Altyapı basketbolu söz konusu olduğunda konuşulacak, tartışılacak yüzlerce konu çıkıyor karşımıza.
Ama gelin bugün, genelde çok yüzeysel geçiştirilen, bana göre ise bu işin kalbi olan hayati bir meseleyi masaya yatıralım.
Biraz içimizi dökelim, biraz da madalyonun diğer yüzüne bakalım.
Farkında mısınız bilmiyorum ama altyapılarda öyle harika koçlar var ki... İçlerinde gencecik, pırıl pırıl, gelecek vadeden isimler de dahil.
Bu koçlar, uyguladıkları yöntemlerle ya da sahadaki hücum-savunma düzenleriyle tamamen çocukların bireysel gelişimini ön planda tutuyorlar.
Buraya kadar her şey harika, değil mi?
Ama madalyonun bir de tribün tarafı var.
Maçları izleyen velilerin çok büyük bir çoğunluğu maalesef sadece tabeladaki sonuca, yani galibiyete odaklanmış durumda.
Durum böyle olunca, o idealist koçların aslında ne kadar büyük bir fedakârlık yaptığını, sırf çocukların geleceği düzgün inşa edilsin diye kendi kariyerlerini, pozisyonlarını nasıl riske attıklarını fark bile edemiyorlar.
"Kazanmak" Uğruna Geleceği Çalmak
Ne demek istediğimi biraz daha somutlaştıralım. Bunun en basit, en çarpıcı örneği; altyapıda inatla hiç Zone Savunma yapmayan ya da hücum düzenlerinde kolaycılığa kaçıp hiç pick and roll kullanmayan koçlardır.
Neden mi? Çünkü altyapıda alan savunmasına gömülmek veya sürekli pick and roll üzerinden oynamak size belki o günkü maçı kazandırır.
Ama o yaştaki çocuğa birebir savunma yapmayı, ayaklarını çekmeyi, kendi pozisyonunu yaratmayı öğretmez.
Kolay yoldan maçı kazanırsınız ama günün sonunda elinizde temel tekniği eksik, gelişememiş oyuncular kalır.
İşte o idealist koçlar, "Bugün yenilelim ama bu çocuklar doğru basketbolu öğrensin" diyerek kendilerini ateşe atıyorlar.
Tabii oyuncuların gelişimini gözetirken yapılanlar sadece bu iki taktiksel tercihle de sınırlı değil.
Basketbolcu velileri ve bu işe gönül veren altyapı meraklıları için sahadaki taktik ve teknik uygulamaların, anlık alınacak bir galibiyetten neden çok daha önemli olduğunu anlatmak istiyorum.
Gelin, ne demek istediğimi daha net gösterecek kısa bir liste yapalım ve sezona, sahaya, çocukların gözlerine biraz daha yakından bakalım:
- Süre Paylaşımı ve Adalet: Maç kafa kafaya giderken, koç sadece "yıldız" oyuncuya mı sarılıyor, yoksa her çocuğun hata yaparak öğrenmesine alan tanıyor mu?
- Hatalara Verilen Tepki: Bir çocuk top kaybettiğinde kenardan fırça mı yiyor, yoksa nasıl düzelteceğine dair yapıcı bir direktif mi alıyor?
- Bireysel Gelişime Yatırım: Takım şampiyonluğa koşarken, oyuncuların temel teknik eksiklikleri (zayıf el driplingi, doğru şut mekaniği vb.) maç içinde bile sabırla işleniyor mu?
Daha da spesifik bazı konular ise;
Oyuncular şut atmak için paslaşarak boş pozisyondaki arkadaşlarını arıyorlar mı?
Fiziksel olarak arkadaşları kadar gelişmemiş veya hızlı geliştiği için hareket ederken zorluk çeken oyuncular maçta süre alabiliyor mu?
Çocuklar koşarak mı yoksa yürüyerek mi oynuyor?
Küçük Bir Saha İçi Testi:
Yazıyı bitirirken size bir önerim var.
Sezon sonuna doğru, kendi bölgenizde oynanan, iddiası olmayan sıradan bir altyapı maçını izlemeye gidin. Ama gözünüz topun olduğu yerde ya da skor tabelasında olmasın. Dönün ve kenarda oturan çocuklara bakın:
O çocuklar orada otururken heyecanlılar mı? Takım arkadaşları sayı attığında içtenlikle mutlu oluyorlar mı? Yoksa yüzlerinden düşen bin parça, oyuna giremeyecek olmanın kırgınlığını mı yaşıyorlar?
İşte bir altyapı koçunun başarısı, o tabeladaki rakamlarda değil, kenarda oturan o çocuğun gözlerindeki heyecan ve mutlulukta saklıdır. Çünkü doğru inşa edilmiş bir altyapı, sadece kupa kazanmaz; basketbolu seven, paylaşmayı bilen ve her şeyden önemlisi "gelişen" sağlıklı bireyler yetiştirir.
Sizce de artık skora değil, sürece odaklanmanın zamanı gelmedi mi?
Yorumlar
Yorum Gönder