Ana içeriğe atla

İYİ ŞUTÖRLER ARKADAŞLARININ ATIŞLARINI DEĞERLENDİRSE...

Aşağıdaki hikayeler David Eagleman adlı nörolog tarafından yazılmış olan Incognito ( Beynin gizli hayatı ) adlı kitaptan.

Bu bölümü okurken aklıma, iyi şutörlere nasıl böyle şut atabiliyorsun? diye sorduğumda bana net bir cevap veremedikleri aklıma geldi. 

Ardından, bugün Lebron son derece dengesiz geriye kaçarak attığı şutların neredeyse hepsini sokarken yorumcunun "hissediyor" kelimesini kullanması, ben de bu hikayeleri buraya koyayım da belki meraklı arkadaşların ilgisini çeker fikrini oluşturdu.


TAVUK SEKSÖRLERİ

Erkek ve dişi civcivler birbirinden farksız görünürler.
Yani neredeyse. 
Japonların icadı olan ve civcivin arka kısmındaki açıklığın özelliklerine bakarak cinsiyeti tahmin eden uzman tavuk seksörleri , bir günlük civcivlerin cinsiyetini hızla belirleyebiliyorlardı. 1930 yılında başlayarak dünyanın dört bir yanındaki kümes hayvanı üreticileri, tekniği öğrenmek için Japonya’daki Zen- Nippon Civciv Cinsiyet Tayini Okulu’na seyahat eder olmuştu.
İşin gizemli yanı , kimsenin tekniğin işleyişini tam olarak alçılayamamasıydı . Usta , çırağın yanı başında dikilir ve onu seyrederdi. Öğrenci ise eline bir civciv alır ,hayvanın gerisini inceler ve bölmelerden birine atıverirdi. Ustanın tek yaptığı geribildirimde bulunmaktı.. Evet veya hayır diyerek . Bu etkinlikle geçen haftalar sonunda öğrencini beyni de ustanınkinin düzeyine ulaşırdı.

UÇAKLAR

İkinci dünya savaşında bazı uçak meraklıları hangi uçaklar eve dönen İngiliz uçakları , hangileri bomba atmaya gelen Alman uçakları kusursuz olarak ispatlıyorlardı. Bu kişiler öylesine değerliydiler ki, hükümet sayılarını artırabilmek için kolları sıvadı . Gözcüleri yenileri eğitmekle görevlendirdiler. Zorlu bir girişimdi bu. Gözcüler izledikleri stratejiyi anlatmaya çalışıyor ancak başarısız oluyorlardı. Kimse bir şey anlamıyordu; gözcülerin kendileri bile . 
İşe biraz yaratıcılık katan İngilizler , nihayet yeni gözcüleri eğitmenin yöntemini buldular ;. Deneme yanılma geri bildirimi. Acemi gelişi güzel bir tahminde bulunuyor ,uzaman evet ya da hayır demekle yetiniyordu. Sonunda acemilerde, tıpkı akıl hocaları gibi bu gizemli ve tarifsiz uzmanlıktan nasibini alıyorlardı.

BEYZBOLDAN BİR ÖRNEK 


Fizikçiler hareketi, konumun zaman içinde değişimi olarak ele alırlar . 

Ama beynin kendine özgü bir mantığı vardır ; bu nedenle hareketi nörobilimci  olarak değil de fizikçi olarak irdelemek , insanlardaki zihinsel işleyiş ile yanlış izlenimlere neden olacaktır. 

Beyzbolda yükseğe atılan topları yakalamaya çalışan dış saha oyuncularını düşünün . Topu yakalamak için hangi noktaya koşacaklarına nasıl karar verirler ? Büyük olasılıkla beyinleri topun yerini anbean temsil etmektedir: İşte şimdi orda , şimdi yaklaştı, şimdi daha yakında . 
Doğru mu? Yanlış 
Öyleyse oyuncunun beyni topun hızını hesaplıyor olabilir 
mi ? Hayır .

Belki de ivmesini? Yine Hayır.

Bilimci olduğu kadar beyzbol meraklısı da olan Mike McBeath işte bu yukarı atılan topları yakalamada devreye giren gizli sinirsel hesaplamaları anlatmak için kolları sıvamış ve dış saha oyuncularının, hangi noktaya değil, yalnızca nasıl koşacaklarını onlara söyleyen bilinç dışı bir programdan yararlandıklarını keşfetmişti. 

Oyuncular öyle yer değiştiriyordu ki , aslında parabolik bir yol izleyen top, oyuncunun bakış açısından hep düz çizgi üzerinde ilerliyormuş gibi görünüyordu. Yol düz bir çizgiden sapar görünmeye başladığı anda, oyuncular  da koştukları yönü değiştiriyordu.

Bu basit program , dış saha oyuncularının doğrudan topun iniş noktasına fırlamak yerine , orya ulaşmak için farklı türden bir eğim izledikleri gibi tuhaf bir öngörüde bulunmaktadır. McBeath ve meslektaşları havadan çekilmiş video filmleriyle  de doğruladıkları üzere , oyuncuların tam da yaptığı budur. 

Bu koşma stratejisi  topla kesişme noktasının yeri hakkında herhangi bir bilgi vermeyip yalnızca oraya ulaşmak için nasıl bir hareket çizgisi izlemek gerektiğine temellenmiştir. 

Bundan hareketle , söz konusu program da oyuncuların yakalanamaz topları yakaylayım derken neden sıklıkla duvara tosladıklarını da açıklamaktadır.

Böylece görüyoruz ki sistemin yakalamak ya da hedefle kesişmek için konum , hız ya da ivmeyi ille de açık biçimde temsil etmesi gerekmiyor. 

Bu bir fizikçinin ön göreceği bir durum değildir olasılıkla; bunun da ötesinde , iç gözlem yoluyla sahne gerisinden olup bitenler hakkında anlamlı denilebilecek pek az kestirimde bulunabileceğinin altını çizer . 

Ryan Braun ve Matt Kemp gibi büyük dış saha oyuncularının , zihinlerinde böyle bir programın işlemekte olduğunda haberleri bile yoktur elbette ; onlar yalnızca programın ve sayesinde kazandıkları paranın tadını çıkarmaya bakarlar.

  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...