Bir sabah okula giderken formamı unutmuştum .
Öğleden sonra maça çıkacaktık ve okuldan eve o bir buçuk kilometrelik yol gözümde büyüdüğünden , gidip formamı almaya üşenmiştim.
Hem ben takımdaki en iyi oyuncuydum . Koç’un beni kenarda oturtması mümkün değildi . Ama yanılmışım.
Formam olmadan oynamayacağım açıkça belli olduğunda , benim yerime eve gidip formayı alması için bir takım arkadaşımı ikna ettim.
Neden bankta oturanlardan birkaç iyilik isteme hakkım olmayacaktı ki?
Bu tavrımla oyunun bensiz başlaması şaşılacak bir durum değildi. Koç’la konuşup ,beni oyuna alması için ikna etmeye çalıştım .
Çünkü yeni oyun düzenimize karşı takımın bizi yenmesi işten bile değildi .
Ama koç bana döndü ve gayet net bir şeklide , “Johnny ,hayatta kazanmaktan daha önemli şeyler vardır,” dedi on üç yaşında bir çocuğu, böyle bir şeye inandırmayı becerebilecek pek az antrenör vardır.
Ama bankta çaresizce oturup takımımın giderek geriye düşüşünü izlerken Koç Warriner’in haklı olma ihtimalini fark etmeye başladım .
Belki de birinin bana ağzımın payını vermesi gerekiyordu .
Yılar boyu bu ders içime işledikçe , değerini daha iyi anlamaya başladım .
Sorumluluk ve alçak gönüllük üzerine öğrenmem gereken dersler ,ilkokullar arası basketbol liginin puan tablosundaki kaybedilen maçlar hanesini gölgede bırakmıştı .

Yorumlar
Yorum Gönder