O atmosferin içinde bulunmayan hiç kimsenin anlayamayacağı bir durum. Dışarıdan eleştirirken herşey normalmiş gibi çok mantıklı yorumlar yaparsınız ancak bilemezsiniz ki, sporcunu iç dünyasında fırtınalar kopuyordur.
O fırtına sizi bir dakika içinde yerin dibine de sokabilir, bir anda herkesin sevgilisi de yapabilir.
NBA FİNALİ
İnternette
dolaşırken hayatlarında ilk defa NBA finali oynayacak oyunculara, karşılaşacakları stresi yenmeleri için tecrübeli basketbol adamlarında
nasihatler başlığı altında bir yazı okudum.
Yazıda
bir çok ünlü, kendi tecrübelerini oyuncular ile paylaşıyordu.
Lary
Bird, istediğiniz kadar final oynayın şampiyon olmadıktan sonra sizi kimse
hatırlamaz şeklinde moral bozucu bir giriş yaparken .
Phil
Jackson yine ilginç ve öğretici fikirler veriyordu .
Phil, "doğal olarak antrenmanlarda oyuncularımıza
maçlarda uygulayacakları hareketlerin provalarını yaptırırız ancak maç
sırasında oyuncu konsantrasyonunu kaybettiğinde sorunlar yaşanmaya başlar" diyor.
( Aslında ilk defa oynayacağınız bir NBA finalinde konsantrasyonunuzu kaybetmeniz için o kadar çok faktör
var ki..)
" İşte bu
durumda oyuncuların ayakta kalabilmeleri için onlara ,ilk basketbola
başladıkları yıllarda edindikleri ve
içlerine kadar işlemiş olan temel teknikleri hatırlamalarını tavsiye
ederiz" diyerek konuşmasını sürdürüyor.
Nasıl
topu koruyacağını , karşısındaki oyuncuya karşı her zaman uyguladığı ayak
hareketlerini, her zaman nasıl şut attığını....
Bunun gibi vücudunun alışmış
olduğu basit temel tekniklere odaklanmanın oyuncuları tekrar kendine getirdiğini ve
oyuna daha kolay dahil olabildiklerini söylüyor.
Final maçında kaçan turnikeleri, trübüne atılan pasları, acemice yapılan stepsleri düşününürseniz bu fikir hiç mantıksız değil.
Bu
konunun ne kadar önemli olduğunu bana hatırlatan iki hikayem var.
Şu anda
Türkiye’ni en iyisi diyebileceğim ve o zamanlar çok yetenekli bir oyuncumun
maçın gidişatı nedeniyle konsantrasyonunu kaybetmesi ve iki üç defa sağını
solunu karıştırmasından dolayı maçı
kaybetmemiz .
Bir
diğeri ise oldukça eski bir hikaye biraz vaktiniz varsa okuyun derim.
PİDE
KOKULARI ARASINDA ISINMAK
Motivasyon
denilince aklıma hep aynı hikaye gelir.
Spor
Sergi Sarayı’nın ( menüsü sadece, pide, ayran ve çikolatadan oluşan ) tek büfesinin
önünde çok büyük bir alan vardı .
Takımlar
diğer maçın bitmesini beklerken orada ısınma hareketleri yapardı.
Ve maç
öncesi oluşan adrenalini ilk defa bu boş alanda boşaltmaya başlardık . Herkes
belirli bir süre sonra var gücüyle zıplamaya başlardı .
Tabii
oyuncuların boyuna göre hedefleri vardı bazı guardlar tepedeki lambanın ucuna ancak
değerken, pivotlar en yüksek duvara zıplar ve parmak izlerini bırakırlardı.
Galatasaray’da
kaptanlık yaptığım bir dönemde, Spor Sergi Sarayı’nda bir derbi maçı öncesi ,
yaklaşık beş bin seyircinin sesi salonda yankılanırken ısınıyorduk, adrenalin
birikimi son safhadayken zıpladığımı ve çok rahat bir biçimde daha önce
ulaşmadığım bir noktaya, pivotların parmak izlerini bıraktığı noktaya avcumla
dokunduğumu hatırlıyorum.
Ancak maçtan sonraki ilk antrenmanda yine eski halime
dönünce kimseye bu özel anı anlamamıştım.









Yorumlar
Yorum Gönder