Bu duygular ender olarak kayda geçer. Bu duygulara ender olarak sahip olma mutluluğuna erişen insanlar, onların yol açtığı hazları –ortada büyük bir tuhaflık olmadığı sürece- kolay kolay kimseye anlatmazlar; anlattıklarını da ancak çok yakınlarına anlatırlar ve her şey orada unutulur gider.
Yukarıdaki paragraf , Honore de Balzac’ın Louis Lambert adlı kitabından alıntıdır.
PRENS
TÜYAB fuarından aldığım kitaplar arasında okumayı en sona bıraktığım
“Spor Kültürünün Kutsal Kaynakları” adlı ilginç bir kitap vardı.
İlginçlikler, kitabın yazarının prens olmasıyla başlıyor.
Prens Gazi bin Muhammed ,Harrow School ‘da yüksek okulu tamamladıktan sonra Princeton üniversitesinde bitiriyor. Doktorasını Cambridge Üniversitesi’nde yaptıktan sonra . 1988-1991 yılları arasında Ürdün Basketbol Federasyon başkanlığı yapıyor...
Kitap, sporun antik çağlarda kutsal olarak algılandığı ve devletlerin paraları olmasa bile ,Tanrıları kızdırmamak için basitleştirilmiş bile olsa muhakkak oynatıldığını anlatan cümleler ile giriş yapıyor.
( Parasızlıktan iptal edilen organizasyonları hatırlayınca ilginç geldi. )
“Klasik antikite oyunlarında ( ludi ) kutsal bir karakterdir ve bu nedenle oyunların geleneksel seyrinde tipik bir tabir olagelmiştir. ( Burada Latince uzun bir cümle vardı )
Kutsal oyunları ihmal etmek tehlikeli olarak görülmüştür.
Bu yüzden devletin bütçesi tükenmiş olsa dahi oyunlar basitleştirilebilir ama tümüyle kaldırılmazdı.”
Kitabın benim için en ilginç yanı Japon okçu ile ustasının diyaloğu. Burada uzun uzun bu konudan bahsedip canınızı sıkmayacağım ama bu paragrafı yazmasam olmaz.
“Usta bizi “ Gelecek derslere geldiğinizde “ diye uyardı ,”kendinizi buraya yoğunlaştırmalısınız. Aklınızı çalışma salonunda ne olduğuna odaklayın.
Her şeyi bir kenara bırakıp geçmişe yürüyün , sanki dünyada önemli ve gerçek tek bir şey varmış gibi : Okçuluk.!”
Kitabın sonlarına doğru ise Bill Russel ve Pele gibi iki ünlüden bahsettiği bölüm var ki , başta Balzac’ın bahsettiği o duyguyu bize anlatıyor.
Ve ben de bu bölümü sizinle paylaşmak istedim.
MODERN SPORDA KONSANTRASYON
Her Celtic maçı öyle ısınırdı ki , oyun sanki fiziksel ya da zihinsel değil de sihirli bir şey haline gelirdi.
Oynadığım zamanlarda hakkında asla konuşmadığım bu durumu açıklamak çok güç .
O gerçekleştiğinde oyunumun başka bir boyuta yükseldiğini hissederdim. ..
Bu çok özel bir durumdu, bulunduğum boyutta her çeşit acayiplik olurdu...
Sanki ağır çekimde oynuyormuşuz gibiydi.
Bu büyü esnasında sanki bir sonraki oyunun nasıl gelişeceğini ve bir dahaki sayının nasıl atılacağını duyumsardım...
Ön sezilerim sürekli doğru çıkar ; sadece Celtic’lileri değil ,rakip oyuncuları bile kalben tanıdığımı ve onların da tümüyle beni tanıdığını hissederdim.
( Basketbol oyuncusu Bill Russel,)
Bir çeşit coşku ; gün boyunca yorulmadan koşabileceğimi hissederdim , bütün takımı ya da hepsini çalımlayabileceğimi, fiziksel olarak hepsini geçebileceğimi . Yaralanmayacağımı hissederdim . Bu çok garip ve daha önce hiç yaşamadığım bir duyguydu.
(Futbol oyuncusu Pele)
ÇOK SICAK BÜTÜN ŞUTLARI GİRİYOR ..
Bunlar gibi daha bir çok tecrübe yazabiliriz fakat bu kişilerin dikkat çektikleri iki önemli detay var.
İçinde bulundukları duruma isteyerek ya da bilinçle gelmedikleri ve bu bilincin kendi kendine aniden sona erdiği.
Modern konuşma tarzında bu tecrübe “Zone’da olmak –Zone’a girmek” olarak bilinir .
( Basketbolda da sıcak veya ritim buldu diye tabir ediliyor )
Atletler ve spor gazetecileri için bu laf bir klişe olsa da anlamını bulmak her zaman zor olacaktır.
Atletler bu duruma girerken bir dinsel ritüelin değil fiziksel bir aktivite üzerine odaklandıklarından bu durum daha “Hayvani bir katmandır.”
Ne zaman ortaya çıkar ? Ortaya çıkmasının sebebi , belli bir zamanda bir olaya şiddetle konsantre olmuş bir atletin –daha önce anıldığı gibi- bedenini ve egosunu tümüyle unutmasıdır , ve tam o sırada
“ nefsin uzayı “ boştur ve her zaman var olan , ama çoğunlukla maskelenmiş olarak var olan Akıl, kişiye manevi bir ışık “ zerresi” olarak nüfuz eder.
Peki Zone’un tecrübe eden sporcular için manevi yararları söz konusu mudur.? Büyük olasılıkla hayır. Çünkü maneviyatla ortak bir ölçü söz konusu değil.
Ancak bu tecrübe sporculara, fiziksel dünyadan daha üstün bir şeyler olduğunu anlamalarını ve onu keşfetmek için çaba göstermelerini sağlayabilir.
Her iki durumda da olagelen şey, duruma tanıklık edenleri fiziksel performans ve verim açısından şaşırtan anlar , olağan üstü fiziksel zarafet ve güzellik gösterisidir.





Yorumlar
Yorum Gönder