Büyük ihtimalle 90’ların ortası filandı.
Ben, Türkiye’de yapılacak olan Yıldızlar Avrupa Şampiyonası’nda yer alan, 1976-77’lilerden kurulu milli takımımızın antrenörüyüm.
Ancak o yıl FİBA yaş gruplarında farklı bir ayarlama yapıyor, bu nedenle Türkiye’deki genç takımlarda 1975 doğumlu oyuncular da oynayabiliyor.
Bu nedenle tüm takımlar 1975 doğumlu oyunculara ağırlık vermekte böylelikle tüm 1976’lı doğumlular bankta oturuyorlar.
Üç dört önemli oyuncu haricinde, 1976 doğumlulara şans veren tek kulüp, Ergin Ataman’ın çalıştırdığı Efes Pilsen.
Ve bu arada benim çalıştırıldığım yıldız milli takımda da, en az beş tane Efes Pilsen oyuncusu var.
O dönemde de bendeniz, Galatasaray’ın genç takımının antrenörüyüm.
Bilenler bilir, her zamanki, kulübümüz altyapıya üvey evlat muamelesi yapıyor.
Yine antrenman yapacak saha bulmakta zorluk çekiyoruz.
Altyapı yıllarımda, yani 1970’lerin başında benim de antrenman yaptığım, emektar Hasnün Galip’teki salonda voleybolcular çalıştığı için bizim çalışmak için Florya’ya gitmemiz gerekiyor.
Ancak takımımızda o taraflarda oturan bir tane bile oyuncu yok.
Oyuncuların çoğu farklı, ancak bayağı zor okullarda okuyorlar.
Kış aylarında belirli bir süre, çocuklarla Taksim’de buluşuyoruz ve eski Şan sinemasının yanında bizi bekleyen servise doluşuyoruz.
Ve o inanılmaz trafikte, Florya’ya gidiyoruz, inanın abartmıyorum, akşam 23,00 civarı Taksim’e geri dönüyoruz.
Bahar ayları gelince A takım maçları bitiyor.
Ve altyapıya ilgi tamamen azalıyor, böylece servis şirketi para alamıyor ,bizim de antrenman yapma şansımız hiç kalmıyor.
Aslında, düşününce o sene hiç de fena da bir takım değiliz.
Önemli maçlardan önce çocukları, bizim ofise götürüp, birlikte video filan seyrediyoruz, hatta
o maça kadar namağlup olan Efes Pilsen takımını bile yenmişliğimiz var.
Ancak sezon sonuna doğru maçtan maça buluşuyoruz ve doğru düzgün antrenman yapamıyoruz, zaten olan antrenmanlara da üç beş kişi katılabiliyor.
Diğerleri ailelerinin baskısıyla, bu durumu ders çalışmak için fırsata çeviriyorlar.
Bence iyi bir karar, çünkü ileride bu oyuncuların çoğu üniversiteden mezun oluyor.
Ancak takımın durumu feci, art arda mağlubiyetler alıyoruz ve ancak İstanbul da 4. olabiliyoruz.
Her neyse, grup maçları için bir yerlere gidiyoruz ve zar zor Türkiye şampiyonasına katılmaya hak kazanıyoruz.
Asıl hikâye burada başlıyor.
Dönüş yolunda, kaptan yanıma yanaşıyor.
Bana iki hafta sonra oynanacak olan Türkiye şampiyonasına gitmeden önce nasıl bir hazırlık yapacağımızı soruyor.
Ben de antrenmanlara kimsenin gelmediğini o nedenle umurumda olmadığını söylüyorum.
Kaptan çocuklarla kısa bir toplantı yapıyor ve “Abi söz, herkes gelecek” diyor.
Ben de kulübün kapısının önüne bir sandalye koyacağımı ve antrenman saatinden, on beş dakika önce 10 Oyuncu o kapıdan geçmezse kulübü terk edip evime gideceğimi söylüyorum.
Pazartesi günü dediğimi yapıyorum.
Tüm oyuncular gelmesine rağmen, bir tek kaptan yok.
Tam gitmek üzere sandalyeden kalkıyorum ki, sokağın ucundan sarı renkli bir çanta sallayarak bana doğru koşmakta olan kaptanı görüyorum.
Antrenmanlar resmen işkence.
Hücumda, top ile yapılan ve sadece koşmaya dayalı driller, savunmada ise, sürekli kaymaya dayalı efor isteyen driller yapıyoruz.
Çocuklar kaytarmaya başladığı zaman, “Yapmayacaksınız ben gidiyorum, siz bilirsiniz “ tehditti ile kolayca motivasyon sağlıyorum.
İkinci hafta antrenmanlar biraz hafifliyor ve teknik konulara önem veriyoruz.
Turnuvaya yardımcı koç Selçuk Ernak gelememişti, onun yerine Tuluğ Demirkuş gelmişti. Oyunculardan Okan sakatlığı nedeniyle yoktu idarecimiz de gelememişti.
Ve Giresun’da Türkiye şampiyonasındayız.
İdarecimiz yok, ancak yardımcı antrenörümüz çok becerikli, o bütün otel ve yolculuk işlerini hallediyor.
Gençler Türkiye Şampiyonası finali
Efes Pilsen – Galatasaray maçı.
Buraya gelene kadar, ezeli rakibimizi , salon bolluğu içinde yüzen ve milli takımın en iyi oyuncusuna sahip TED’i ve altyapıda her türlü imkana sahip güçlü Tofaş takımlarını geçiyoruz.
Final maçın bitmesine beş saniye var, durum berabere ve top bizde.
Tüm, uzun niyetine oynattığımız oyuncular çıkmış ve bir tane 1978 doğumlu tecrübesiz genç bir oyuncumuz oyunda.
Rakip sahadayız ve yandan topu çıkarıyoruz.
Kaptana veriyoruz, o da şutunu atıyor ancak top hiçbir şeye değmiyor!
Top çemberin altında bekleyen 1978 doğumlu oyuncumuza geliyor.
En yakın savunma oyuncusu boyalı bölgenin dışında.
İlk atış potanın altına çarpıyor ve tekrar bizim oyuncumuzun eline geliyor, ikinci atış ise hızlı gidiyor potanın üzerinden aşıyor.
Ve maç uzatmaya giderken, bizim şampiyonluk da avcumuzun içinden kayıp gidiyor.

Yorumlar
Yorum Gönder