Güzel bir başlık olmadı ama basketbolun içine girdikçe bu gerçeği daha iyi görüyorsunuz.
Oyuncuya göre, lige göre, koça göre, deplasmana göre, ülkesine göre yaşa göre değişen anlayışlar, fikirler vs.…
Ancak dışarıdan baktığınızda iki pota arasında on oyuncunun dripling pas şut ile topu çemberden geçirme çabasından başka bir şey görmüyorsunuz.
Kazanan seviniyor kaybeden üzülüyor, büyük paralar ve ulaşılması zor şöhret kazananlar, acı mağlubiyetler alanlar, bir iki yıl sonra unutuluyor, artık onları kimse hatırlamıyor.
Her sene yeni bir yarış başlıyor.
Oyucular bir yaş daha alarak tecrübeli ancak biraz daha yaşlanmış olarak! farklı liglerde, farklı takımlarda oynarken bazıları ise koç veya idareci olarak yeni bir heyecana başlıyorlar.
Geçmişte yaşanan anlaşmazlıklar, kavgalar, mutlu anlar buhar olup gidiyor, pişmanlıklar “öyle olmasaydı böyle olurdu” tekerlemeleri, sıkıcı olmaya başlıyor.
Ancak öyle güzel bir oyun ki, neticeyi zevk almayı sadece bu oyunun içinde kalmayı düşündüğünüzde, kız, erkek, küçük büyük demeden tüm kategorilerde mücadele etmek sizi uçuruyor.
Bazıları, alınan hazzı, anlayamadan bu oyunu bırakıyor, bazıları kazananları anlamsız yere suçluyor.
Bizlere düşen daha çok kişinin bu hazzı almasını sağlamak.
Bizlere düşen bu kişilerin oyunun içinde kalmasını sağlamak için ne yapabiliyorsak yapmak.
Oyunun gidişatı belli, hız ve güç istiyor. Bunu hem çalışmak hem de anlayış olarak yerleştirmek kolay. Ancak dünyanın kaçınılmaz olarak evirildiği bir yön var “bireysellik.”
Bunu geciktirebilmek için bir şeyler bulmalıyız, bu konuda önce koçlar birlikte hareket etmeli, daha sonra da oyunculara bu anlayışı kabul ettirmeliyiz.
Yorumlar
Yorum Gönder