
ÇOCUKLAR BİR HARİKA, MÜTHİŞ BİR BULUŞ SIRTINA 0.0 NUMARA YAZDIRMIŞ
Dün sabah, eski oyuncularım sevgili Banu ve Mine beni dokuz ve on yaşındaki çocukların oluşturduğu U10 takımının ilk resmi! maçına davet ettiler.
(Banu'ya ve Mine'ye buradan tekrar teşekkürlerimi yolluyorum.)
Kapıdan içeri girdiğimde muhteşem bir manzarayla karşılaştım, daha önce Ahmet Cömert’i hiç böyle görmemiştim .
Her yer cıvıl cıvıl dünya tatlısı miniklerle doluydu . Üç saate yakın, birbirinden sempatik bu ufaklıkları hayran hayran izledim.

Her yer cıvıl cıvıl dünya tatlısı miniklerle doluydu . Üç saate yakın, birbirinden sempatik bu ufaklıkları hayran hayran izledim.

Topu potaya yetiştiremeyenleri , kenarda kendi aralarında hoplaya zıplaya yaptıkları sohbetleri , maç içinde yere düşen rakibini hiç düşünmeden ayağa kaldırmaya koşanları ,basket atan arkadaşını kutlamak için “çak” yapışlarını, sakatlanan arkadaşlarını izlerken yüzlerindeki beliren korkuyu ,sevinmelerindeki ve üzülmelerindeki saflığı.... gerçekten çok çok güzel sahnelerdi.


Maçın devre arasında soyunma odasına girdim ve Banu benden bir konuşma
yapmamı istedi, ben de çocuklara, ellerine geçen her fırsatta birbirlerine pas vermeleri gerektiğini söyledim ve kısaca pasın ne kadar yararlı olduğunu anlattım.
yapmamı istedi, ben de çocuklara, ellerine geçen her fırsatta birbirlerine pas vermeleri gerektiğini söyledim ve kısaca pasın ne kadar yararlı olduğunu anlattım.
Maç sonunda, yaklaşık 1.45 boyunda dünya tatlısı bir minik yanıma geldi ve bana “ Bize verdiğiniz taktik için çok teşekkür ederiz” dedi .
Maç sonunda her iki takımın oyuncularının birbirlerine sarılarak resim çektirmesini bekliyordum ancak özel maçlardaki bu alışkanlığın, ilk resmi maçın heyecanı nedeniyle unutulduğunu öğrendim.
İşte yine harika bir çocuk ve hayran oluncak bir yaratıcılık.
Dediklerine göre esas soyadı PİLAVİÇ değilmiş. Arkasında yazan kendi uydurduğu bir isimmiş (Sanırım hem pilavı hem de basketbolu çok seviyor.)
OYUN VE SPOR
Bloğumu takip edenler biliyordur ,benim için basketbola başlama yaşı 12-13 dür .
Dediklerine göre esas soyadı PİLAVİÇ değilmiş. Arkasında yazan kendi uydurduğu bir isimmiş (Sanırım hem pilavı hem de basketbolu çok seviyor.)
OYUN VE SPOR
Bloğumu takip edenler biliyordur ,benim için basketbola başlama yaşı 12-13 dür .
Açıkçası ben bu yaştan önce yapılan her organizasyonu oyun olarak görüyorum .
Ve bazı akademisyen arkadaşlarımdan aldığım bilgiler ışığında, oyundan spora geçişin ergenlikle çağıyla başladığına iyice ikna oldum.
Dün sahadaki mücadeleyi! Saha kenarındaki mücadeleyi ! Tribünlerde ki mücadeleyi ! ve yediden yetmişe salonda olan her bireyin kendisi ile verdiği mücadeleyi büyük bir ilgiyle izledim.


Hatta maçı izlerken daha sonra yazacağım yazı için bazı notlar aldım. Ancak eve geldikten sonra notları okudum ve ortadaki sorunun ne denli büyük olduğunu bir kere daha idrak ettim.
Notlarımdan bir örnek; Dokuz yaşındaki uzun boylu çocuk için bir yöneticinin bana söyledikleri ; “ Elimizde tutmamız zor , büyük kulüplerin birinden telefon geldi çocuğu transfer etmek istiyorlar . Ben daha henüz maç yapmadık, nereden gördünüz? dedim, onlar da bana, resmini gördük dediler"
BUNLAR DAHA ÇOK KÜÇÜK DEĞİL Mİ ?
