Ana içeriğe atla

FULARSIZ ENTELİN BASKETBOL MACERASI

 



Çalışırsan istediğin her şey filan olmazsın, arkadaşlar kanmayın böyle gerçek dışı reklam sloganlarına, belli bir seviyeyi geçmek ve elit olmak için hakikaten de doğuştan filan bazı yetenekler şart. 


Günlük yürüyüşlerimde dinlediğim favori PODCAST lerden biri de Fularsız Entel. 

Bugün "hedef koymak üzerine" oldukça eski bir bölümünü dinledim.

Daha önce pek yapmadığım bir şey yaparak bana ilginç gelen bu güzel sohbetin basketbol ile ilgili olan bölümünü burada paylaşıyorum.


HEDEFİM RAKİPLERİ OTUZ KIRK FARKLA YENMEKTİ


İlk hedefim basketbol ile ilgiliydi. 

Bu macera istemeye istemeye katıldığım okul seçmeleri ile başladı. 


ÇOCUKLARINIZI ZORLAYIN


Sanırım babam zorlamıştı biraz öyle hatırlıyorum. 

İyi ki de zorlamış.

 Çocukları böyle istemedikleri şeylere fazla zorlamayın der bazıları, bence bunun bir sınırı var.

 

O kadar da laçka olmamak lazım. Çocuk dediğin sonuçta tanım itibarıyla birçok şeyi tanımayan bir varlık. 

Tanımadığı bir şeyi sevip sevmemesi de o kadar önemli değil. Yüzeysel oluyor yargıları. 

O yüzden baştaki tepkilerini dikkate almadan onları yönlendirmek lazım. 

Tabi sevmemekte ısrar ederlerse o başka o zaman duracaksın.

 

 

Benim de o andaki duygularımın basketbol ile alakası yoktu. Aslında milletin önünde böyle durduk yere bir sınava tabii tutulmak istemiyordum, yarış atı gibi.

 

Sonrasında basketbolu epey severek oynadım. Takım olarak bir hedefimiz vardı. O sene bize 30 sayı 40 sayı fark atan takımları yenmekti bu hedef. 

Ben pek umursamıyordum gerçi ama grup böyle bir hedef koyduğu vakit sende akıntıya kapılıyorsun. 

Başkalarını hayal kırıklığına uğratmak istemiyorsun belki de grubun dışında biri gibi davranmak istemiyorsun, koyun genlerimiz devreye giriyor. 

 

Ve kapıldığım bu akıntı hayatımın en disiplinli yazına sürükledi beni. 

Okullar tatil olunca herkes gibi sağa sola dağılmak ve manda gibi olduğumuz yere yayılmak yerine çılgın bir antrenman programı uygulamıştık. 


ANKARA 

 

Sabah altı, altı buçuk kalkıyordum, iki otobüsle Atatürk Orman Çiftliğine gidiyordum ve kondisyon idmanına başlıyordum takımca öyle yapıyorduk yani.

 

Takımdaki herkesin de bir hedefi vardı benimkisi sanırım beş kilometreyi 20 23 dakikada gelmekti. 

 

Beceremezsem bir tur daha koşuyordum. Ama bu sadece başlangıç, bunu yaptıktan sonra bir tepeye çıkıp çifter çifter sprint koşuyorduk, defalarca o tepeden tekrar aşağıya inmekte yokuş yukarı koşmaktan daha yorucuydu. 

Sonra birinin evine gidip takılıyorduk.

 

Daha sonra akşamüstü iki saatlik top antrenmanı. Bu sefer salona gidiyorsun. 

İki günde bir bu tempoda gidiyorduk. 

Ara günlerde de dinlemek yok ha, onun yerine daha yoğun tek idman yapıyorduk, yok Amerika’daki bilmem ne üniversitesinin zıplama çalışması yok CIA laboratuvarlarında geliştirilmiş en yeni top sektirme, neyse artık sanırım tüm yaz boyunca iki hafta tatil yapmıştık bir kısmı da takım tatiliydi zaten, böyle acayip bir disiplin. 

 

Sonra ne oldu asıl hedeflerimize ulaştık mı? 

Bunun zamanı için farklı zaman pencerelerinden bakmak lazım biraz kısa vadede evet bayağı başarılı oldu bu deneyimiz önümüze gelene 30 geçene 40 fark atıyorduk, yani o takım biz olmuştuk artık. 

Turnuvalara gittik milli takım seçmelerine takımın yarısı gitmişti.

 

Bu açıdan başarılı yani bana disiplinli çalışmanın yarattığı farkı gösterdi o sadece bir sene içinde inanılmaz bir ilerleme bir kaydetmiştik bu gerçekten iyi bir ders oldu. 

 

Kitaplarda okusan anlamazsın ama kendi yaşayınca görünce anlıyorsun, fakat daha geniş bir açıdan bakınca hedefimiz neydi şampiyonluklar yaşamaktı. 

Belki daha önemlisi profesyonel basketçi olmaktı, yani kişisel olarak benim hiçbir zaman öyle bir hedefim olmadı ama takım olarak hedef böyle Bir üretim yapmaktı.

 

Sonuçta sana yatırım yapıyorlar onların da amacı bir altyapı kurup sporcu yetiştirmek ama yanlış hatırlamıyorsam bir kişi dışında kimse devam etmedi, o da zaten ünlü filan olmadı, yıllar içinde herkes tek tek ayrıldı bu işten ve kendi yollarına gittiler.

 

Bu da bana şunu öğretti, burada da bir ders var yeterince çalışırsan istediğin her şey filan olmazsın, arkadaşlar kanmayın böyle gerçek dışı reklam sloganlarına belli bir seviyeyi geçmek ve elit olmak için hakikaten de doğuştan filan bazı yetenekler şart. 

 

Başarıyı kabaca şöyle iki şarta bağlayabiliriz yetenek ve azim ki bu ikisi de birbirinden ayrı şeyler değiller, bu arada ilk basketbola başladığım günkü koşma hızım neyse, o asgari bir  yetenek öyle diyelim, 20 metre için altı saniye olsun,  bazısında bu başlangıçta beş saniyedir, bazısı daha yavaştır yedi saniyedir. 

Artık genetiğine diyetine neyse onlara bağlı  çalışarak bunu geliştirirsin, herkes geliştirebilir, fakat  ne kadar çalışmayla ne kadar gelişeceği de bir yetenek, kimisinin potansiyeli yediden dört buçuk saniyeye düşmesine izin verir, yani çok yavaş başlar ama çok çalışırsan o kadar ilerleyebilirsin,  kimisinin ise altıyla başlar potansiyeli ama en fazla beş saniyeye kadar inebilir yani kontrolünüzde olmayan faktörler bize bir aralık sunuyorlar ,hız aralığı, boy aralığı , el ayak koordinasyonu aralığı ,neyse artık çalışma veya diyet  gibi kontrolümüzde olan faktörlerse o aralığın neresinde olacağımızı ve ne kadar hızla oraya ulaşacağımızı belirliyorlar.

 

Mesela ben o çılgın yaz idmanlarının sonucunda çok çok iyi bir kondisyona sahip olmuştum, takımın en dayanıklılarındandım, ama ne kadar çalışırsam çalışayım, yerden kalkamıyordum ya!


Takımın en kötü zıplayan ikinci kişisiydim şimdi tam hatırlamıyordum ama otuz beş santim diye aklımda kalmış, bu komik bir rakam NBA basketçilerini düşünsen elitleri yaklaşık bir metre sıçrıyor. 


Yani benim üç mislim, sonraki yıllar yapılan idmanlar bunu değiştiremedi pek smaç yapmayı bırak bir kez bile çembere değmeden bitti basketbol maceram.


Buradan çıkarılacak genel ders hedef koyarken biraz deli olmanız lazım, yani çok az deli, örneğin pazar sabahı altıda kalkıp şehrin ta öte yanına gitmenize sağlayacak kadar deli. 

Çünkü o sayede ancak yetenek aralığının neresine kadar yükselebileceğinizi anlayabiliyorsunuz.

 

Ama daha fazla delilik daha fazla motivasyon yarardan çok zarar getiriyor bence. 

Hedefleri koyarken o aralığın sınırlarını da iyi tahlil edebilmek lazım. 


Ben hiçbir zaman iki metrelik atletik biri olamayacağımı bildiğimden beklentilerimi ayarlamam kolay olmuştu.


Duvarlarımdaki NBA posterlerinin büyüsüne kapılıp okulu savsaklamadım mesela, azmin de fazlası körlük getiriyor.

 

Ne yazık ki motivasyonel konuşmalardan ortalık geçilmiyor ama akılcı gerçekçi bir şekilde hedef koymasını öğrenmek asıl mesele ve o konularda da pek bir rehber yok, artık onu kendiniz bulacaksınız.

  

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

CUT ÇEŞİTLERİ TERMİNOLOJİ

Türkçede, topsuz hareket anlamına gelen cutların bazı yerleşmiş isimleri vardır. Perdeleme kullanılarak yapılan cutlar ve perdeleme olmaksızın kullanılan bazı cutların isimlerini ve çizimlerini burada paylaşıyorum.  V CUT  BACKDOOR CUT  CROSS CUT  FLASH CUT  L CUT  SHALLOW CUT PERDELEME KULLANILARAK YAPILAN CUT ÇEŞİTLERİ CURL CUT DEEP CUT  FLARE CUT LOW POST SPLIT RUB OFF CUT  SHUFFLE CUT UCLA CUT HIGH POST SPLIT

TARİHTEKİ EN UZUN BOYLU BASKETBOLCULAR

Yazının sonunda, Türkiye'nin en uzun boylu basketbolcularını da görebilirsiniz. Daha önce bahsetmiştim, çok sevdiğim bir dostum yaş günümde bana bir kitap hediye etmişti. Geçmişte basketbol ile ilgili enteresan bilgileri içeren bu kitaptan bazı bölümleri bu bloga taşımıştım. Kitap 2001 yılında basılmış . Bu nedenle bazı bilgiler eksik kalmış ancak içinde geçmişle ilgili ilginç hikayeler var.  En uzun boylu oyuncu sıralaması: SULEİMAN ALİ NASHNUSH 2.43 Suleiman Ali Nashnush İnternasyonal basketbol tarihindeki en uzun oyuncu. Libya milli takımında 1962 yılında oynamış. GHEORGHE  MURESAN 2.34 Romen uzun 1993 yılında Washington Bullets tarafından draft edilmişti. NBA e gelmeden önce çok yavaş olduğu düşünülmüş ve bu transfer tenkit edilmişti. Ancak Muresan 1996 ve 1997 yılları arasında en iyi şut yüzdesine sahip olarak tarihe geçti. MANUTE BOL 2.31  Dokuz sezon NBA de oynayan Sudanlı Manute Bol, özellikle yaptığı 2000 d...

PENETRE PAS İLE PAS CUT ARASINDAKİ FARK

Genel olarak altyapı oyuncularımızda, topu alır almaz driplinge başlamak, eğer imkan varsa içeriye dalmak ( penetre ) ve atış yoksa pas vermek alışkanlığı var.  Oyuncular, eğer içeri dalamazsa genellikle yanındaki arkadaşına, pasif bir pas verip sabit bir şekilde oyunu seyretmeye başlıyor.   Bazı tecrübeli koçlar penetere sırasında diğer oyuncuların kayacakları yerleri  ( spacing ) gösteriyor.  Her ne kadar A takımlar seviyesinde bu tarz basketbol oynansa da altyapılarda bu düzen, topla iyi oynayan bir iki oyuncunun gelişmesine yardımcı olurken diğer oyuncuların sadece şut ve Close out savunmasına atak etmesine yarıyor.  Bu tarz oyun ülkemizde o  kadar yerleşmiş ki , son kursta antrenör adaylarına, pas cut yer değiştirmeyi ve penetre pas yer değiştirmenin arasındaki farkı anlatmama rağmen,  pas cut sorusuna neredeyse tüm kursiyerler penetre pas şeklinde cevap vermişler.  Arada çok büyük fark yokmuş gibi gözüksede, bence al...