Felsefe ile ilgilenmeye başladığımda, başımı kaldırıp, farklı bir pencereden yaşamı izleme şansını ele geçirdiğimi söyleyebilirim.
Özellikle aşağıdaki üç önemli insanın kitaplarını okuduktan sonra yaptığım alıntılar ve özetler ile aşağıdaki yazıyı yazdım.
Sıkılmazsanız okuyun.
SPINOZA, TWAIN , DARWIN
Doğadaki canlı, cansız her şey bir bütünün parçalarıdır.
Her şey gizlemli bir üfürük ile başladı ve var oldu.
Herkesin sorduğu neden ve nasıl sorularını sormayın yoksa düşünceleriniz kontroldan çıkar.
Var olan her şey sürekli olarak değişerek var olmayı başarmış.
Bu öyle bir mekanizma ki, devam edebilmesi için tek bir kuralı
var, o da değişim.
Bir kere kafanıza kazanmış sizi ispat etmesi zor varsayımlara sürükleyen şu üç ön yargıdan kurtulun;
Ruh ve Beden : Canlılarda ruh ve beden bir bütündür.
Diğer dünya : Tek bir yaşam vardır ,o da bu dünyada.
Her şey insan için : İnsan yaşamın merkezinde değildir, o da diğer varlıklar gibidir.
Canlı türleri için, üremek, büyümek, ölmek ve tekrar var olmak ne kadar gerçekse cansız maddeler için de aynı devinim söz konusudur.
Canlı cansız tüm varlıkların tek gayesi, var olmak ,ben buradayım demek ve varlıklarını sürdürmektir.
Ben buradayım diyebilmek için, muhakkak konuşmak gerekmez sadece bir çiçek ,bir tavuskuşu , heybetli bir dağ veya bir ağaç görünüşü bile yeterlidir.
Araba ile yolda giderken, iri bir çamur topağını ezip geçmemiz ve onu tekrar çamur haline getirmemiz ne kadar normalse, dikkat çekecek kadar sert ve iri bir topağın üzerinden değil, yanından geçmemiz ben buradayım sesine kulak vermemizden başka bir şey değildir.
İşte hayatı oluşturan bu etki tepkiye verilen aksiyondur.
Büyük ve küçük olmak varlığını sürdürmek için ne kadar etkiliyse, canlı olmak en az onun kadar önemlidir; örneğin aynı araba ile giderken karşımıza çıkan bir kaplumbağayı, küçük de olsa daha kolay görürüz ve üzerinden değil yanından geçeriz.
Süslenip püslenmek, çiçek açmak, bir erkek güvercin gibi kabarmak….vs bunların hepsi var olmak ardından üremek, türünü devam ettirmek ve kedini cazip gösterip buradayım demenin farklı yollarıdır.
Ölüm için filozof şöyle diyor; hiç bir arıyı bir karıncayı veya bir kelebeği yakından incelediniz mi?
Aşina olduğumuz bu varlıkların, gerçekten birer mucize olduğunun farkına vardınızı mı? O küçük hayvanların hatta onlardan daha küçüklerinin yürümesini, uçmasını, yemesini yaşamasını sağlayan organizmayı ve sistemlerinin nasıl oluştuğunu hiç hayal ettiniz mi?
O hayranlık verici tasarımlar, mesela küçük böcek ; şımarık bir çocuğunun bir el hareketiyle işlemez hale gelebiliyorsa, hareket edemeyecek hale gelip , toprağa, doğaya karışıyorsa onu yaratan için çok da değerli olmadığını düşündürmüyor mu size?
Hemen aklımıza, çaresizce onların sadece hayvan bizim ise insan olduğumuz düşüncesi geliyor.
Ancak zamansız ölümleri düşünün hiç bir mantıklı cevabı olmayan ; çocuk ,hatta bebek ölümlerini düşünün, işte bu durumda kader deyip işin içinden sıyrılıyoruz.
Ardından da kendi kendimize başka bir dünya yaratıyoruz. Zamanında bu dünyada tapularını bile sattığımız bir dünya..
Filozof diyor ki , insan dünyanın merkezinde değil o da kainatın içindeki her varlık gibi… O da bu devinimin bir parçası
Ama filozof niçin, neden? diye sormuyor. Çünkü bugüne kadar soranlar işin içinden çıkamamış ve hala ümitsizce sormaya devam ediyorlar.
Diyor ki ,daha iyi yaşamak ve yaşamdan sevinç duymak için önce kuralları kabul edin, sorgulamayın bırakın aksın …
Bitki öyle güzel çiçek açıyor ki, arı veya kuş dayanamıyor o çiçeğe konuyor, arının renk körü olduğunu biliyor musunuz , doğa onu gitmemesi gereken bitkiye bu yolla yollamıyor ,ancak giden böcekler tohumları bir diğer çiçeğe taşıyıp onları döllüyor.
Çiçek açamayan bitkiler var, o zamanda rüzgar, yağmur yardım ediyor üremesine.
Bilgin, bu çiçeğin döllenmesi için 30 santimlik borusu olan bir böcek olmalı diye bir tahminde bulunmuş ve yıllar sonra o böcek aynı bitki üzerinde görülmüş ..
Üreyemeyen, yok oluyor bitiyor ama direnenler de var olmak için , kalmak için, her şeyi deniyor, değişiyor, asırlar sonunda uyum sağlamayı başarıyorlar. Ama değişerek.
Üzerimizde mucizevi üfürük günüden kalan bir mirasımız var o da hücre …
Hayvanlar, dünyaya bir yazılım ile geliyorlar, akıl erdirmekte zorlanacağımız bir yazılım.
Öyleki çiftleşmek için akarsulardan denize, denizden okyanusa geçip kilometrelerce ötede daha önce hiç bilmediği bir yere onu götüren bir yazılım.
Kendi kendini dölleyen deniz canlıları , yumurtlayan deniz canlıları ,yavrusunu emziren deniz memelileri …
Kanadı olup uçamayan kuşlar, gözleri olmayan toprak altında yaşayan hayvanlar.
Güzel bir dişi için birbirini öldüren aslanlar, bir arada yaşayabilen atlar, asla tasma takamayacağınız kediler , annesi at babası eşek olam katırlar. Bitler , parazitler …vs….
Peki ya insan ? Diğer canlılardan tek farkımız beynimizin bir bölgesinde düşünmemizi sağlayan bir bölüme sahip olmamız.
Ancak heyhat, hayvanlardan hiçbir farkı olmayan yazılım bizde de var ve bu yüzden o hayvandan bizi farklı kıldığınız söylediğimiz o akıl bu yazılıma hep yenik düşüyor.
Hayvan yazılım ile kendini koruyor, öldürüyor, ürüyor.
Ama insan birlikte yaşmak zorunda o nedenle yazılımdan gelenleri ketlemeli.
Esas sorun da bu ya ! Ketleyemeyenler….
Bu sorunu eğitim ile çözmek mümkün mü?
Göreceli bir konu . Doğarken getirdiklerimiz arasında bu da var.
Kötü huylarımızı ketleme gücü ! Eğer çok düşükse maalesef pek bir şansımız kalmıyor.
Pembe bir ortamda , pembe bir dünyada gözünüzü açsanız, çevrenizde iyilik melekleri de dolaşsa, harika bir eğitim de alsanız
İçinizdeki hayvanın dışarı çıkmasına mani olamıyorsunuz.
Yorumlar
Yorum Gönder