Özellikle maç başlangıçlarında, takımların neler hazırladıklarını anlamak çok zor olmuyor.
Hatta, iki üç maçın ardından bir takımın oyun sistemini ve savunma anlayışını da kolayca anlamak mümkün.
Takımlardan biri savunma sistemini veya hücum düzenini iyi uygularsa kazandığı ivme ile farkı açarak avantaj ele geçirebiliyor.
Devamında, rakip takımın yapacağı hamlelere de cevap verebilirse, maçın sistem sayesinde kazanıldığına şahit oluyoruz.
Ancak takımlardan biri net üstünlük sağlayamazsa ve özellikle sonlara doğru maç başa baş geçiyorsa, bu defa, farkına varmadan takımların düzenlerinden çok oyuncuların ve koçların bireysel yeteneklerinden bahsetmeye başlıyoruz işte bu durumda basketbolun farklı bir yönü ortaya çıkıyor.
Yetenek, tecrübe, pratik zekâ ve bunlardan daha da önemlisi baskıya rağmen istikrarlı bir zihinsel güç.
Böyle maçlardan sonra kimse sistemden bahsetmiyor herkes, koç ya da bir iki oyuncunun kişisel performansından bahsediyor.
İnsanların karışık hadiselere kolay cevaplar bulma hastalığı bu durumda da kendini gösteriyor.
Kaybeden takımın koçu için “yanlış oynatıyor, bu sistem yanlış” Oyuncular için ise “bunlardan oyuncu olmaz” derken, kazanan koç için harika sistem, oyuncular için müthiş oyuncu, yıldız oyuncu, gibi yorumlar yapılıyor.
Aslında sisteme ve düzenlere zaman tanımak, koçların ve oyuncuların nasıl uygulayacaklarına dair tecrübe kazanmalarına izin vermek en ideal yol olsa da, kazanıp kaybetme ekseni içinde her geçen gün vahşileşen rekabet ortamı bu anlayıştan uzaklaşmamıza neden oluyor.
Yorumlar
Yorum Gönder