Bu kadar yıl çalıştıktan sonra basketbol antrenörlüğünden öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu oldu:
Başarı çoğu zaman doğru ve gerçekçi çalışmayı gerektiriyor.
ÖRME
Yıllar boyunca hemen herkesin bildiği bir ısınma dirili vardır: “Örme.”
Şu anda hala uygulanıyor mu bilmiyorum ama bizim zamanımızda bu çalışmayı bilmeyen koç yoktu.
Örme; ortadaki oyuncunun kenara pas vermesi, ardından pas verdiği oyuncunun arkasından koşarak kulvarı doldurmasıyla devam eden bir hızlı hücum çalışmasıydı.
Eğer bir maç içinden bir kesit olarak düşünülürse;
Savunma ribaundunu alan ortadaki oyuncu topu kenara çıkarır, kenardaki oyuncu ortaya girerken pası veren oyuncu arkasından koşarak kulvarı doldurur. Ortadaki oyuncu da diğer kulvardan koşan oyuncuya pas verir ve hücum turnike ile tamamlanır.
Sanırım bu kadarı hızlı hücum kulvarlarını öğretmek için tasarlanmış bir çalışmaydı.
Fakat zamanla bu diril farklı bir şekle dönüştü.
Topu alan oyuncu pas veriyor, verdiği arkadaşının arkasından koşuyor, tekrar pas alıyor, tekrar pas veriyor… ve hareket aynı şekilde devam ediyordu.
Sonuçta ortaya hiçbir maçta göremeyeceğiniz bir aksiyon çıkıyordu.
Ve biz antrenörler de bu durumu sorgulamadan yıllarca aynı çalışmayı ısınma ve kondisyon dirili olarak uyguladık.
Oysa bugün birçok A takım antrenmanına baktığınızda başlangıç bölümü genellikle (beşe sıfır) maç içinde uygulanması planlanan bir geçiş hücumu çalışmasıyla başlar. Bir “örme” çalışmasıyla değil.
DRILL SEÇERKEN VE UYGULARKEN
Bir dirili uygularken kendimize şu soruyu sormalıyız:
Bu çalışma gerçekten maçta karşılaşacağımız savunmaya karşı ne kadar işe yarayacak?
İkinci ve daha da önemli bir konu bu dirili uygularken antrenmanda tam bir maç ortamı yaratabiliyor musunuz?
Açıkçası bu ciddi bir sorun.
Bugün A takımlar seviyesinde yapılan tüm çalışmalar neredeyse aynı olmasına rağmen, aradaki farkı yaratanın oyuncuların kapasitesi olduğu kadar antrenmanlarda yaratılan ortamın ne kadar geçekçi olduğundan kaynaklandığını sanıyorum.
Eğer antrenmanda bir şeyi uygularken hücum ya da savunmaya kendinizi kaptırmak yerine büyük resmi görmeyi başarırsanız, bu eksikliği hemen fark edersiniz.
Sanırım ABD'de savunma yardımcı koçu ve hücum yardımcı koçları da bu işe yarıyor.
Ancak gerçekçi olalım siz antrenmanda yalnızsınız, o nedenle yaratıcılığınızı kullanacaksınız. Başaka çareniz yok.
Örneğin:
- Hücumun işini zorlaştırmak için bir ekstra savunma oyuncusu ekleyebilirsiniz.
- Sahayı çizgilerle daha küçük hale getirebilirsiniz.
- Süreyi azaltabilirsiniz.
- Oyuna yeni kurallar ekleyebilirsiniz
Bunların hepsi sizin yaratıcılığınızla ortaya çıkacak oyuncuları gerçek maç ortamına hazırlayan diriller olacaktır.
Bir örnek vermek istiyorum.
Takım halinde yapılan, örmeye benzeyen bir paslaşma sonrası iki oyuncunun kenardan şut attığı ve ortadaki oyuncunun turnike ile bitirdiği bir diril vardır.
Bu çalışmayı ben antrenman başlarında ısınma amacıyla kullanırdım.
Ancak küçük bir kural koymuştum:
İki dakika içinde kenarlardan en az 25 basket atılmadan antrenman başlamazdı.
(A takımlarda 30 basket)
Bu basit kuralın oyuncuların antrenmana başlarken konsantrasyonunu artırdığını düşünüyordum.
Daha sonra bir koç arkadaşım bana farklı bir öneride bulundu.
Bazı oyuncuların attığı basketlerin iki sayı sayılması oyuncular üzerinde ekstra baskı oluşturabilir ve bu da onları daha gerçekçi bir hazırlığa sokabilirdi.
Gerçekten de küçük bir kural değişikliği dirile yeni bir değer kazandırdı.
Seyret – Analiz Et – Çalış – Uygula
2005 Avrupa Şampiyonası hazırlıkları sırasında, 2004 yazında özel maçlar yapmak için Çek Cumhuriyeti’ne gitmiştik.
Çekler bizi üç farklı şehirde açık farklarla yenmişti.
Bu durum moralimizi oldukça bozdu.
Çünkü bir yıl sonra Türkiye’de yapılacak turnuvada muhtemel rakiplerimizden biri Çekler olacaktı.
Dönüşte video analizleri sırasında ilginç bir bölüm fark ettim.
Bir anda 20 sayıdan 10 sayının altına indirdiğimiz kısa bir periyot vardı.
O bölümde yaptığımız şeyleri bütün maça yayabilirsek, bunun bizim için bir çıkış yolu olabileceğini düşündüm.
Bu yüzden klasik oyuncu seçimlerini, teknik ve taktik ezberleri bir kenara bırakarak antrenmanlarımızı tamamen yeni fikrimize göre yeniden tasarladık.
Yeni diriller…
Yeni istatistik kağıtları…
Yeni antrenman düzeni…
Hatta klasik çalışma düzenlerinden vaz geçtiğimiz için zaman zaman yardımcı koçlarla ciddi tartışmalar bile yaşadık.
Ama sonuçta tam bir yıl sonra Çek Cumhuriyeti’ni kendi sahasında yenmeyi başardık.
Bir başka örneği ise altyapı U18 takımını çalıştırırken yaşadım.
TBK2L ‘de bizden yaşça büyük ve fiziksel olarak çok güçlü takımlara karşı istediğimiz oyunu oynayamıyorduk.
Video analizlerinde aynı sorun tekrar tekrar ortaya çıkıyordu:
- Topu pota altından çıkarırken kaptırıyorduk.
- Topu alan oyuncular sert savunma karşısında dengelerini ve topu kaybediyorlardı.
- Yarı sahayı geçtikten sonra sert savunma nedeniyle düzenlerimizi uygulayamıyorduk.
Bu oyuncular artık 18 yaşındaydı. Yani basketbol yolunun yarısına gelmişlerdi.
Normalde bu yaşta oyuncuların yeni taktikler öğrenmesi, teknik repertuarlarını geliştirmesi ve A takıma hazırlanması gerekiyordu.
Dışarıdan bakıldığında kolay bir yorum yapılabilirdi:
“Bu çocuklar yeteneksiz. Hâlâ topu almayı ve karşı sahaya getirmeyi beceremiyorlar.”
Ama ben farklı düşündüm.
Bir sonraki antrenmandan itibaren bütün çalışmalarımızı çok sert savunma altında top almak, top çıkarmak ve topu karşı sahaya taşımak ve düzenlerimizi bu baskı altında uygulamak üzerine kurduk.
Antrenmanlarda öyle sert savunmalar yaptık ki bazen oyuncular arasında kavgalar çıktı.
Ama birkaç hafta sonra aynı oyuncularımızın çok daha güçlü, dengeli ve özgüvenli oynadıklarını gördük.
Yorumlar
Yorum Gönder