Ana içeriğe atla

BABA KUSURA BAKMA AMA SEN BASKETBOLDAN HİÇ ANLAMIYORSUN


 

Dün ablamı ziyaret ettim, konu nasıl o noktaya geldi bilmiyorum ama bana o sırada çalıştırdığım altyapı takımına aldığım ve çok sevdiğim yeğenimin ,kısa sürede basketbolcu olamayacağına nasıl karar verdiğimi sordu. 

Bu konuda şanslıydım , oyunculuk hayatımın son üç yılı Galatasaray takımının kaptanlığını yaptığım için bilgimden birikimimden şüphe etmiyor ve yeğenimi çok sevdiğimi bildiği için de bana güveniyordu. 
Bu nedenle hiç bir sorun yaşamamıştık.  

Şimdi düşünüyorum da, aynı jenerasyonun tüm oyuncuları ve velileri ile aramızda hiç bir sıkıntı olmamıştı.

Günümüz antrenörlerinin yaşadığı bu sorunun çözümüne katkısı olacağını düşünerek , o zamanlar olaya yaklaşım şeklimi içeren bir yazı yazmaya karar verdim.

(O dönemde, velilerin antrenmanı seyretmesine izin verdiğimi , bazı velilerin sıkılarak dışarı çıkıp çay içtiğini bazılarının da basketbolu öğrenmek için tüm antrenmanı merakla izlediklerini belirtmeliyim.)



 FISILTILAR 

Altyapı maçlarında velilerin arasında oturursanız , “Tüm topları o atıyor, bu kadar kötü oynamasına rağmen koç onu hiç oyundan çıkarmıyor. “ şeklinde fısıltılar duyarsınız.

Bunlar hepimizin yakından bildiği, bireysellik ve takım oyunu arasındaki gizli mücadelenin ilk sesleridir. 

Buna mani olmak ve çocuklara takım olabilmeyi anlatmak önemli bir antrenörlük becerisidir.

Ancak her zaman açıkça olmasa bile bireyselliği destekleyen veliler bu konudaki en zorlu engel olarak karşımıza çıkıyor. 

İSTATİSTİKLER 

Çıplak gözle baktığınızda, üst seviyede basketbol oynamamış bir velinin kendi çocuğunu diğerler çocuklarla  kıyaslayabileceği iki somut istatistik var. 

Çocuğunun sahada kaldığı süre ve çocuğunun attığı sayı miktarı. 



Bireysel başarıyı ölçebileceğimiz, sayı pası ,ribaunt ,top çalma, top kaybı gibi istatistiklerin bile çok fazla bir şey ifade etmediği veliler dünyasında ,takım oyununun ölçütleri olan savunmada yardımlaşma , hücumda topu paylaşma gibi kavramaların anlaşılabilmesi neredeyse imkansız.

BASKETBOL O KADAR KOLAY DEĞİL

Bu durumda izlenebilecek bir yol da, veliler ile fazla yüz göz olmadan, antrenmanlarda öğrettikleriniz ve anlattıklarınızla oyuncularınıza, anne ve babalarından daha fazla basketbolu bildiğinizi hissettirmek. 

Ve oyuncunuzu evde babasının ileri sürdüğü bir iddiaya
 “ kusura bakma baba ama sen basketboldan hiç anlamıyorsun ! “ diyebilecekleri , (en azından böyle düşünebilecekleri ) bir kıvama getirmek.






Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...