“Basketfaul sitesi olarak kimseye ayar vermek, kriterler belirlemek bizim haddimiz değil ancak şunu söylemekle yetineceğiz: Kadın Basketbolu; doğru-yanlış iddiaları ile, iftiraları ile, bildiklerimiz ile, bilmediklerimiz ile, tahmin ettiklerimiz ile, tespitlerimiz ile Basketfaul'un kriterlerine uymuyor.
Kadın Basketbolunun uzmanı Hayri Pekergin'in yazıları, Milli takımlar, altyapılar dışında, yani liglerle ilgili hiçbir haberi vermemeye, yok saymaya karar verdik.”
Umarız herkes aklını başına toplar, Kadın Basketbolu ile yolumuz yeniden kesişir.
Saygılarımızla. (Basketfaul)
Bloğumu takip edenler bilir. Yazılarımda sorunları belirttikten sonra “bana göre” çözümlerin neler olması gerektiğini de belirtirim.
Ancak Necip Abinin bu yazısına baktığımızda çözümsüz bir durumla karşı karşıyayız .
Bu defa “nasıl bu hale geldik?” tarzında bir yazı yazmayı tercih ettim.
Basketfaul’de çıkan bu haberi okuduğumda “ 1990’larda dört sene süresince antrenörlüğünü yaptığım Brisa takımı kapatılırken, kulüp başkanımız sayın Savaş Gürler’in federasyon temsilcisine söylediklerini hatırladım.
“Ben bu yatırımı sürdürürken hep hayalimde, patlamış mısır gibi her an canlanacak , çoğalacak, artan ilgi ile insanları heyecanlandıracak bir organizasyon düşlemiştim ancak bu bir türlü gerçekleşmedi.”
Savaş bey çok haklıydı ; o günlerde, Ronchetti kupasında dört Amerikalı oyuncusu olan bir İsrail takımına karşı, tek bir yabancı oyuncu ile mücadele etmiş ,Tel Aviv’de 20 sayı yenilirken ,İzmit’teki maçta 24 sayı ile yenmiştik ve böylece çeyrek finallere yükselmiştik.
Ancak bayan basketbolu ( o zamanlar kadın denmezdi ) için çok önemli olan bu haber ,hiçbir gazetenin spor sayfasında çıkmadı.
Brisa kapandıktan sonra 2005 Avrupa Şampiyonası kadın basketbolun dönüm noktası oldu.
O dönemde Galatasaray ( Ekrem Memnun ) ve Adana Botaş ( Ceyhun Yıldızoğlu’nun ) bireysel çabalarıyla kendinden söz ettiren kadın basketbolu, Savaş Gürler'in de dediği gibi patlamış mısır gibi canlandı.


2005 Avrupa şampiyonasında, tarihimizde daha önce hiç yenemediğimiz on bir takım arasından çeyrek finale kalmamız bu ilginin başlangıcı olurken , oyuncular için milli takım bir motivasyon kaynağı oldu.
Milli takımlar ve kulüp takımları her şampiyonaya birinci olmak amacı ile katılırken, dünyanın en iyi oyuncuları ülkemize transfer olmaya başladı.
Sanırım sorunlar da tam burada başladı .
Amerika’da WNBA ‘de yüz bin dolar civarında kontrat yapan bazı oyuncular Türkiye’de milyon dolarlık kontratlara imza atmaya başladı .
Amerika’da WNBA ‘de yüz bin dolar civarında kontrat yapan bazı oyuncular Türkiye’de milyon dolarlık kontratlara imza atmaya başladı .
Ve alt sıralardaki takımlarda bin lira maaş alan oyunculara karşı mücadele ettiler.
Bu kaosun içinde “basketbol” tamamen unutuldu kulüplerin amacı daha çok para verip en iyi yabancı oyuncuyu almak , Türk oyuncuların amacı da sadece en yüksek kontratı almak oldu.
Kadın basketbolundaki son yılımda, genç takımda son senesini oynayacak ancak daha önce bir iki yıl sadece voleybol oynamış uzun boylu bir kızımız gelmişti.
Açıkçası çok da yetenekli sayılmazdı .
Açıkçası çok da yetenekli sayılmazdı .
Çok değil ben kadın basketbolundan ayrıldıktan iki sene sonra, bu oyuncunun ,kulüplerin yüzbinlerce lira vererek almak için yarıştığı bir oyuncu olduğunu öğrendim.
Önce inanmadım isim benzerliği sandım ,ancak TV’de bir maçın seyrettiğim zaman gözlerime inanamadım. Meğerse o günler bugünlerin habercisiymiş.

Yorumlar
Yorum Gönder