Ana içeriğe atla

ANTREMANDA MAÇ ŞARTLARINI OLUŞTURMAK





Son yıllarda basketbol okullarının yayılmasıyla birlikte 8-12 yaş grubunun eğitimi ile ilgili ciddi gelişmeler oldu . Artık ülke genelinde bu konuda bilgi ve birikimi üst seviyede olan önemli antrenörler ortaya çıkıyor.

Açıkçası bu konuda çok bilgi sahibi değilim ve bu genç arkadaşların çalışmalarını sosyal medyada hayranlıkla izliyorum. 

Ancak dikkatimi çeken bir konuda fikrimi paylaşmak istiyorum. 

Hepimizin bildiği gibi oyuncular ilk gerçek  deneyimlerini resmi maçlarda yaşıyorlar. 

Her ne kadar antrenmanlarda beşe beş oynasalarda, hatta başka takımlarla hazırlık maçları da yapsalar bunlar  resmi maçların yerini tutmuyor. 

Resmi maç gerçekten farklı bir olay. 

Bence altyapı antrenörlüğünün en zor kısımlarından biri de bu ; oyunculara antrenmanlarda öğretilen teknikleri ve taktikleri maçlarda uygulamalarını sağlamak. 

Benim izlenimlerime göre ,maçlarda gençlerin yaşadığı aşırı heyecan, savunmada kontrolsüz saldırganlığa, hücumda ise, kaosa yol açıyor.

Ve genelde de, oyuncular antrenmanda gayet güzel uyguladıkları hareketleri maçlarda uygulayamıyorlar. 

Ve doğal olarak da koçlar maçlarda daha az hata yapan oyuncuları oynatmayı tercih ediyor. 

Ve bu nedenle iyi potansiyele sahip birçok oyuncu kenarda oturuyor ve daha az süre alıyorlar. 

Bu sorunu aşmak için ne yapmamız lazım?

Bu konuda hem hücum, hem de savunma için birer örnek vermek istiyorum. 

Ama daha bu konuyla önce kısa bir hikaye anlatmak istiyorum.

Yakın akrabalarımdan biri henüz beş yaşındayken, arka bahçede arkadaşları ile oynuyormuş, bir müddet sonra ağlayarak babasının yanına gitmiş.

Ve babasına, arkadaşının ona vurduğunu söylemiş, babası da onun üzerine, avucunu açmış ve oğluna , avucuna yumrukla vurmasını söylemiş, bir iki antrenmandan sonra “ eğer biri sana vurursa sen de ona böye vurursun” demiş , oğlu da sevinerek arka bahçeye koşmuş.

Ve aradan beş dakika geçemeden yine koşarak geri gelmiş ve babası ne oldu deyince ,o çocuğun tekrar vurduğunu söylemiş, babası "peki sen ona vurmadın mı?"  diye sormuş. 

Cevap “ ama o elini senin gibi yapmadı ki ..” olmuş.

Bu hikaye ki de baba figürü bana,  antrenmanda oyunculara bir şeyleri öğretirken ileride karşı karşıya kalacakları şartları yeteri kadar oluşturamayan ve maçların da çalışmalar gibi olacağını düşünen koçları hatırlatıyor. 

Hepimiz oyunculara önce savunmasız olarak hücum teknikleri öğretiyoruz daha sonra ise savunmalı çalışmalara geçiyoruz.

Bu çalışmalarda bizler (çoğunlukla) farkına varmadan hücumun tarafında oluyoruz.

Bu nedenle çalışma sırasında savunmanın şiddeti bizi pek ilgilendirmiyor, çoğumuz oyuncumuza öğrettiğimiz hücumu hareketinin başarılı olup olmadığına odaklanıyoruz. 

Koçun koruması altında yapılan bu ilk provalar sırasında “aferin, bravo çok iyi .. “ gibi moral verici konuşmaların ardından oyuncu hareketi öğrendiğini sanırken, bizlerde öğrettiğimizi sanıyoruz.

Ancak maça çıkan oyuncu, karşısında azgın bir savunma görünce, değil öğrendiği hareketi yapmayı, topu korumak için savunmaya arkasını dönüyor ve bir başka arkadaşına pas vererek sorumluktan kurtulmaya çalışıyor. 


Yine oyuncularımıza, hücum olmaksızın savunma duruşlarını ve tekniklerini öğrettikten sonra ,hücumun karşısında ilk provalarını yaptırıyoruz , örneğin ( top) pas aldırmamak ) . 

Önce savunmanın , hücumun yavaş hareketlerine nasıl cevap vereceğini öğretiyoruz daha sonra da hızlı hareket eden hücum oyuncusuna savunma yaptırıyoruz. 

Bu çalışmanın başlangıcında genellikle bizler komutu verirken, hücum oyuncusunun hareket edebileceği kısıtlı bir alan oluyor ve yine bizlerin “bravo aferin koçum .. “ gibi destekleri ile oyuncunun başarılı olduğunu düşünüyoruz.

Ancak maça çıktığımızda , hücum oyuncusunun hareketi için komut verecek koç olmuyor pasın nereden ve ne zaman verileceğini savunma bilemiyor. Böylelikle hücum oyuncusu istediği her an ve istediği yere gidip rahatlıkla topu alıyor. 

Ve oyuncumuz , o çocuk gibi ağlayarak, ama hocam sen komut vermeden pası attı veya hocam o senin dediğin bölgeye gelmedi ki gibi mazeretler söyleyemiyor.

Bu sorunu çözmek için, tekniklerin topsuz ve rakipsiz olarak çok fazla tekrar edilmesi gerektiğine inanıyorum. Bunun için de ciddi sabır gerekiyor. 

Karşılıklı çalışmalara geçildiğinde ise, rakibin göstereceği reaksiyonun maç içindekinden daha fazla olması ve bununla birlikte çalışmanın zorluk dercesinin maçtan daha yüksek olması gerekiyor. ( Çalışmalarda oyuncu miktarını azaltmak ve böylelikle sahayı genişletmek .) 


Basketbol kitaplarında okuduğumuz ” Antrenmanlarda maç şartlarının oluşturun “ cümlesinin tam anlamın da bu olduğunu düşünüyorum.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...