Ana içeriğe atla

BASKETBOL İLE İLGİLİ BAZI ŞEYLER

Her hangi bir yerde yayınlamasa bile bazı yazılar yazıp kenara köşeye atıyorum.
Bugün geçmişte yazdığım bazı yazıları buldum, konular çok da eskimemiş .
Basketbolu seven ,canı sıkılan ve bir şeyler okumak isteyen arkadaşlar için...


COMMANDO DEFENSIVE STYLE THAT WILL PRESSURE AND THEN FUNNEL EVERYTHING TOWARDS WAITING BIG MAN İN THE MIDDLE. 


KISACA TERCÜME EDECEK OLURSAK SAVUNMADA ARKADA KALECİ VARKEN SALDIR SALDIRABİLDİĞİN KADAR 



ZONE VAR ZONE VAR
Milli takımımızın Japonya’da dünya altıncısı olduğu turnuva sonrasında, oynanan bir çok maçın CD sini izleme imkânım olmuştu. 

Sanırım çok az kişi Brezilya Yunanistan maçını hatırlayacaktır. 

Maçın son periyoduna 20 sayının üzerinde bir farkla önde giren Yunanistan takımı, karşılaştığı zone savunmayı bir türlü geçemeyince, son dakikaya 2 sayı geride girmişti.  

Ancak son hücumlarda bulduğu sayılalar sayesinde, zorda olsa maçı kazanmıştı.



Son dünya şampiyonasında bizim uyguladığımız zone savunma ile Brezilya’nın yaptığı bu zone savunmaları karşılaştırdığımız zaman kaymalarda ve adam paylaşmalarda bazı detay farklılıklar vardı ama genel felsefe aynı idi. 

Bu anlayışı mükemmel bir şekilde izah eden cümleyi çok eski bir dergide buldum. 

Gerçi bu cümle, adam adama savunma için yazılmıştı ama aynı amaca yönelikti. Bu arada NBA meraklıları ortada bekleyen uzun oyuncuyu hatırlayacaktır.(Artis Gilmore)

Dış adamların yaptığı komando tarzı baskılı savunma, atak eden hücum oyuncularının dengesini bozarak, onları “ortada elinde terlikle bekleyen” uzun adama doğru yollar.


KISLAMAK UZAMAK



Geçtiğimiz şampiyona sırasında, milli takımımız ile ilgili tartışılan konulardan biri de Ersan’nın oynadığı pozisyondu. Genel kanı, dört numaralı pozisyonda oynadığı zamanlar daha başarılı olduğu şeklindeydi. 

Eğer biraz hafızamızı zorlarsak, geçmişte, Efes Pilsen takımının da buna benzer sebeplerden dolayı eleştirildiğini hatırlayacaksınız.

Takımı kısaltmak veya uzatmak, rakip takımı eşleşmede zora sokmak için çok sık denenen bir taktik hamledir. Ve genelde momentumu değiştirmek için kullanılır. Bu değişik sayesinde, geride olan takım maçı kazandığı zaman ortaya çok net bir coaching başarısı çıkar.


Zaman içinde bazı coachlar bu taktik hamleyi kendi sistemlerinin bir parçası haline getirerek bu hamleyi artık bir taktik olarak değil, tüm maç süresinde uygulanan bir oyun stili haline getirmişlerdir.


Aslında makul eşleşmelerle oynarsanız riske girmemiş olursunuz , ancak bazen bu durum işinize yaramayabilir bu nedenle bazı şeyleri değiştirmek gerekebilir. 

Bu değişikliğe rağmen rakip değişen oyuncunun, eksik yönünden yararlanarak, bu taktiği boşa çıkarabilir. 

Geçmişte özellikle eşleşme sorunu yaratarak rakibin hücum düzenini bozmayı amaçlayan coach taktikleri izlemiştik. 

Ancak bunlar sadece kısa periyotlar içinde uygulanabilecek hamlelerdir. 

Hiç bir zaman maçın bütününde kullanamazsınız.

Her gün ziyaretine gelen dervişe şeh demiş ki” her gün bana geleceğine bir gün de kendine gel.”Sabır ikinci akıldır.




BAŞIMIZIN BELASI” AZ ENERJİ İLE ÇOK İŞ YAPMAYA ÇALIŞMAK.”



SEYREDİLMESİ KEYİF VEREN BASKETBOL İÇİN BİRAZ ADRENALİN GEREKMEZ Mİ?

Bilmem bugüne kadar hiç dikkat ettiniz mi? Basketbolda, bizi heyecanlandıran, seyirciyi ayağa kaldıran istatistiklerden antrenörler pek hoşlanmaz. Boş bir pozisyonda atılan ancak girmeyen bir üçlüğün ardından, topu pota altına indirmemizin daha hayırlı olacağı tavsiye edilir. 
Blok için topa zıplayan bir oyuncu başarısız olursa veya faul alırsa, savunmada uygun pozisyon almanın zıplamaktan çok daha yararlı olduğu anlatılır. 



Topu çalmak isteyen bir oyuncu bunu başaramazsa, savunmada eksilmeye neden olduğu için tenkit edilir. 
smaç’ı kaçıran bir oyuncu, kaybedilen maçın tek suçlusu ilan edilir.
Bugün herkes, nasıl olursa olsun kazanmanın tek amaç olduğunu düşünüyor. Belki de coachlar bu nedenle, seyir zevki veren bu tarz hareketleri, kazanmanın önünde bir engel olarak görüyorlar.
Otuz senelik tecrübeme dayanarak, rakibe 24 saniye de atış şansı vermeyen bir savunmanın genellikle tek bir hücumu durdurabildiğini ancak savunmanın 5. saniyesinde kapılan bir top, ya da yapılan bir blok sonunda ki smacın, maçın ivmesini tamamen değiştirdiğine inanıyorum.



TAKIM OYUNU



Antrenörlerin takım oyunu konusunda, özellikle savunmada başlayan tavizsiz tutumları, hücumda bireyselliğin getireceği avantajları azaltıyor.

Mükemmel savunma yapan bir takımın, hücumda ağırlığını koyacak ya da son topu atacak belirli bir oyuncusu yoksa bu konuyu yeniden gözden geçirmeli.

1990 lı yılların Efes Pilsen takımına baktığımızda son topa damgasını vuran bir Naumoskiyi görüyoruz. 

Bugünün LA takımında Kobe ‘yi görüyoruz, Sırp takımında Teodosiç vs vs tüm bu oyuncular bireyselliklerini, hücumda elde ettikleri kredi ile ortaya koymaktalar.

Savunmada gayret gösteren oyuncular, bu sayede hücum kredisi elde ettiklerini düşünmeye başladıklarında sorunlar ortaya çıkıyor.



MORAL













Maç bittikten sonra hepimiz, oyunun içindeki yanlışlıkları kendimizce mantıklı nedenlere bağlamaya çalışıyoruz ancak meselenin en önemli kısmı sadece “moral” değil mi?

Sakat oynayan ve takımına maç kazandıran oyuncu hikâyelerini biz yaşamadık mı?

Japonya da son saniyede Ender ile imkânsızı bizim takımımız yapmamış mıydı ?




ARABA YARIŞLARI



Biz basketbol antrenörleri, bazen diğer takımları idare eden

koçun yerinde olsaydık,”acaba neler yapabilirdik? “diye

aklımızdan geçiririz. 

Ancak bu sorunun cevabını bilmemize imkan yoktur. 

Ne zaman bu konu konuşulsa, aklıma bir tarih kitabında

rastladığım, eski araba yarışlarında uygulanan  kural gelir.

Eskiden Roma İmparatorluğu’nda en çok sevilen eğlencelerden biri 

de araba yarışlarıymış. 

Bu yarışlarda uygulanan ilginç kurala göre. 

Yarışmayı kazanan kişi, bu başarıda arabanın ve atın etkisi 

olmadığını göstermek için kaybeden arabayla bir daha yarışırmış.

Maçtan hemen sonra, mağlup ettiğiniz takımın başına geçip

 kazandığınız takıma karşı bir maçta koçluk yapmak 

ne kadar ilginç olurdu.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...