Jordan, Horace Grant’a “Aptal” diyordu, hatta kimi zaman yüzüne karşı ve bir keresinde ona şöyle bağırmıştı: “Sen bir aptalsın. Oynadığımız her oyunu berbat ettin. Oyunları bile hatırlayamayacak kadar aptalsın. Senden kurtulmalıyız. “ Garnt o kadar hassastı ki sahada resmen insanlardan korkuyordu ve bir keresinde koçla tartışırken ağlamaya başlamıştı.
Lise ve kolej yıllarında etkili olan birçok hareket, neredeyse her zaman daha büyük ya da hızlı ve kesinlikle daha deneyimli olan elit rakipler karşısında pek işe yaramıyordu.
NBA’ye gittiğimde şutum, ilk dönemde beni ligde tutu, ama kendimi geliştirmeye devam ettim çünkü diğer çocuklar kadar yetenekli olmadığımı biliyordum. Aslında oldukça iyi bir savunmacı olmuştum. Savunmada oynamak canımı yakıyordu, gerçekten canımı yakıyordu çünkü çok iri ya da çok güçlü değildim ve sürekli perdelerle mücadele etmek zorunda kalıyordum ve çok hırpalanıyordum. Ama acı eşiğim yüksek sayılabilir, o yüzden bunla başa çıkabildim.
Güçlenmek zorundaydı çünkü iyi bir fiziğe sahipti. Şut atabiliyordu. Korkusuzdu. Aklından geçenleri hep söylemekten çekinmezdi. Son derece birikimliydi.
Şut atabilen oyuncular hep dikkatimi çeker, topun ellerinden nasıl çıktığını ve potaya nasıl girdiğini, sanki ne yaptıklarını biliyorlarmış gibi hissederim. Skor üretme yeteneğine sahip olanları ve spor salonunda çok zaman geçirmiş oyuncuları ayırt edebilirsiniz.
Mücadeleci hiçbir şeyden çekinmeyen kişiliğine rağmen yirmili yaşlarında peşini bırakmayacak olan özgüven eksikliğinin en büyük işareti olarak, geleceği söz konusu olunca kaskatı
kesilmişti.
Hakkındaki karar, boyu (yeterince uzun ama çok zayıf) top hakimiyetine ( kolej için yeterli ama kendisine ve başkalarına alan yaratamaması bir üst ligde sıkıntı yaratabilir ) savunması ( zayıf ) ve atletizmine (ortalama) bağlı olarak alınacaktı.
Yorumlar
Yorum Gönder