Boş bir turnike yakalayan oyuncunun smaç mı yapayım yoksa çemberin içine bırakayım mı derken atışı kaçırdığını çoğumuz görmüşüzdür.
Ben bunun sebebinin otomatikleşmiş ( refleks haline gelmiş ) bir hareketi uygularken bir anda “düşüncenin” devreye girmesi olduğunu düşünüyorum.
Bu durumu bazı oyuncuların, boş bir turnike atarken “ bir sayı daha atıyorum ” düşüncesi ile o andan koptuğunu ve turnikenin girmediğini tespit ettiğim anlara benzetiyorum.
Yine altyapıda sık sık karşılaştığımız " boşken, gelen pası tutmadan harekete başlayan oyuncunun topu kaybetmesine benzetebilirsiniz.
Bunlar bize “düşünmenin” akışı böldüğünü gösteren örnekler.
Bu sorun en çok faul atarken yaşanıyor.
Bazen oyuncuların hakemden topu alır almaz hiç beklemeden şut attığı görürüz, bu “bir an önce alışkanlıklarım devreye girse de şu şutu soksam” krizidir.
Bazı oyuncular ise hiç düşünmeden alışkanlıklarını devreye sokabilir.
Gayet sakin bir şekilde atışını yapar, o atışın kaçması herkes için büyük sürprizdir.
Ve bence bir düşünce kırıntısı buna neden olmuştur.
Bazıları ise belirli ritüeller ile alışkanlıklarını devreye sokar.
Örneğin topu çevirmek, topu öpmek vs.…
Burada sorun, kafamızdan geçen düşüncelerin, alışkanlıklarımızı devreye sokmamıza mâni olmasıdır.
Bir de bu durumu maç içinde pas vermek, dripling yapmak, uzaktan şut atmak gibi ani verilecek kararlar için düşünürseniz.
Basketbolun “gizemli” zorluğunu anlarsınız.
Yorumlar
Yorum Gönder