DMV’de “33” denen ve tek başına 33 sayı kaydetmeyi başaran ilk oyuncunun kazanacağı özel bir müsabaka çeşidi oynanırdı.
MENTAL BASKETBOL
Koç bedeli ne olursa olsun " Bu oyunu hangi zihinsel bakış açısı ile oynamam gerektiğini" bana öğret demişti.
Bir anda tüm o akıl oyunları onun için büyük önem kazanmıştı. Hem de çok büyük bir önem.
Bence basketbolda fiziksel öğretilerden çok daha fazlasının yer aldığını keşfetmişti.
Durant bu işe kendini adamıştı. Takım su molası verdiği zaman, takım arkadaşları su şişelerine doğru koşuştururken, Durant koçlarını performansına dair sorguya çekmeye gidiyordu.
Antrenman sona erdiğinde ve istirahat vakti geldiğinde ise, gidip koçların fikirlerini soruyordu.
Savunmasının iyi olup olmadığını, nasıl daha iyi hale getirebileceğini öğrenmek istiyordu. Maçlarda yaşanan belli başlı durumları ve anları, basketbolda “şahane “olanı “iyi” olandan ayıran ufak tefek tüm ayrıntıları merak ediyordu.
Tim Duncan’ın kullandığı eski bir hareketi repertuarına katmış, mükemmelleştirmiş ve tekrardan popüler kılmıştı: Üçlük çizgisine doğru, potaya oldukça uzak bir mesafede dururken, kollarını savunmacısının öne uzattığı eline doğru alçak seviyeden bir kepçeleme hamlesi ile geçirip teması aldırıyor ve ardından güçlü biçimden bedenini çekip şuta kalkacakmış izlemini yaratıyordu.
Elbette ki aslında şut kullanacağı falan yoktu, asıl amacı bu sayede savunmacısına faul yaptırmaktı. Ve hemen her defasında hiç şaşmaksızın hakemler düdüğü çalıyor, o da iki serbest atış için çizgisine gidiyordu.
Bu hareket “yardırma” ( rip-through ) adıyla meşhur oldu ve rakip savunmacıları şaşkına ,rakip koçları da çılgına çeviriyordu.
Bu hareket iki yıl sonunda o kadar yaygınlaştı ki hakemler uyarıldı ve çalınan fauller atış olmayan faul kabul edilmeye başlandı.
KİTAP
Eskiden dergilerde reklamlarını gördüğümüz basketbol kitaplarının Türkçe çevirilmesi söz konusu bile değildi.
Ancak daha sonraki yıllarda yavaş yavaş basketbol kitaplarını vitrinlerde görmeye başladık.
İlk okuduğum kitap da (sanırım Rick Pitino'no ile ilgili bir kitaptı ) Guard kelimesinin "bekçi" diye tercüme edildiğini görünce, bayağı moralim bozulmuştu.
Yine de bir basketbol kitabıydı ve bir şekilde okumak için bayağı çaba sarf ettim . Sanırım hala kitaplığımda bana işkence çektiren ,böyle tercüme edilmiş iki üç kitap hala duruyor.
Sonunda yıllar geçti ve artık böyle bir sorunumuz kalmadı.
Artık nerdeyse her yeni çıkan kitabın tercümesini çıkıyor. Tabii NBA yıldızlarının tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tanınmasının payı olduğu bir gerçek.
Sevgili Efe Özenç o kadar derin bir basketbol bilgisine sahip ki, orijinal metinlerde yapılan hataları düzelttiği gibi, bize dip notlarla ilginç bilgiler veriyor.
Bu kitap diğerlerine nazaran biraz farklı, her şeyden önce Kevin Durant gibi diğerlerinden çok farklı bir kişiliğin biyografisi olması özelliğini taşıyor.
Eğer NBA meraklısıysanız ilginizi çekecek bir kitap.
KİLİT ANLARDA EN ÇOK MAÇ KAYBEDEN TAKIM
Bitime beş dakikadan daha az süre kala aradaki farkın 5 sayıdan daha az olduğu tam 44 maç oynamıştı. Bu maçların sadece yarısını kazanabilmişlerdi.
Sözleşmelerdeki iş ahlakı ilkeleri nedeniyle: Motosiklete binmemek uçakla paraşütle atlamamak tehlikeli aktiviteler yapmamak gerekliydi.
Ligin en iyi beş oyuncusundan biriydi. Ama lüksün tam karşıtına sahip şehirde yaşamaktan hiç de şikayetçi değildi.
FLAG FOOTBALL
Aslen Amerikan fotbolun bir türevi 2015-16 döneminde tam anlamıyla geliştirilen ve kısa zamanda gördüğü ilgi sebebiyle profesyonel bir ligi bile oluşturulan yeni bir spor dalı. Pek çok bakımdan benzeştiği Amerikan futbolunda temel farkı , oyuncuların birbirlerini oyun esnasında alaşağı etmek suretiyle değil bellerine bağlanan ve elektronik sensöre sahip kemerleri çıkararak durdurmamalarına dayandırılmasıdır. Bu yüzden hakemler doğru kararları elektronik uyarıcıların sunduğu sinyaller eşliğinde verirler ve fiziksel temasa çok az pay bırakıldığı için oyuncuların yıpranma, sakatlanma, zarar görme ihtimalleri de azalır. Bu yüzden oyuncular kask gibi koruyucu eşyalar kullanmaz.
25 SINIRI YAŞ VE NBA OYUNCULARI
Muhtemelen yetişkin bir erkeğin beynin 25 yaşına varana dek tamamen olgunlaşmaz. Bu süre kadınlar için görece daha erken tamamlanır.
Yetişkinlik ön ve temporal beyin loblarının yani beyin duygu, vizyon muhakeme idrak sorun çözme ve hatta cinsel davranışlar gibi konuları düzenleyen bölümlerini tamamen gelişmesine dek başlayamazdı. 25’ten 30’a giden süreç, bir aydınlanma evresi olurdu. Hatta bazı bilimsel araştırmalar 40’lı yaşların başına dek tamamen olgunlaşmadığı iddia ediliyordu.
Cüzdanları ne denli geniş , endamları ve prestijleri ne kadar büyük, vaziyetleri ve unvanları ne ölçüde iyi olursa olsun ,profesyonel sporcular da aslında yetişkinliğe geçiş yapmaya çalışan genç erkeklerdi.
Duyguları arzuları ve mantıkları değişkendi.
Gece hayatı gitgide onların nezdindeki cazibesini yitiriyordu. Pek çok kadınla yüzeysel ilişki kurmak yerine, tek bir kadınla güçlü bir ilişkiye sahip olmayı yeğler hale geliyorlardı.
Para, “mutluluk” için bazı şartları hazırlıyordu.
Alemcilik yapmak ve birikimlerini saçıp savurmak yerine artık yatırımlar yapmayı ve girişimciliği tercih etmeye yöneliyorlardı. Ve hayatta o vakte dek zaten başarılı oldukları için artık sahada kazanacakları başarıları daha çok önemsemeye, bu uğurda daha çok şeyi göze alabilmeye başlıyorlardı.
LeBron James’in Clevland’dan ayrılıp Miami’ye gitme kararını 25 yaşındayken , Miami’den ayrılıp Clevland’a geri dönme kararını ise 29 yaşında vermiş olması bir tesadüf değildi. Kyrie Irving de Clevland’dan itildiği ve böylelikle sembolik açıdan kendi ayakları üzerinde duran bir adam olmayı denemeye başladığında 25 yaşındaydı . Sesiz vakur ve duygudan yoksunmuş gibi görünen Kawhi Leonard da 26 yaşında bastığında birdenbire hareketlenmiş ve San Antonio’dan takas olmayı istemişti.
Micahel Jordan da ilk emeklilik kararı verdiğinde 29 yaşındaydı.
Takıma ve taraftarlara sadık olmayı gerektiren kuralı kim yaratmıştı? Belki de o sahada oynamaya gelen herkes aslında aynı tayfanın bir parçasıydı ve sadece şans eseri karşılıklı, yani farklı takımlarda oynuyorlardı, bunu kim bilebilirdi? Peki ya, konum, saha dışı olanaklar ve diğer ilişkiler, bir oyuncunun nerede oynamak istediğine etki edebilir miydi? Neden en iyi oyuncular, daha alt düzeydeki oyuncuların özgürce ve kınanmadan yapabildikleri şeylerden, yani diledikleri gibi başka takımlara transfer olabilme imkanından mahrum bırakılıyordu? Yüreğinizi basketbolun yazılı olmayan kurallarına yeğ tutabilme hakkını ne vakit meşrutiyet kazandı.
Yorumlar
Yorum Gönder