, Ali Zibel, Ahmet Yolalan ,Cem gökçe,Cem Akdağ Sedat .. Salon İTÜ
Ben Galatasaray kulübüne gelmeden bir yıl önce Simenov adlı bir Romen çalıştırıcı varmış .
Sanırım koç hem altyapı hem de A takım ile ilgilenirmiş.
Ben altyapı antrenmanlarına katıldığımda oyuncular iki de bir mösyö "şöyle söylerdi, böyle söylerdi" diye kendi aralarında konuşurlardı.
O zamanlar mösyö kelimesi benim için kafasında leon şapka ağzında pipo ve keçi sakalı olan, redingot giyen bir adamdı.
Henüz bu sene fotoğrafını görebildiğim Simenov'u her ne kadar modern kıyafetlerle içinde hayal etsem de basketbol sahasında bir koç olarak canlandırmakta zorluk çekerdim.
Bugün herkesin forvet dedikleri pozisyona benim kulübümde "Ekstrem" derlerdi.
Sanırım oyuncuların çoğu Galatasaray Lisesi'nde Fransızca eğitim gördükleri için bu terimi tercih etmişlerdi.
Sanırım oyuncuların çoğu Galatasaray Lisesi'nde Fransızca eğitim gördükleri için bu terimi tercih etmişlerdi.
Daha sonra dışarıda bu pozisyona forvet denildiğini duyduğumda ," ya olur mu öyle şey, bu basketbol kardeşim futbol değil ki ", diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Galatasaray da, açık sahalarda geçen ilk minik takım sezonumdan sonra yıldız takım geçtim. Ve o sene tüm antrenmanları Galatasaray Lisesi'nde yaptık .
Ve tüm sezon başımızda Hayri abimiz vardı. Bahtoğlu kulübün bütün takımlarının, hem idarecesi hem de antrenörü idi.
Sanırım o sene Simenov gittiği için böyle bir boşluk doğmuştu.
Bizler yeterli saat bulursak genç takımdan sonra antrenman yapardık, ama çoğunlukla sahayı paylaşarak birlikte çalışırdık.
Çalışmak denilince aklınıza bildiğiniz antrenman gelmesin, tek pota maç yapar ardından üçlü örme ve son olarakta çift pota maçla çalışmanın sonunu getirdik.
Şimdi bu tarz antrenmanların oyuncuların karar mekanizmasını geliştirdiğini gayet iyi anlıyorum.
Genç takımdan çok fazla oyuncu hatırlamıyorum ama abisi Fenerbahçe ve milli takımda oynayan Ferhan Baras'ın kardeşi Berkan Baras'ın çok iyi bir şutör olduğunu hatırlıyorum.
Bizim takımda ise, yanılmıyorsam , benden iki yaş büyük tecrübeli !oyuncular Can Tengizman, Koray Mincinozlu ve Ahmet Yolalan antrenmanları idare ederdi.
Küçük salonun ortasında duran biraz daha alçak bir pota daha vardı.
Eğer gerçek potalardaki, üçe üçe maçlara katılamamışsak bu potanın altına doluşur şut atmaya çalışırdık.
Ancak hiç aklımdan çıkmayan başka potalar da vardı; biraz zorlayarak smaç yapabildiğimiz bahçedeki mini potalar.
Eğer hava güzelse ve etüt hocaları kızmazsa, bu potalarda maç yapmaktan büyük zevk alırdık.
O kadar ki top bulmazsak top yerine çantamızla oynadığımı hatırlıyorum.
O kadar ki top bulmazsak top yerine çantamızla oynadığımı hatırlıyorum.
Aslında ilk idarecim ve antrenörüm Hayrettin abi çok ilginç bir kişilikti, açıkçası ne işi olduğunu tam olarak bilemiyorum ama , yaz aylarında Dolmabahçe Stadı'nın hemen karşısındaki arsaya kurulan İtalyan lunaparkında, çarpışan otomobiller için jeton sattığını çok iyi hatırlıyorum.
Hiç unutmam, utana sıkıla ben bile bedava jeton almıştım.
Hayri abi Kadıköy yakasında Halk Eğitim Spor Salonun'daki maçlar için takımın gidişini organize eder, küçük yaşta olanların başlarına çaktırmadan bir abi koyardı.
Bizler ( en küçükleri bendim ) Karaköy'de buluşup birlikte gemiye biner oradan da dolmuşla Salona giderdik.
Halk Eğitim Salonu'na seyirici olarak gelenler yukarıdaki dar balkonda maçı seyrederlerdi ve sahanın tamamını görmek için biraz uzandıkları zaman aşağıya düşme tehlikesi yaşarlardı.
Hayri abi ,maç bittikten sonra kazansak da kaybetsek de bizi lahmacuncuya götürürdü .
Hayatımda ilk profesyonelliği Lahmacun ve ayran olarak tattım desem yeridir.
Yorumlar
Yorum Gönder