Salona adımımı attığım anda kendimi çok tanıdık ama bir o kadar da keyifli bir ortamın içinde buldum.
Sahada, hepsi birbirinden sempatik on tane çocuk topun peşinde koşuşturuyor… Tribünde ise şık spor kıyafetleriyle genç anne babalar, en az çocuklar kadar heyecanlı.
Biraz etrafa bakınıp sorduktan sonra sahadaki maçın U11 olduğunu öğrendim. Bu kötü çünkü çok çok küçükler....
Yapay zekâ ile hazırladığım görselde de 11 yaşında bir çocuk ile aynı sahada, aynı potada mücadele eden ama fiziksel olarak çok farklı bir oyuncu var !!!!
İlk maç başa baş geçti, hatta sadece bir sayı farkla bitti.
Ama maçtan çok aklımda kalan şey koçlardı.
Bir tanesi adeta joystick ile oynar gibi çocukları yönlendiriyor, her pası, her hareketi dikte etmeye çalışıyordu.
Diğeri ise daha tecrübeli bir koçtu ancak işin üzcü olan tarafı ,büyük yaş gruplarında yapılan bir savunma ile maçı kazandı.
U12 BASKETBOL BAŞLAMA YAŞI
Sonra asıl izlemek için geldiğim U12 maçına geçildi.
Bu maçı izledikten sonra bir kez daha şuna emin oldum: Basketbola başlamak için gerçekten çok doğru bir yaş.
Şimdi diyeceksiniz ki; 11- 12 arada ne kadar fark olabilir ki?
Evet çok fark var eğer iki yaş grubunu arka arkaya seyrederseniz farkı kolayca görebilirsiniz.
Maç baştan sona inanılmaz keyifliydi.
Ama sadece heyecanlı değil, aynı zamanda bu yaş grubuna göre gerçekten kaliteli bir basketbol vardı sahada.
Hatta dürüst olayım, maç sonunda içimden “Keşke basketbolda beraberlik olsaydı ” diye düşündüm.
Ama en güzeli neydi biliyor musunuz?
Maç bitince herkesin yüzü gülüyordu. Veliler, çocuklar, koçlar… Bu çok nadir gördüğümüz bir şey.
Ve bence bunun en büyük sebebi koçların oyuna ve çocuklara yaklaşımıydı.
Maçtan sonra kaybeden takımın koçu ile biraz sohbet etme fırsatım oldu.
Bana, bu yaş grubunda hiç perde kullandırmadığını hatta perde olduğu için hand-off bile kullandırmadığı söyledi.
Bu detayı duyunca aslında konuya ne kadar hakim olduğunu daha iyi anladım.
Daha önce koçun YouTube’da takımını izlemiştim; yarı sahada hiç perde kullanmadan, birebir üzerinden ama sürekli hareketli bir hücum oynuyorlardı. Gerçekten dikkat çekiciydi.
Bu maça diğer koçun davetiyle gelmiştim.
Onların oynattığı basketbol da ayrı bir keyifti.
Topu kazandıkları anda kim ne yapacak diye düşünmeden, tamamen pasla hızlı hücuma çıkmaları…
Yarı sahada ise ileride ( çok ) uzun oynayacağı belli olan oyuncuya top indirip, oradan çıkan paslarla savunma dengesizken hücum etmeleri… Gerçekten etkileyiciydi.
Bir de benim için özel bir detay var: Tüm maç boyunca iki takım da tek bir pick and roll bile oynanmadı.
Bu da ayrı bir mutluluk 🙂
Hakemlerin maç yönetimi, koçların hakemlere karşı tavrı, velilerin olgunluğu… Açıkçası hepsi beni şaşırttı. Ama aslında bir yandan da şunu çok net gösterdi:
Bu işin başı koçlar.
Keşke tüm koçlarımız bu yaklaşımda olsa…
O zaman çocuklarımızı da, basketbolumuzu da çok daha gönül rahatlığıyla onlara emanet edebilirdik.
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder