Ana içeriğe atla

MURAT ÖZYER VE KOLEKTİF ZEKA






İlk antrenörlüğe başladığım Galatasaray küçük takımındaki oyuncum sevgili Murat Özyer, herhalde genç jenerasyonun yetiştirdiği basketbol tarihimizin en üretken isimlerinden biri oldu.
Antrenörlük, menajerlik, yorumculuk, yazarlık, milli takımlar ve federasyon bünyesinde üstlendiği birçok görev; onun konulara rasyonel yaklaşımını ve uğraştığı her alanda ihtisaslaşmasını sağladı.
Son yıllarda küçük yaş gruplarına basketbol eğitimi vermeye başlayan Murat, bu kitabın temelini oluşturan, altyapı için gerekli oyun tarzını derinlemesine bilen az sayıdaki antrenör arkadaşımdan biridir. O nedenle bu çalışmada onun da fikirlerini almak istedim.
MURAT ÖZYER
Cem Abi,
Basketbolla ilk tanıştığım günlerde, bu eşsiz oyuna tutkuyla bağlanmamı ve onu bir yaşam biçimi olarak seçmemi sağlayan ilk antrenörlerimden, en değer verdiğim ustalarımdan biri oldun. Saha içindeki vizyonunla bizlere her zaman bir antrenörden çok daha fazlasını sundun.
Bugün, yıllarını vererek hem teorik olarak en ince detayına kadar araştırdığın hem de sahada farklı yaş gruplarında bizzat uygulayarak sayısız oyuncu yetiştirdiğin bu muazzam sistemi yazıya döktün. Türk basketbol tarihine damga vuracağına gönülden inandığım bu değerli eserinin son halinde benim de fikirlerimi sormana ve bu sayfalarda bana yer vermene ne kadar onurlandığımı kelimelerle ifade etmem güç.
Bu davet, spor hayatım boyunca aldığım en anlamlı, en değerli ödüllerden biridir. Kitap için verdiğin tüm emeklere sağlık; bana bu şansı tanıdığın için sana sonsuz teşekkür ederim.
Gönderdiğin metni ve sistem detaylarını büyük bir heyecan ve dikkatle inceledim. Kitapta ortaya koyduğun vizyon, sadece klasik bir “set kitapçığı” değil; altyapılardaki o kronikleşmiş yaraya,
yani ezbere dayalı çalışmalara ve kısa vadeli maç kazanma baskısı ile oyuncu yetiştirme ikilemine getirilmiş en entelektüel ve pratik çözümdür.
Eserin ve savunduğun Princeton felsefesi hakkındaki düşüncelerimi, bir altyapı içeriği referansı olarak şu temel başlıklar altında paylaşmak isterim:
1. Erken Uzmanlaşmaya Karşı Bütünsel Oyuncu Yetiştirme ve Basketbol IQ’su Altyapılarda sıkça karşılaştığımız en büyük hata, özellikle erken kuvvetlenen, yaşıtlarına göre fiziksel olarak erken olgunlaşan çocukların sırtına basarak günü kurtarmaya çalışmaktır.
Bu kalıplı çocuklar erken yaşta pota altına hapsedilir, guard’lar ise sadece dripling üzerinden ve pick and roll ile oyunu domine eder. Sonuçta ne olur?
O yaşta maçı kazanırsınız ama fiziksel gelişimi ve vücut yapısı geç oturan, ince uzun çocukları sistemin dışında bırakıp kaybedersiniz. Üstelik o erken kuvvetlenen çocuk da üstyapıya çıktığında pozisyonsuz basketbolun gereksinimleri karşısında tıkanır.
Senin bu kitapta kurguladığın Princeton ve “Read and React” temelli felsefe, tam anlamıyla bir uzun vadeli sporcu gelişimi modelidir. Bu sistem “herkes oyun kurucudur” der.
Takımdaki her bir oyuncunun pas vermesini, keskin katlar yapmasını, spacing (alan paylaşımı) disiplinini korumasını ve topsuz oyunda sorumluluk almasını mecbur kılar. Bu yaklaşım, tüm oyuncuların U18 yaş grubu sonrasına (yani üstyapı eşiğine) geldiklerinde tam donanımlı, her pozisyonun gerekliliğine hâkim ve en önemlisi en üst düzey basketbol IQ’suna ulaşmış bireyler olarak yetişmesini garanti altına alır.
2. Yaş Gruplarına Göre Seviyelendirilmiş Metodolojik Geçiş (U12- U16) Kitapta önerdiğin yaş grubu segmentasyonu, bir antrenörün sahada uygulayabileceği en rasyonel
pedagojik takvimdir:
● U12 - U13 Yaş Grubu İçin Giriş: Bu yaşta çocukları tamamen serbest bırakmak kaosa ve bireyselliğe yol açar; herkes topun peşinden koşar, toptan uzak çocuklar arkadaşlarını seyreder.
Kitabında harika çizimlerle aktardığın Wheel, Flex ve Circle gibi basit “üçlü çözülme” (triple post) şablonları, U12-U13 çocuklarına takım oyununun avantajlarını, paylaşmayı ve pas disiplinini
sevdirmek için muazzam bir giriş bölümüdür.
Dripling çılgınlığına karşı asistin, doğru pasın ve topsuz hareketin değerini bu yaşta bu şablonlarla öğretebiliriz.
● U14 - U16 Yaş Grubu İçin Tam Entegrasyon: Karar mekanizmalarının ve bilişsel algının oturduğu bu dönem, kitabın ana omurgasını oluşturan Chin ve Point serilerinin tam anlamıyla
kullanılacağı yerdir. Oyuncuların dört ayrı pozisyonu da ezbere değil, felsefesini anlayarak öğrenmesi bu yaş grubunda harika bir akışkanlık yaratır.
3. Savunmayı Okuma (Read & React) ve Karar Verme Kapasitesi
Geleneksel set oyunları oyuncuya nereye koşacağını ne yapacağını önceden bellidir.
Ezberlemek önemlidir. Savunma o rotayı kapattığında ise hücum çöker. Senin sisteminde ise harika bir şekilde ifade ettiğin gibi, “topun hareketi oyuncunun eylemlerini dikte eder.” Oyuncu ezberlemez;savunmanın hareketine göre reaksiyon verir.
Savunma aşırı baskı (overplay) yapıyorsa Backdoor, arkadan takip ediyorsa Puppy Dog Cut, içeri gömülüyorsa yüksek postta Scissor Cut veya Drift/.Flare Pick devreye girer. Bu durum, oyuncunun reaksiyon hızını ve “Decision Box” (Karar Kutusu) becerisini mükemmelleştirir.
Oyuncu sahadaki bilişsel boşlukları cezalandırmayı öğrenir ki bu, scout (rakip analiz) edilmesi imkansız bir takım yaratmanın tek yoludur.
4. Savunma Çeşitliliğine Karşı Yapısal Esneklik Bu sistemin altyapı antrenörlerine sunduğu en büyük konfor, her türlü savunmaya karşı “panzehir barındırmasıdır”.
Altyapılarda erken yaşta gömülen, maçı kazanmak için kurulan o katı Alan Savunmaları (Zone), genç oyuncuların yaratıcılığını baltalar.
Ancak senin kitabında kurguladığın Princeton prensipleri, takımın mola almasına ya da yeni bir set çizmesine gerek kalmadan, aynı
temel geometrik noktalar (Spots) ve alan paylaşımı kurallarıyla hem adam adama savunmaya hem de her türlü alan savunmasına karşı aynı verimlilikle işler.
Sadece tepe dizilişini savunmanın zaafına göre değiştirerek alan savunmalarını paramparça edebilirsiniz.
Antrenörlerimize Pratik ve Teorik Bir Pusula
Cem Abi, sen bu kitapla sadece Amerika’daki High School/NCAA uygulamalarını ya da EuroLeague/NBA ’deki modern setlerin kökenlerini anlatmıyorsun; antrenörlerekendi setlerini, kendi
oyuncu yapılarına göre türetebilecekleri dinamik bir düşünme modeli aşıylorsun.
Kitabı okuyan her antrenör eline kağıt kalem alıp “Buraya nasıl bir opsiyon ekleyebilirim?” diye düşünecektir. İnanıyorum ki bu eser, ülkemizdeki antrenörlerin set ezberleten birer ‘komutan’ olmaktan çıkıp, oyuncunun bilişsel süreçlerine rehberlik eden birer
zihin açan ‘metodoloji uzmanı’ olmalarına öncülük edecektir.”
Türk basketboluna, altyapı kültürümüze ve bizlerin vizyonuna kattığın tüm bu eşsiz değerler için tekrar teşekkür ederim Cem Abi. Kitabın şimdiden hayırlı uğurlu olsun, ellerine ve o büyük
basketbol aklına sağlık.
Sevgi ve en derin saygılarımla,
Murat Özyer
1977’deki Minik Takım Oyuncun
Daha azını gör

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...