Yaklaşık 15 senedir kadın basketbolundan uzaktayım.
Şampiyona öncesi, sevgili Volkan Günak kadın basketbolu ile ilgili harika bir belgesel yapmış, seyretmediyseniz muhakkak seyredin derim.
Belgeselde geçen kısa röportaj sayesinde eski günlerime geri döndüm ve kadın basketbolu hakkında bir şeyler yazayım dedim.
Filozof, hayat demiş, geriye dönük bir biçimde anlaşabilir, ancak ileriye dönük bir şekilde yaşanmalıdır.
Biz de buradaki hayat kelimesini kadın basketbolu ile değiştirerek konuya girelim.
Konu, ne olacak şu kadın basketbolumuzun hali?
Açıkçası ben, teknik ve idari ekibimizde, altyapıda ve altyapı koçlarında herhangi bir sorun olduğuna inanmıyorum.
A takımda çok tecrübeli bir teknik ekibimiz varken altyapıda da onlarca genç koç, kendini basketbola adamış, araştırıyor, çalışıyor…
Ben, oyuncuların A takımlara entegre olma sorunu yaşadığını ve farklı bir uygulama yapılmazsa ileride de bu sorunu yaşayacaklarını düşünüyorum.
Belki aynı sorun erkeklerde de var diyeceksiniz ama kadınlarda bizlere ümit veren NBA oyuncularımız yok.
Evet, yabancı oyuncu sayısı en büyük sorun.
Ancak konuyu kestirip atmak bu sorunu çözmüyor.
Durumu toparlamak için başka yollarda var.
Şimdi vaziyeti anlamak için, filozofun da dediği gibi geriye doğru bir yolculuk yapalım.
Yaklaşık on beş yıl önce istatistiklere baktığımızda skor ve ribaunt gibi önemli departmanlarda Türk oyunculara pek rastlamazdık.
Çünkü takımlar, yabancı oyuncuları, skor ve ribaunt özelliklerine göre tercih ederlerdi.
Bu durumda da doğal olarak, milli takımımızın ihtiyacı olan skor ve ribaunt konusunda eksiklikler ortaya çıkardı.
Gerçi sadece üç yabancı olduğu için diğer iki pozisyonda bu konularda, birinci olamasa bile ikinci seviyede katkı veren oyuncularımız vardı.
Bizler uzun süre (şu andaki takım gibi) elimizdeki bu oyuncuları adeta birinci derecede katkı verecek gibi kullanmayı denedik ama nafile, karşımıza hep, tüm sezon boyunca aynı rolleri oynayan oyuncular çıkıyordu.
Hücumda altmış sayı ortalaması ile oynayan bir takımdık. Gayemiz iyi savunma yapmak rakipleri ellilerde tutmaktı. ( Bugünde aynı çaba içindeyiz)
Belki bu sayede, zaman zaman bir iki maç kazanıyorduk ama bir türlü istikrar sağlayamıyorduk.
Kulüplerden gelecek tepkiyi düşünerek, dünya şampiyonasında, milli takımın başarılı olması için, iki sezon yabancı yasağı getiren Japonya gibi bir hamle yapamayınca,
Avrupa şampiyonasının ülkemizde yapılacak olmasını da öne sürerek, erkeklerde (zaman sorunu yüzünden) uygulanması imkânsız gibi gözüken bir hazırlık programı yaptık.
Açıkçası bir seferberlik ilan ettik. (Şu andaki takımın baş antrenörü, menajeri, kondisyonerinin de içinde olduğu) bir organizasyonla, Milli takımı bir kulüp takımı gibi hazırladık.
Ancak herkesin gözünden kaçırdığı bir teknik fark vardı.
Biz oyuncuları klasik kriterlere göre milli takıma almadık.
Biz önce kendi kriterlerimizi belirledik ve ondan sonra tercihlerimizi yaptık.
Oyuncularımızın fiziki özelliklerine çok önem vermedik, altı oyun kurucu ile oynadığımız turnuvalar bile oldu, biz o zaman, kararlılık, istek, arzu, hırs ve agresifliği ön plana aldık.
Ve bunları desteklemek için, kuvvet ve atletizm çalışmalarına ağırlık verdik.
Belki araya, iki üç tane kriterlerimize uymayan oyuncu da almış olabiliriz, ancak bunun nedeni, ülkemizde yeterli sayıda kadın basketbolcu olmamasından kaynaklanmıştı. ( Sanırım artık böyle bir sorunumuz kalmadı)
Neticede o takımın oyuncuları, bir şekilde yirmi yıla yakın bir süre başarıdan başarıya koştu, ancak maalesef ligimizde sistem aynı olduğu için, tekrar eski günlere geri döndük.
Filozofun cümlesinin sonunda söylediği gibi
“ileriye dönük yaşamak için”,
Bir seferberlik daha mı gerekiyor?

Yorumlar
Yorum Gönder