Ana içeriğe atla

ANNELER BABALAR VE EĞİTİCİLER SİZİN İÇİN ..



Çocuklara gösterilen sürekli ilginin , onlara verilecek eziyetli bir eğitimden hiçbir farkı yoktur . 
Böyle davranmak, çocuğu hileye hurdaya ve yanlış yapmaya sürükler. 

Ayrıca çocuk aşırı ilgiyi ebeveynlerin zaafı olarak görerek onlara karşı duyması gereken saygıyı kaybedebilir.

Doğal niteliklerin nereye kadar gidecekleri bilinmez, hep bir üst sınırı vardır.

Kültür eksikliği yıllar içinde giderilebilirken yabanilik insana yapışır. 

Terbiye vermede yapılan hata geri alınamaz.

İşlenmeyen herkes çiğ, terbiye edilmeyen yabandır.

Çocuklar bu yolda iki tür engelle karşılaşacaklardır .
A ) Ailelerin çocukların sadece refah düzeylerini düşünmeleri. 

B) Yetki sahiplerinin ( Oyuncuları ) vatandaşları kendi çıkarları doğrultusunda bir araç olarak kullanmaları.

Eğitim yatırımları için para temin edenler , ( Yöneticiler ) planlarını kontrol etme hakkına sahip olurlar.

Ancak okulların idaresi en zeki ( Antrenörlerin ) uzmanların takdirine bırakılmalıdır.

Eğitim demek , ahlaki bilgi birikimi ile çalışmayı aynı potada eritebilmektir. 

Eğitim aile ve eğitmenler arasında kaldığında otoriteyi eğitmene devretmek gereklidir.


Eğitim ne kadar sürece verilmelidir ? İnsanın kendini yönetebileceğine karar verdiği zamana kadar . Bu da yaklaşık 16 yaşına tekabül eder.


Eğitimin önündeki en büyük sorunlardan biri ,bir insana aynı anda hem özgürlük bilinci kazandırıp hem de yasalara uymasını öğretmektir.

Çocuğa kendi hedeflerine , ancak başkalarının hedeflerine ulaşmasına mani olmadığı sürece ulaşılabileceği öğretilmelidir. 

Bir çocuktan yetişkin gibi , açıkgöz sağgörülü davranmasını beklemek bir yetişkinin çocuk gibi davranmasını beklemekten farksızdır. 

Çocukları şımartmanın ilk adımı onları zorbaca taleplerine karşılık vermek ve her şeyi ağlayarak temin etmelerine göz yummak olacaktır. 
Bu sonradan neredeyse imkansız bir güçlüktür. 


Aşırı ilgi ebeveynlerin zaafı gibi algılanır ve saygı yitirilmesine sebep olur.

Arzuları sürekli tatmin edilmiş bir çocuk kötü, bunun aksi şekilde tatmin edilmemiş çocuksa yanlış eğitilmiş demektir.

Uzaktan bir şeyler atma ve hedefi vurmaya çalışmak gibi aktiviteler mesafe ölçme yeteceğini gelişmesi açısından yararlıdır.

Çocuk oyunları evrensel olur örneğin , körebe Antik Yunandan beri bilinir. 
Ve bugün Almanya ,Fransa ve dünyanın her yerinde oynanır çünkü bu oyunlar çocukların doğal dürtülerinin dışa vurumudur.

Disiplin çalışmadan önce gelir , disiplinsiz bir çalışma beklenen sonucu vermez.

Rousseau’ya göre “Az da olsa yaramaz olmayan bir çocuktan mükemmel bir birey meydana getiremezsiniz .”

Hayat dolu bir çocuk , iyi insan olma amacına kurnaz ve şımarık bir çocuktan çok daha erken ulaşır .


Kendini beğenmişlik konusunda , çocuğun ebeveynlerin gölgesi altında kalmadan , kendi zayıflıklarını farkında olması sağlanmalıdır ki bu şekilde eksikliklerini kapatsın ve kendisini topluma en uygun şeklide hazırlasın.

İnsan vaktini ne kadar çok boş geçirirse kendini toplayıp bir işe girişmesi de o kadar zor olur.

İnsanın çalışması şart olan tek hayvan türüdür . 
“Kendisinin ayakta kalmasını sağlayacak şeylerin keyfini çıkarabilmesi için öncesinde hatırı sayılır çapta hazırlık yapaması gerekir .”

Hayal gücü insanın idrak gücü kadardır.