Açıkçası velilerin hakemlere verdiği tepkileri buraya yazmaya ve çektiğim resimleri buraya koymaya utanıyorum.
Ve eminim onlar da maçtan sonra en az benim kadar utanmışlardır.
Aslında yazıya başlarken amacım veliler ,koçlar ,çocuklar ile ilgili bir şeyler yazmaktı ama notlarım arasında, çocuk ve eğitim ile ilgili benim düşüncelerimden çok daha önemli bazı bilgiler buldum .
Yazının bundan sonrası çocuklar ve çocukların eğitimi ile ilgili bir kitaptan alıntılar içeriyor.
Eminim içinde ilginizi çekecek bazı bölümler bulabilirisiniz.
EMİLE
EMİLE
Çocuğunuzu sefil kılmanın en güvenilir yolu nedir biliyor musunuz?
Her şeyi elde etmeye alıştırmaktır. Zira istekleri arttıkça ve onları yerine getirmek kolaylaştıkça , bir gün gelecek ,onları yeterli görmeyecek ve bu alışılmış davranış ,ona istediğini vermemekten daha fazla acı verecektir.
Önce elinizdeki bastonu isteyecek . Ardından kolunuzdaki saati. Daha sonra da uçan kuşu. Gökte parlayan yıldızı. Gördüğü her şeyi isteyecek. Eğer Tanrı değilseniz , çocuğunuzu memnun edemeyeceksiniz.
ONLARI SEVİN
İnsanlar sevecen olun ,sizin ilk görevinizdir. Her zaman , her yaşta, insana özgü olan her şeyde , sevecen kalın: İnsan olmanız dışında ne özelliğiniz olabilir?
Çocukluğu sevin.
Çocukların oyunlarını, ,isteklerini , iç güdülerini kamçılayın. Gülücüklerin dudaklardan eksik olmadığı, kalpleri barış dolu olan bu yaşa , bazen hangimiz özlem duymayız?
Onların avuçları içinde kaybolup giden bu son derece kısa anı, asla art niyetli kullanmadıkları o güzelliğin mutlu anları, niye ellerinden almak istersiniz ? Bir daha asla elde edemeyecekleri ve son derece çabuk geçen bu yılları , neden çekilmez hale getirirsiniz.?
Babalar! Çocuklarınızın ölüm anını bilebiliyor musunuz ? Doğanın kendilerine verdiği kısacık anları da ellerinden alarak , kendinizi sıkıntıya sokmayın. Kendi varlıklarının mutluğuna vardıkları anda , bırakın bundan yararlansınlar. Tanrı yanına çağıracağı ana kadar, yaşamın tadına varmadan ölmelerine izin vermeyin.
Şiddet gösterisi ve zayıflık göstermek , ikisi de aşırılıktır.
EĞİTİM
Çocuklara verilecek tek bir eğitim vardır ;insancıl görevleri. Bu eğitim paylaşıma dayanmaz .
Ben bu eğitimi vereni eğitimciden çok ,idareci olarak adlandırıyorum.
Çünkü , onun yetişmesinden çok yönlendirilmesi söz konusudur. O ,ilkeleri öğretmez, onları buldurmaya çalışır.
Fakiri zengin olacakmış gibi yetiştirmektense , zengini fakir olacakmış gibi yetiştirmek daha mantıklıdır.
EĞİTİMCİ
Çocuk eğitimciyi bir belalı , eğitimci de öğrencisini bir yük gibi görmemelidir.
Birbirlerinden kurtuldukları anı dört gözle bekler ve aralarında gerçek anlamda bağlantı olamadığından , birinin özenli davranışı , diğerinin de uysallığı söz konusu olmaz.
Ama günlerini birlikte geçirmeye zorunlularmış gibi , birbirlerinden bıktıklarında dahi , birbirlerini sevmeleri önemlidir ve bu nedenle birbirinin kıymetini bilecekleridir.
Çocuk büyüdüğünde çocukluğunda gördüğü kişiyle karşılaşınca asla kızarmaz.
Eğitimci de çalışmalarının meyvesini aldığı için her şeye özen gösterir.
Öğrenciye gösterilen ilgi , eğitimcinin yapacağı en büyük yatırımdır.
Eğitim tabi bir alışkanlıktır. Zira , bazıları eğitimlerini unutur, bazıları aldıkları eğitimi devam ettirirler . Bu farklılık nereden kaynaklanıyor?
Eğer doğa sözcüğüne , doğaya uygun alışkanlıklar dersek , ancak bu ikilemden kurtulabiliriz.
Eğer insan kendisi için değil de başkaları için eğitilirse , o zaman uyum, olanaksız olur . Doğa ile mi , yoksa toplumsal kurumlarla mı mücadele etmek zorundayız?
Çocuk , bilinçli ve duyarlı babadan , dünyanın en iyi eğitimcinin verebileceği eğitimden , daha güzel bir eğitim alır. Zira, yetenek çabadan değil ; çaba yetenekten üstündür.
Şurası bir gerçek ki , çocukların düşünce yapılarıyla orantılı olmayan bilgilerle kafalarını şişirmek son derece tehlikelidir. Böyle yapmakla , ortaya sadece papağanlar ve sıkıntılar koyuyoruz.
Anneler çocuklarını şımartıyor derler . Bunu söyleyenler yanılmaktadır , ancak onların bu hatası bile, sizinkilerin yanında hiç kalır. Anne , doğduğu andan itibaren çocuğunun mutluluğunu ister . Haklıdır da . Anne çocuğunun yetişmesinde hata ediyorsa, hemen uyarmalı aydınlatmalı . Babanın tutkuları , cimriliği ,baskısı, hatalı öngörüsü , savsaklamaları ve duyarsızlığı , annenin çocuğuna gösterdiği bilinçsiz merhameten daha tehlikelidir.
DUYGUSAL EĞİTİM
Çocukların ilk duyumları tamamen duygusaldır. Onlar için sadece ya acı ya da sevinç vardır.
Madem ki kendisine gösterilen nesnelerin seçimi ,onu cesaretli veya çekingen kılabiliyor, o zaman neden bir çocuğun eğitimi, konuşmaya başlamadan önce başlamasın? Alışıncaya kadar , korku veren hayvanlar kendine gösterilmeli. Onların zarar vermediklerini görünce , alışmaya başlayacaktır. Eğer çocukluğunda kurbağa , yılan ve yengece korkmadan bakarsa , büyüyünce de , her hangi bir hayvana , korkmadan bakabilir. Her gün gören kişi , gördüğü şeyden bir daha korkmaz.
Ben çocuğun kaba birisi olmasından çok tepeden bakan birisi olmasından korkarım.
Benim için önemli olan kullandığı sözcükler değil sözcüklere yüklediği anlamdır.
Gerçek mutluluğun veya mutsuzluğun ne olduğunu biz bilmeyiz . Ama felaketimizi yaratan, gücümüz ve isteklerimizin oransızlığıdır.
İsteklerimizi kamçılayan düş, son derece sakıncalıdır. Mutlu olmak için insanın, kendi varlığını denetim altına alması , gücü oranında iradesini ve özgürlüğünü devreye sokması gerekir. Bu açıdan bakıldığında çocukların mutluluğu , yetişkinlerin mutluluğu ile aynıdır.
Çocuk iyi olduğunuza inanmasa kötü olur,. Zayıf olduğunuza inanırsa inatçı olur.
Onadığınız şeyi önceden belirtmek önemlidir.
Geri çevirmede aşırıya kaçmayın, ama yapmaktan da çekinmeyin.
Çocuk büyük iyilikleri tatmak için küçük kötülükleri mutlaka tanımalı. Onun doğası budur. Fiziksel açıdan iyi gelişme gösterse bile , moral yönden bozulur. Acıyı tatmayan insan , ne insanlığın merhametine ne de acımanın yumuşaklığını tanıyabilir. Kalbi heyecan duymaz Toplumlaşamaz benzerleri gibi acımasız olur.
İsteklerinizi , doyuma ulaştıracak araçlar oranında artırın, herkes her şeyi elde eder.
Zayıflık egemenlikle birleşince, çılgınlık ve sefalet yaratır. Şımartılan iki çocuktan birisi masaya vurur, diğeri de denizi kamçılar! Mutlu yaşayabilmek için vurmak ve kamçılamak zorundadırlar.
Gururlu çocuk kadar gülünç , korkak çocuk kadar da merhamete gereksinimi olan hiç kimse yoktur.
ÖNEMLİ KURAL
Nasıl acı çekme bir zorunluluksa , istek de bazen bir gereksinimdir. Çocuklara boyun eğilmesi gereken tek bir istek vardır. Kendilerine boyun eğmek . Onların isteklerinde dikkat edilmesi gereken tek konu , budur. Onlara, elden geldiğince , gerçekten mutlu edecek şeyler verin . Sadece keyfi olsun diye bir şeyler vermeyin . EGEMENLİK KURMALARINA İZİN VERMEYİN.
AKIL FRENLER
Doğa çocukların yetişkin olmadan önce , çocuk olmalarını istiyor . Bu düzeni bozmak istiyorsak o zaman ne tadı olan ne de olgunlaşan meyveler yetiştirebiliriz. Kokuşmaya başlarız : Genç doktorlarımız , yaşlı çocuklarımız olur. Çocukluğun kendine özgü görme , düşünme , duyumsama biçimleri vardır.
Onların yerine bizimkini koymak kadar anlamsız hiç bir şey olamaz . Bu yaşlarda akıl onun neyine ? Gücünü frenler , ama çocuğun bu frene gereksinimi yoktur.
OKUL
Öğrencilerinizin, sürekli sizi dinlemesini istersiniz. Onları buna ikna etmeye çalışırsınız. Bunu yaparken bazen güç kullanıyor bazen de vaatlerde bulunursunuz. Hem çıkarlarını düşünen hem de baskıdan korkan çocuklar size inanıyor gibi yaparlar. İyi bilirler ki boyun eğmek yararlarına olacaktır.
Baş kaldırma zararlarına olacaktır.
Sonunda ne olur ? İlk önce ,duyumsamadıkları görevleri kendilerine yükler, size cephe almalarını sağlar, sizi sevmelerini engellersiniz.
Hediye koparmak veya cezalandırılmadan kaçmak için sahtekar olmayı öğretirsiniz.
Gizli bir şeyi ,bilinen bir şeyle saklamaya alıştırır ve böylece ,sizi art niyetli kullanmalarını öğretirsiniz.
Onların oluşan kişiliklerini tanıyamazsınız .
Hem sizi hem de diğerlerini yalanlarla kandırmaya ortam hazırlarsınız.
Öğrencinizi yaşına göre eğitin.
Her ne olursa olsun ona emretmeyin.
Hatta üzerinde otorite kurulma duygusunu bile duyumsatmayın.
Sadece kendisinin zayıf sizin güçlü birisi olduğunuzu bilsin .
Sizin durumunuzla, onun durumu söz konusu olduğunda ,sizin durumunuza gereksinim duyduğunu bilsin.
Kendisini tutan fren güç değil erk olsun.
Sakınması gereken bir şeyi kendisine yasaklamayın.
Kayıtsız şartsız yapmasını engelleyin.
Kendisine vereceğiniz şeyi koşulsuz verin.
Kıvanç duyarak verin . Nefret ederek reddedin.
Bütün reddetme daha sonra yerine getirilmemelidir.
“Artık kalmadı “ sözcüğü yalan olduğuna inanmadığı sürece , çocuğun asla karşı koyamayacağı bir yanıttır.
En kötü eğitim , çocuğu kendi istekleri ile sizin isteklerinizin arasında bırakmaktır.
Çocuğa sözlü olarak eğitim verilmemelidir , onu eğitecek tek şey, deneyim olmalıdır. İlk eğitim , demek ki tamamen olumsuz olacaktır. Çocuğa özgü yapıyı ortaya koymada ,doğa dikkatle izlenmelidir.
Eğitimin çarpık yönlerinden bir tanesi, çocuklara haklarından çok görevlerinden söz edilmesidir. Söylenmesi gerekenlerin söylenmesi ile işe başlanması , kendilerini ilgilendirmeyen olaylarla eğitime başlanmasıdır.
Çocuk söz verildiğinde , yalan ya söyler ya da söylemez . Çünkü , sadece anlık olarak işin içinden sıyrılmayı düşünür. Anlık etkisi olmayan her çare , onun gözünde yasaldır : Gelecek için söz verdiğinde , aslında söz vermemiştir ve düş gücü kendi varlığını, farklı iki zaman dilimine yaymaz.
Özellikle çocuk suçlu olduğunda , soru sormaktan daha saygısızca hiçbir şey olamaz .
