12-13 yaşlarındasınız…
Uzun boylusunuz, kollarınız akranlarınıza göre biraz daha uzun. Çok zayıf değilsiniz; koşabiliyor, zıplayabiliyor ve en azından pota altından düzgün şut atabiliyorsunuz. O halde hiç merak etmeyin; er ya da geç bir büyük kulüp sizi bulacaktır.
O saatten sonra, sizin ne kadar “şanslı” olduğunuzu yapılan tekliflerin tonundan anlamaya başlarsınız.
Kimi gelir, “Veline şu kadar, sana da bu kadar harçlık veririz” der.
Kimi, “Tüm ihtiyaçlarını karşılarız, sadece küçük bir harçlık verebiliriz” diye konuşur.
Bir başkası ise, “Kalacak yer konusu biraz sıkıntılı ama onu da halledersek seni mutlaka kadromuzda görmek istiyoruz” cümlesiyle yaklaşır.
Şimdilik bu teklifleri hiç alamayan çocukları bir kenara bırakalım; çünkü onların hikâyesi de en az diğerleri kadar önemli.
Eğer başka bir şehre gitmeye karar verdiyseniz, işte asıl macera o zaman başlar.
Henüz çocuk yaşta evinizden ayrılır, ilk kez başka bir şehirde, başka bir çevrede, bambaşka insanlarla yaşamayı öğrenmeye çalışırsınız.
Belki okul hayatınız düşündüğünüz kadar zor olmayacaktır. Ancak antrenmanlar başladığında, hayatınıza yön verecek koçlarla ve yöneticilerle tanışırsınız.
Daha hayatın ne olduğunu tam anlayamadan, ileride ulaşabileceğiniz başarıdan —şimdilik siz hariç— herkesin pay çıkarmaya çalıştığı bir düzenin içine girersiniz.
Sahada size söylenen hemen her şeyin arkasında başka hesaplar vardır. Fakat bunların tamamı size, “Senin geleceğin için” denilerek anlatılır.
Arada sırada ortaya çıkıp size sorumluluklarınızı hatırlatan büyük ağabeyler olur. Ama günün sonunda, en çok vakti birlikte geçirdiğiniz kişinin, yani koçunuzun söyledikleri sizin için daha belirleyici hâle gelir.
Eğer şanslıysanız, kulübün içinde gerçekten hayat görmüş, kültürlü ve tecrübeli insanlar da vardır. Onlar size basketbolun yalnızca bir oyun olmadığını, hayatın küçük bir provası olduğunu anlatırlar. Yaşadıklarından süzülen tavsiyelerle yol göstermeye çalışırlar.
Ama bir de dışarıdan konuşanlar vardır…
“Hakkını yiyorlar.”
“Sen aslında çok daha iyisin.”
“Biraz şans verseler şimdi başka yerdeydin.”
Bu cümleler, genç bir insanın içinde zaten yanmakta olan ateşi daha da harlar. Çünkü gençlik, çoğu zaman gerçeği değil ihtimali sever.
Fakat zaman hızlı geçer.
İki-üç yıl sonra artık çocuk değil, delikanlı olmuşsunuzdur. O noktadan sonra herkes sizin ne olabileceğinizi yavaş yavaş anlamaya başlar. Hayallerin yerini gerçekler alır.
Hâlâ durumu kabullenemeyen yakınlarınız varsa bile, kısa süre sonra onlar da aynı soruyu sormaya başlar:
“Şimdi ne yapacağız?”
Yine de karamsarlığa kapılmayın.
İlk günden son güne kadar elinizden gelenin en iyisini yapın. Yakın çevrenizin söylediklerinden çok, sizi her gün gören koçunuzu anlamaya çalışın. Çünkü günün sonunda aynı hedefe yürüyorsunuz.
Bir de size küçük ama önemli bir tavsiye:
Sayı dışında kalan istatistikleri küçümsemeyin. Savunma, yardımlaşma, doğru pozisyon alma, mücadele, disiplin, devamlılık… Asıl gizli hazine çoğu zaman orada saklıdır.
İnanın, yeteneğinizin sizi götürebileceği en uzak noktaya ancak böyle ulaşabilirsiniz.
Ve olmadıysa…
Bir gün evinize geri dönüyorsanız, bilin ki o yıllarda size verilen nasihatlerin gerçek değerini anlamanız zaman alacaktır. Çünkü insan, yaşadıklarının kendisine ne kattığını çoğu zaman ancak geriye dönüp baktığında anlayabiliyor.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder