Ana içeriğe atla

SAHADAKİLER VE MART DELİLİĞİ




Biz de böyle sahneler pek olmasa da ,basketbolu neden bu kadar çok sevdiğimi hatırladım.


Yıllar önce şifreli kanallar yokken uydu anten vasıtası ile Almanca yayın yapan Eurosport kanalını seyrediyordum.
Her hafta ACC ‘den kolej maçları verirdi.


O zamanlar NCAA ve NBA henüz  Avrupa’yla tanışmamıştı.
Hatta “Avrupa adımı” dedikleri ,bugün çok popüler olan bir teknik onlar için hatalı yürümeydi.


O zamanlar Kolej takımları bizler gibi set yapmıyorlardı.  Onlar serbest hareketli hücum diye adlandırdığımız “ Motion Offence “ adı verilen bir oyun oynuyorlardı.


Bu oyun bildiğimiz, devamlı setler gibi değildi. Pas ve cut ve topsuz adama perdelemelere dayanan ve bunları da savunmanın verdiği reaksiyona göre uygulayan bir sistem..


Bu sistem de perdeleme  yapan ve dışarı çıkmayan uzun ve kalın oyuncular sürekli topsuz perde kullanan şutör ve penetre edebilen kısalar, forvetler vardı.


Amerikalılar, pas, cut ,topsuz adama pick ,uzunun içeri rollü ve replace yaparak boş atışı bulmaları için oyunculara bir sistem göstermişler ,oyuncular bunun için de bir şeyler yaratmaya çalışıyorlardı.


En fazla Final four da maçtan bir gün önce, sene içinde başarılı olduklarını gözlemledikleri, bir ikili veya üçlü hareketi özellikle çalışıyorlardı.


O zamanlar bizde çok rağbet gören” flex” 
,” Wheel” gibi devamlı setler pek kullanılmıyordu, çünkü bu setlerde hareketler hep aynı olduğu için savunmanın işini kolaylaştırıyor ve  oyuncuların yaratıcılıklarını engelliyordu.


Aslında bu tarz kısıtlayıcı sistemler sporcular için dizayn edilmiş oyunun doğasına aykırıydı.

Kalıplaşmış setler oyunu daha çok koçlara doğru yaklaştırıyordu.

Molayı bile oyuncunun aldığı bir spordan bahsediyoruz.


Topa perde yapmak takım oyunundan uzaklaşmak demekti, perdeyi yapan ve kullanan dışındakiler hiç bir şey yapmaması onlara göre çok yanlıştı.

Avrupa da bu sistem ilk İtalya’da, daha sonra ise Yalçın Granit’in vasıtası ile Türkiye ‘de  denendi.

Ancak oyuncular hücuma başladığında kümelenmeler oluyordu, oyun sıkışıyordu , doğru bir atış bulmak için çok top kaybı yapılıyor veya 30 saniye sonunda kötü bir atış ile hücum sona eriyordu.



Avrupalı, herkesin birlikte oyunu zevk alarak oynamasından daha çok, kazanmakla ilgileniyor ve oyunculara kabiliyetlerine görevler vermeyi tercih ediyordu ve bu işi de koçlar yapıyorlardı.


Artık her şey değişti ,  herkesin oyunu öğrenmesi yerine, herkese en iyi yaptığını yapması için rol biçiliyor, kabul edenler yollarına devam ediyor kabul etmeyenler seviyesine göre takım buluyor.

Amerika'da değişmeyen tek şey, seyircinin kenarda duran adam yerine, sahadaki atletleri ve yetenekleri seyretme isteği ... 





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...