Bu durumda o, ne yaptığını sizin bildiğinize inanırsa , kendisine bir tuzak kurmakta olduğunuzu görecektir, ve bu düşünce onun aleyhinize yönelmesini engelleyemez . Eğer , buna inanmazsa ,kendi kendine neden kendi hatamı ortaya koyayım? Diyecektir. İşte size , düşüncesiz olarak sorduğunuz sorunun etkisi olan ilk yalan söyleme denemesi.
Sadaka , verdiğinin değerini iyi bilen , kendi türünden olan kişinin buna gereksinimi olduğunu anlayan birinin , insanlık edinimidir.
Değerini bilmedikleri , ceplerindeki metal nesneleri vermelerine dikkat edin . Çocuk , yiyecek vermektense parayı vermeyi yeğler. Ama siz ona , kendisi için değerli olan oyuncakları , şekerlemeleri , yiyecekleri vermeye alıştırın . O zaman onu gerçek anlamda iyilik sever yapıp yapmadığınızı anlarsınız.
Kendi işlerine yaramayan bir şeyi vermek veya kendilerine geri verileceğini bildikleri şeyleri vermek . Çocukları görünüşte iyilik sever , gerçekte ise cimri kılmanın yolu da budur. Kaz gelen yerden tavuk esirgenmez...
Kendisine bir şey verilmezse , o da vermeyi keser . El değil gönül alışkanlığına bakmak gerekir . Çocuklara öğretilen diğer erdemlerin hepsi , bu el alışkanlığına benzer . Onlara bu eğitimi vermek için genç yaşlarını tüketiriz ! Ne bilgece bir eğitim ama!
TAKLİT ETMEK
(Birine benzemeye çalışmak) Öykünmeye dayalı bütün bu erdemler ,şempanzelere özgü erdemlerdir ve hiç biri ahlaki açıdan , başkaları yaptığı için değil böyle yapıldığı için iyi bir edinimdir.
Ama henüz kalplerin hiçbir şey duyumsamadığı bu yaşlarda çocuklara , severek ve ayırımına vararak yapıncaya kadar , erdemine inanılan edimler öykülenme yoluyla verilmelidir .
Hem insan hem şempanze , öykünmeye yatkındır. Öykünmek , düzenli doğanın ürünüdür.
Ancak toplumda hep bozulmaya uğramıştır .Şempanze korktuğu insana öykünür , küçük gördüğü hayvanlara ise öykünmez.
Ama henüz kalplerin hiçbir şey duyumsamadığı bu yaşlarda çocuklara , severek ve ayırımına vararak yapıncaya kadar , erdemine inanılan edimler öykülenme yoluyla verilmelidir .
Hem insan hem şempanze , öykünmeye yatkındır. Öykünmek , düzenli doğanın ürünüdür.
Ancak toplumda hep bozulmaya uğramıştır .Şempanze korktuğu insana öykünür , küçük gördüğü hayvanlara ise öykünmez.
AH ANNELER!
Anneler , kendi çocuklarının zekalarını abartma eğilimindedirler. Sersemleştirilen çocuklar genellikle, yalın bir özelliğe sahiptirler.
Kendi çıkarlarıyla ilgili olan şeylerden pek anlamazlar .
Bunun dışında , düşüncenin onlar için bir anlamı yoktur, onlar sadece kelimeleri akıllarında tutarlar.
Kendi çıkarlarıyla ilgili olan şeylerden pek anlamazlar .
Bunun dışında , düşüncenin onlar için bir anlamı yoktur, onlar sadece kelimeleri akıllarında tutarlar.
BEDEN EĞİTİMİ
Beden eğitimi hareketlerinin, zihinsel etkinliklere zarar verdiğine inanmak büyük bir yanılgıdır. Beden ne kadar gelişirse , zihin de o kadar gelişir. Hem adale hem de düşünce yönünden çocuğun güçlü olması gerekir.
Çocuk, etkin ve buyurgan olmalıdır. Kendisinin efendi olduğuna inanmasına olanak verin. Gerçekte siz de öyle olun. Fazla bunaltmadan ,bunu ona hissettirin.
Akla zarar vermeden bedeni dayanıklı kılan , tamamen doğal ve mekanik sporlar vardır. Yüzmek, koşmak, sıçramak, topaç çevirmek, taş atmak. Bütün bunlar çok iyidir.




Yorumlar
Yorum Gönder