Yeteneklerin kendi başlarına bir değeri yoktur . 
Örneğin bir insanın kusursuz bir hafıza tutma yeteneği varken muhakeme yeteneği gelişmemiş olabilir. 
Böyleleri ayaklı sözlük gibi olur.

Muhakeme yeteneğinden yoksun bir idrak , içi boş bir kavramdan başka bir şeyi temsil etmez. 

Ezberlemek ne kadar önemli olsada tek başına bir kıymeti yoktur . 
Sadece kendine güveni yersiz bir şekilde artırmaya yarar .

Dikkat yoğunlaştırma yetisini güçlendirme konusu ihmal edilmemesi gereken bir husustur. 

Dikkatimizi bir nesnenin üzerine sabitlemek bir yetenekten ziyade iç duyularımıza ait bir zayıflık olarak nitelendirilebilir. 

Çünkü bu esnetilebilen bir özellik değildir ve her ortama uygun bir hale getirilemez . 

Dikkat dağınıklığı eğitimin baş düşmanıdır. Çünkü hafıza dikkaten güç alır.

Bir şeyi anlamanın en iyi yolu yapmaktan geçer . 

İnsan ancak kendi kendine öğrettiği şeyleri baştan aşağı öğrenir.

Çocukların her konu üzerine mantık yürütmelerine gerek yoktur . 

Eğitim süreçlerine katkıda bulunacak her şeyin mantığını kavramak zorunda değillerdir. 

Fakat bir görev söz konusu olduğunda , görevin mantığı ve ilkeleri onlara bildirilmelidir. 

Sonrasında , görevin fikirini onlara biz söylemek yerine , onlardan bu bilgiyi almamız daha faydalıdır.


Ne var ki bu yöntem yavaş olduğundan geri dönüş zaman alacağından başka çocuklara bir şeyler öğretmek zor olacaktır . 

Disiplin ,geriye yıllar sonra yok olup gidecek alışkanlıklar bırakır 

O yüzden çocuk ,akla yatkınlığını kendisinin de algılayabileceği adap kurallarına göre davranmayı öğrenmelidir.

Çocuk dürüst davranmadığı zaman onu cezalandırmak yerine bir miktar hor görerek örneğin, böyle yaparsa ona ileride kimsenin inanmayacağı tarzda şeyler söylenerek çocuk yalandan soğutulabilir.

Ancak çocuk her doğru yaptığında ödüllendirilir her yanlış yaptığında cezalandırılırsa çocuk doğruya sadece iyi muamele görmek için başvuracaktır.

Eğer bir ahlak temeli oluşturulacaksa orada ceza olmamalıdır. 

Ahlak o kadar kutsak ve yüce bir olgudur ki değeri asla düşürülmemli ve terbiye ile aynı seviyede tutulumalıdır.


Eğitmenler asla hiçbir çocuğu diğerlerinden önde tutup kayırmamalıdır çünkü bu durumda kurallar evrensel olma niteliğini kaybeder . Bu durumda çocuk kendisine uygulanan kuralların başkasına uygulanmadığını görür ve cüretkar kesilir.

Ahlaki cezalar , çocuğun onurunu kırıcı veya sevilmesini kısıtlayıcı cezalardır . 

Örneğin çocuğun utanç duyması veyahut da ona karşı soğuk mesafeli davranılması.

 Bu cezalar mümkün mertebe devam ettirilmelidir. 
Çocuğun ahlaki gelişimine yardımcı oldukları için bu başvurulacak en iyi yöntemdir.
 Örneğin çocuk yalan söylediğinde onu dışlamak araya mesafe koymak gibi.

Öfke ile verilen cezaların çirkin etkileri olabilir . 
Bu durumda çocuklar bu eylemi bir öfke sonucu olarak görür ve kendilerini kurban olarak kabul ederler.

Çocuklar her zaman dikkatli bir şekilde uyarılmalıdır ki bu uyarıların onların iyiliği için olduğunu anlasınlar.

Çocuklara bir vazifenin içeriğinden bahsetmek boşunadır . 

Çünkü bu durumda çocuklar vazifeyi , yerine getirilmediği takdirde arakasından dayağın geleceği bir olgu olarak görürler.

Çocuğun muhakeme yeteceği geliştiğinde vazifenin amacı da açıklanmalıdır.

Çoğu çocuk oldukça geniş hayal gücüne sahip olduğu için yalan söylemeye meyillidir. 
Çocuğun bu huyundan kurtulmasını sağlama babaya düşer , çünkü annelerin gözünde bu çoğu zaman önemli bir mesele , hatta bir mesele bile değildir.



