Uzun zamandır dikkatimi çeken bir konuyu, bu yıl altyapı milli takım maçlarında daha sık görünce sizinle paylaşmak istedim.
Yaklaşık on yıl öncesine kadar, boyalı bölgeye giren kısa oyuncuların savunmadan kurtulmak için sürekli çabuk ve kaçarak hareket etmesi çok normaldi.
Bu anlayış, basketbolun seyredilmesi en zevkli sahnelerini ortaya çıkarıyordu: yıldırım hızıyla potaya gidişler, smaçlar, bloklar, harika asistler…
Ancak zaman içinde farklı bir hücum anlayışı ortaya çıkmaya başladı. Boyalı bölgede çok daha yavaş hareket eden, adeta yürür gibi ilerleyen oyuncular görmeye başladık.
İlk bakışta hiç de güzel görünmüyordu. Fakat bu oyuncuların daha az hata yaptığını ve çoğu zaman savunmayı daha dengesiz yakaladığını fark ettim.
Sonucun estetikten daha önemli olduğu basketbolda, bunun önemli bir oyuncu özelliği olduğunu düşünmeye başladım.
Yaklaşık beş yıl önce de bu hareketi oyuncularıma öğretmek için bir drill tasarladım.
(Yazının sonundaki videoda görebilirsiniz.)
Yavaşlayarak, fakat savunmayı dengesiz yakalayarak üstünlük sağlayabilmek için oyuncunun güçlü ve temaslara dayanıklı olması gerekiyor.
Bu nedenle kuvvet, bu oyunun ilk şartlarından biri.
Bugün neredeyse bütün “uzun dış” oyuncuların hücum ederken bu şekilde oynadığını görüyoruz.
Drive ederken eskisi gibi çabuk adımlarla potaya gitmek yerine, ( gerekirse tabii ancak bahsettiğim kalabalığa atak ederken ) attıkları her adımda çevrelerini kontrol ederek ilerliyorlar.
Önce üzerlerindeki savunmacının hareketine, ardından diğer savunmacıların pozisyonlarına ve görüş alanlarındaki takım arkadaşlarına bakıyorlar.
Genellikle üzerlerindeki savunmacının hamlesini okuyup ona göre yavaş, kontrollü ve gerektiği kadar büyük adımlarla ilerliyorlar. Eğer savunmacıyı geçebiliyorlarsa, temas sırasında dengelerini koruyacak kuvveti kullanıp potaya kadar giderek pozisyonu bitiriyorlar.
Eğer savunmacıyı geçemeyeceklerini düşünüyorlarsa, bu kez önce pota altındaki oyuncuya, sonra cut eden oyunculara, son olarak da dışarıda pozisyon alan takım arkadaşlarına bakıyorlar.
Üstelik boyları uzun olduğu için savunmanın üzerinden hâlâ dengeli bir atış yapma şansına sahip oluyorlar.
Yani burada sıradan bir drive gibi, “ya atış ya da içeri veya dışarı pas” şeklinde hemen sonuçlanan bir hücumdan söz etmiyoruz.
Oyuncu attığı her adımda dengeli kaldığı için hücumun yönünü ve sonucunu son ana kadar değiştirebiliyor. Gerektiğinde ataktan vazgeçip topu tam arkasındaki takım arkadaşına bile pas verebilecek kuvvete, dengeye ve görüş alanına sahip oluyor.
Bence uzun dış oyuncuların hücumdaki en önemli avantajlarından biri de bu şekilde oynayabilmeleri.
Benzer bir hücum anlayışının kısa ama güçlü oyuncular için de çok değerli olduğunu düşünüyorum.
Savunmadan kurtulmak için sürekli hızlanmak yerine, dengelerini koruyarak savunmanın hareketini okumaları ve her adımda yeni bir seçenek yaratmaları, onların da çok daha verimli hücum etmelerini sağlayabilir.
Belki de mesele sadece hızlı hücum etmek ya da rakibi geçmek değil.
Rakibin ne yapacağını görerek, her adımda bir sonraki seçeneği yaratabilmek.
Yorumlar
Yorum Gönder