Bana bu sıra dışı hücum düzenini uygulama imkânı veren sevgili Namık Yazlar’a ve Tolga Öngören’e, son dört yıl birlikte çalışma fırsatı bulduğum Gelişim Koleji ve Tofaş BGL takımı antrenörleri ile oyuncularına yürekten teşekkür ederim.
Ayrıca hem teknik konularda hem de redaksiyon sürecinde desteklerini esirgemeyen sevgili Ahmet Can Solmaz’a ve redaksiyon için değerli vaktini ayıran sevgili Zeynep Demiray’a şükranlarımı sunarım.
Bu kitabın ortaya çıkış sürecinde, özellikle mizanpaj, kapak tasarımı ve yayıma hazırlık aşamasında yer alan, çoğu zaman görünmeyen ancak büyük emek gerektiren pek çok konuda bana sabırla destek olan yönetim kurulu üyemiz Sayın Derya Aydıner’e de içtenlikle teşekkür ederim.
Katkıları ve özverili yardımları bu çalışmanın tamamlanmasında önemli bir paya sahiptir.
Kitap için özel olarak görüş ve değerlendirme yazıları göndererek beni onurlandıran değerli arkadaşlarım Necati Güler, Erman Kunter, Murat Özyer ve Dr. Selam Gökçe’ye de ayrıca teşekkür etmek isterim. Yoğun programlarına rağmen vakit ayırıp düşüncelerini paylaşmaları benim için büyük bir mutluluk ve motivasyon kaynağı oldu. Bu kitabın sayfalarında onların desteğini görmek, benim için ayrı bir anlam taşımaktadır.
Hayatım boyunca bana destek olan aileme, dostlarıma ve meslektaşlarıma minnettarım. Yazma sürecinin görünmeyen kısmında gösterdikleri sabır, anlayış ve teşvik olmasaydı bu çalışmayı tamamlamak çok daha zor olurdu.
BU İSİMLERİ NEDEN SEÇTİM:
Aşağıda, kitabım hakkında görüşlerini almak istediğim dört değerli dostumdan bahsedeceğim.
Eminim ki basketbol camiasındaki pek çok kişi onları yakından tanıyordur.
Elbette kitap taslağımı paylaşabileceğim ve fikirlerine başvurabileceğim çok sayıda değerli
antrenör ve arkadaşım vardı. Ancak bu dört dostumun benim için ayrı bir yeri bulunuyor. Bu nedenle kendilerinden kitapla ilgili birer değerlendirme yazısı kaleme almalarını rica ettim.
Neden özellikle onları tercih ettiğimi ise aşağıdaki satırlarda açıklamaya çalıştım.
Necati Güler
Eskiden basketbol maçlarından sonra spor sayfalarında istatistik tutulmaz, haberi yapan kişinin takdirine bağlı olarak sayı atan oyuncuların yanına yıldız konurdu. Eğer sayı atamadıysanız, tek
bir yıldız bile alamazdınız.
İşlerin böyle yürüdüğü, asistin değerini ise sadece koçların ve koç gibi
düşünenlerin bildiği yıllarda; çok az sayı atmasına rağmen hem A Milli Takım’da hem de defalarca
şampiyon olan kulübünde oyun kuruculuk yapan sevgili arkadaşım Necati Güler, basketbolu bıraktıktan sonra da sayının her şey olmadığını, bu oyunun içinde onlarca farklı etken barındırdığını yıllardır genç koç ve antrenörlere anlatmaya devam ediyor.
Bu yolun ne kadar doğru olduğunu, yetiştirdiği iki oğlu Muratcan ve Sinan ile ispatlamasına rağmen mücadelesini hâlâ sürdürüyor. Oyuncuların ezberlerden kaçarak, pozisyonlara sıkışmadan, kendilerine verilen geniş alanda yeteneklerini gösterip geliştirmelerini savunan arkadaşımın, bu kitaba özellikle bir yazı yazmasını istedim
Erman Kunter
Sakatlandıktan hemen sonra antrenörlüğe başladığım için oyunculuk yaptığım dönemdeki
çoğu yaşıtımdan daha erken yaşta koç oldu. Basketbol Süper Ligi’nde (BSL) uzun süren altyapı antrenörlüğümün ardından, Süper Lig’deki ikinci senemde, antrenörlüğe yeni geçmiş olan sevgili dostum
Erman Kunter Darüşşafaka’ya başantrenör olmuştu. Çoğu genç oyunculardan kurulu olan o takım, o zamanlar sadece uydu vasıtasıyla seyredebildiğimiz televizyonlarda yayınlanan NCAA takımları gibiydi.
Daha sonra göze hoş gelen ancak savunmaların çözmekte zorlandığı, pas ve cut’a (kat) dayalı bu hareketli hücum sisteminin, yani “motion offense”un Türkiye’de özellikle altyapılarda yayılmasını
sağlamak için duayen Yalçın Granit ve ardından sevgili Hurşit Abi (Baytok) yıllarca çabaladılar.
Maalesef kolay yoldan maç kazanma ve sadece sonuca odaklanma alışkanlığını ülkece bir türlü aşamadık. Erman, bu sistemi Türk A Milli Takımı’nda bile oynatarak, motion offense’un sadece altyapı düzeyinde kalmayacağını, genç oyunculardan kurulu A takımlarda da pekâlâ uygulanabileceğini
herkese gösterdi.
Nitekim o dönem kadroda yer alan çok genç yaştaki Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur gibi isimlerin bu sistemle sergilediği performans, felsefenin doğruluğunun en büyük kanıtıydı.
Murat Özyer
İlk antrenörlüğe başladığım Galatasaray küçük takımındaki oyuncum sevgili Murat Özyer, herhalde genç jenerasyonun yetiştirdiği basketbol tarihimizin en üretken isimlerinden biri oldu. Antrenörlük, menajerlik, yorumculuk, yazarlık, milli takımlar ve federasyon bünyesinde üstlendiği birçok görev; onun konulara rasyonel yaklaşımını ve uğraştığı her alanda ihtisaslaşmasını sağladı.
Son yıllarda küçük yaş gruplarına basketbol eğitimi vermeye başlayan Murat, bu kitabın temelini oluşturan, altyapı için gerekli oyun tarzını derinlemesine bilen az sayıdaki antrenör arkadaşımdan
biridir. O nedenle bu çalışmada onun da fikirlerini almak istedim.
Dr. Selam Gökçe
Uzun yıllar önce altyapı milli takımlarında birlikte çalıştığımız sevgili Dr. Selam Gökçe ile çok uzun yıllara dayanan bir dostluğumuz var. Selam, antrenörlüğü ve menajerliği bırakalı epey zaman geçmesine rağmen basketbolu yakından takip etmeyi hiç bırakmadı. Yıllardır yapacağım her yenilik ve uygulayacağım her teknik konu üzerine onun fikirlerini almak, bende bir alışkanlık haline geldi.
Selam bir bakıma benim motivasyon kaynağım oldu. Daha önce de söylediğim gibi, sonuca odaklı ve sadece kazanmak üzerine kurulu bu mevcut düzen içinde; işin eğitim boyutunu anlayabilen, uzun
vadede getirisini düşünebilen pek fazla antrenör arkadaş bulmak zor. Sevgili Selam’ın da bu kitap vasıtasıyla fikirlerini paylaşmasını bu yüzden çok önemsedim.

Yorumlar
Yorum Gönder