Hatta bunu çocuklarının üstün yetenek ve kabiliyete sahip oluşlarının laneti olarak görürler . 
İşte bu dönemde , çocuğun en iyi kavarayacağı dönem olduğu için , utanç duygusundan faydalanmalıdır. 

Öğretmenler çocukları asla yetenekleri yüzünden değil karakterleri sayesinde öne çıkarmalıdırlar. 
Çünkü diğer türlü kıskançlık vukuu bulacaktır.

Eğer bir çocuğa dünyevi bilgelik aşılanacaksa ona duygularını gizlemesi , ihtiyatlı davranması fakat karşısındaki insanı çözebilmesi öğretilemlidir. En sonunda da kendi karakterlerini gizleyebilemelidir. 

Kişi hiddetli değil gayretli olmalıdır.

Eğer birey sağlam bir karaktere sahip olmak istiyorsa öncelikle ihtiraslarından kurtulmalıdır.

Çocuklara ihtiyaç sahiplerine yardım etmeleri için harçlık verilemli ve bu şekilde merhamet sahibi olup olmadıkları görülmelidir. 

Çünkü ailelerinden aldıkları , kendi harçlıkları olmayan paradan feragat etmeleri bu özelliklerinin ileride yok olacağının göstergesidir. 


Her şeyden bir şeyi bilemek mi , bir şeyden her şeyi bilmek mi daha evladır ? 

Tabii ki her şeyden bir şey yerine bir şeyden her şeyi bilmek daha tercih edilesidir. 
Çünkü diğer durumda kişinin bilgisini sığlığı , o kişinin ,imzası gibi olacaktır. 

Çocuk hangi durumda hangi bilgiye baş vuracağını seçme yetisine henüz haiz olmadığı için bir şeyi derinlemesine bilemsi daha iyidir, aksi halde yüzeysel bilgisi başkalarını şaşırtmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

İnsan kendi kendine bir karar alıp o karara uymazsa kendine olan güveni azalacaktır. 

Karar verdikleri şeyleri uygulamaya koymayı erteleyenler arkalarında başkalarını imrendirecekleri bir şey bırakması zordur. 

Yalan söylemek insanı küçültür ve bu , kendi özsaygından ve herkesin sahip olması gereken özgüven duygusundan bir şeyler çalmanın en etkili yoludur. 

Ebeveynler çocuklarını nazik değil gözü pek yetiştirmelidir. 
Bu sayede başkalarının talihsizliklerinden çok kötü etkilenmezler. Onların kafalarını duygusallıkla değil , görev bilinciyle doldurmak gerekir . 

Aşırı merhametli oldukları için sürekli kullandıklarını analayan bir çok insanın sonradan katı yürekli olup çıktıkları görülür.

Çocuğu sürekli kendisini etrafındakilerle mukayese edecek ve ona göre davranma dürtüsü uyandıracak şekilde yönlendirirsek çocuğun kıskançlık duygusu kabaracaktır. 
Aksine, çocuk kendisini kendi mantığı çerçevesindeki fikirlere göre yapılandırmalıdır.

Bak şu çocuk nasıl davranıyor .”gibi örnekler vermemek gerekir .
Böyle konuşmak çocukta aşağılık kompleksi oluşturmaktan başka bir işe yaramaz. 

Bir insan kendi değerini başkalarınkiyle kıyaslamaya başladıysa ya karşısındakinin seviyesinin üzerine çıkmak ya da onu kendi seviyesine çekmek amacındadır.

Şartlar ne olursa olsun bir çocuğun karşısındaki çocuğu küçük duruma düşürmesine izin verilememelidir.

En önemli şey çocuğu servete karşı aşırı kıymet veren birey olmaktan korumaktır.

Çocuklara , evde çalışan hizmetçilere emir vermesi yasaklanmalıdır. Böyle bir durumda “ Biz onlara para kazanacak iş verdiğimiz için bizim dediklerimizi yapıyorlar , ama sen vermediğin için senin istediklerini yapmak zorunda değiller. “

Eğer aileler bu durumu izah etmezse çocuklar bu çıkarız yapamazlar . 

İnsana bir şey katmayan şeyler için başkalarına yüksek kıymet yüklemek abesle iştigaldir.

Çocukları çevresindeki şartlar ne olursa olsun yetinmeyi bilmeleri , uğraşlarında sabırlı ; yaşadıkları hazlarda usturuplu olmaları öğretilmelidir. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...